Hikayenin minik bir taslağını çıkardım ve daha yolumuz olduğunu fark ettim. Beş bölüme biter diye düşünüyordum ama meğer daha varmış sıscjskdnkj Asıl çekimler bittikten sonra bir yollara gireceğiz ama hadi hayırlısı.
Yorumlarınızı bekliyorum, iyi okumalar!
*
Ocean'ı ne zaman havaalanına bıraksak sessizleşirdik. Yıllardır değişmeyen bir gerçekti bu, asla alışamazdık. Kısa bir süre gelir, aslında bu grubun yapı taşının o olduğunu hatırlamamızı sağlar, bizi bir araya getirip hepimizin hayatında bir şeyleri yoluna koyar, ardından da belirsiz bir süreliğine giderdi. Bu yüzden her defasında modumuz düşer, normal hayatlarımıza dönmemiz zaman alırdı.
Ancak bu seferki farklıydı. Arabada şimdiye kadar hiç rastlamadığım derin bir sessizlik vardı, Ocean'ın gidişinden daha fazlası olduğunu hissettiren bir sessizlik. Yanımda arabayı süren Ashton, bir şey düşündüğünü belli eden derin bakışlara gömülmüştü. Onu en son bu bakışlarda gördüğümde, lisedeki depresyon döneminin başıydı ve bunun olmasını istemiyordum. Son zamanlarda sessizdi ve bana mesafeli davranıyor gibi hissediyordum. Üç çekimdir biter bitmez Kasey'in yanına gidiyordu ancak Michael'ın söylediğine göre geceleri dönüyor, onunla kalmıyordu. Dün de Ocean ile son akşam yemeğimizi yemek için gittiğimiz restoranda Kasey hariç çocukların tüm kız arkadaşları gelmişti, Ashton'a onu sorduğumuzda hasta olduğunu söylemişti. Michael yine teori uyduracaktı ki Ocean bir daha Ashton ile ilgili hiçbir şeyi bana anlatmamasını azıcık azarlayarak söyleyince Michael da teorisini yutmuştu. Yine de Ashton ne olursa olsun arkadaşımdı ve iyi olmadığı barizdi, bu yüzden çekimlerde kafasını dağıtarak onu üzen her neyse yok etmeye çalışmaya karar verdim. Kendimce Ashton'ın sessizliğine bir çare bulduktan sonra aynadan arkadaki arkadaşlarıma çevrildi bakışlarım. Calum zaten hep böyleydi, anormal bir şey yok gibi görünüyordu. Aynadan benimle göz göze geldiğinde samimi bir gülümseme vererek ondan yana içimin rahat olmasını sağlamıştı. Gözlerimi Luke'un koluna başını yaslamış tavanı izleyen Michael'a kaydırdım. Ocean ile vedalaşmak için sarılırlarken günlerdir güçlü olan Ocean'ın elinin titrediğini görmüştüm. Zaten Michael'dan ayrıldığında gözlerinin dolduğunu saklamak için hemen arkasına dönüp silmişti. Ne kadar dediklerinin hala arkasında olsa da o da bir insandı ve Michael için başka bir kıtaya uçmuşken hiç beklemediği bir görüntüyle karşılaşmıştı. Buna rağmen Michael'ı suçlamayı bırakmıştım, kendi içinde yeterince vicdan azabı çekiyordu zaten. Şu an da onu düşünüyor olmalıydı. Gözlerim son rotasını bulduğunda, bugünün asıl iyileştirilmesi gereken kişisinin Luke olduğunu anlamıştım. Dirseklerini kapıya yaslamış, çenesini yumruk yaptığı ellerine gömmüş dışarıyı izliyordu. Gözlerindeki hüzün hiç hoşuma gitmemişti. Onu böyle görmekten nefret ederdim. Ocean en son Luke'a sarılmıştı, aralarındaki özel bağın farkında olduğumuz için birkaç adım gerilerinde durmuştuk. Bu da Luke'un Ocean'ın sırtındaki elini nasıl da sıkıp ceketini avuçları arasında tuttuğunu görmemizi sağlamıştı. Ocean ona fısıldayarak şeyler söylemişti ve Luke da dolu gözleriyle küçük bir çocuk gibi başıyla onaylamıştı. Bazen kendimi Luke'un annesiymişim gibi hisseder, canını sıkan her neyse o şeyi ortadan kaldırmak için sonuna kadar uğraşırdım ve şu an da o anlardan birindeydik.
"Luke..." diye mırıldandığımda Ashton sessizliğin bozulmasıyla hafif irkilmişti, bana bir bakış attıktan sonra tekrar yola döndü. Luke ise gözlerini bana çevirip sorarcasına bakmakla yetindi. "Çekimlerden sonra kitap almaya gideceğim de, benimle gelir misin?"
"Pek iyi hissetmiyorum, eve gider gitmez uyuyacağım."
Kabul etmesini beklediğim için afallamıştım, normalde bulduğumuz her boşlukta buluşmaya çalışırdık. Ayrıca kitap alma genellikle Calum, Luke ve benim olayımızdı. Favori kitapçımıza gider, her şeyi inceler, bazılarının arkasını okuyarak dalga geçtikten sonra müzik kısmında da vakit geçirir ve en sonda da en üst kattaki kafesine gidip saatlerce sohbet ederdik. Yine de üstüne gitmeyerek "Peki." diye mırıldandım. Birkaç dakika sonra kampüse geldiğimizde Luke koluna yaslı uyuyakalmış Michael'ın başını nazikçe koltuğa yerleştirdi. Normalde birden kolunu çekip kafasının düşmesini sağlar, dakikalarca gülerdi ancak bugün fazla keyifsizdi anlaşılan. Luke ve Calum arabadan inerken Calum'a attığım bir bakış Luke'a eve gidene kadar göz kulak olmasını anlatmam için yetmişti. Gemiye doğru yola çıktığımızda sessizlikten sıkılmaya başlamıştım, bu yüzden telefonumu çıkarıp Shane'in günaydın mesajına cevap verdim. Bir dakika bile geçmeden Brad ve Finn komik bir selfie atarak telefonu ele geçirdiklerini yazmışlardı. Kıkırdayarak onlara cevap yazdıktan sonra Ashton'ın bakışlarını hissedince ona döndüm.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Why Won't You Love Me
FanfictionNeden beni sevmiyorsun? Birlikte ikimiz yalnızız. Diğer taraftan çok çaresiziz. Öyleyse neden beni sevmiyorsun?
