Lee Min Ho, okulun tiyatro kolunun başkanıydı. Park Lu Yin ise onun provalarını bile izlemeyi severdi.
Sonunda bir cesaretle Min Ho'ya mesaj attı. Ancak bambaşka bir taktik uygulayarak.
Hamlet: Oyunculuğun çok kötü. Neden tiyatro kulübünü seçtin k...
Ertesi sabah okulun kapısında Min Ho'yu beklemeye başladım. Dün ona bir sürü mesaj atmıştım ama aldığım tek cevap görüldü olmuştu. Söylediğim şeylerin anlık öfkeyle ağzımdan kaçtığını, Soobin ile samimi bir ilişkim olmadığını açıklamıştım. Fakat pek de bir etki bırakmamış gibiydi. Çünkü fazlasıyla kırılmıştı. Gözlerindeki o kırgınlık ifadesini fark etmemek mümkün değildi.
Sonunda Min Ho'yu gördüğümde gülümsedim. Yanımdan geçip gitmesine izin vermeden önüne atladım. Bıkkın bir ifadeyle bana baktı.
"Konuşalım."
"Yeterince konuştuk."
"Hayır yapmadık. Beni dinlemen gerekiyor."
Gözlerinden bir öfke geçtiğine emin oldum. Dudaklarını birbirine bastırıp kaşlarını çattı.
"Öğrenci temsilcisi değil misin sen? Gidip önemli işlerle ilgilenmelisin, millet seni bekliyor. Benim gibi aptal ve gereksiz hislere sahip olan biriyle konuşman yalnızca vakit kaybı."
"Min Ho, yapma şöyle. O cümleleri demek istemediğimi gayet iyi biliyorsun."
Kafasını iki yana sallayarak; "Hayır bilmiyorum. Ben seninle ilgili hiçbir şey bilmiyorum Park Lu Yin. Sürekli değiştiğin için takip edemiyorum, malum."
"Değişiyor muyum? Ne demek istiyorsun?"
"Beni anladığını söylemenin üstünden sadece bir gün geçmişken hislerime aptalca yakıştırması yaptın! Sence de anormal değil mi?"
"Min Ho ben-"
"Biliyor musun... Aslında burada seninle vakit kaybeden benim."
Bir şey diyemeden yutkunduğumda önümden çekilip binanın içine doğru ilerledi. O fla yara arkasından baktım bir süre. Haklı olarak kırılmıştı ve ben durumu nasıl toparlayacağımı bilmiyordum.
~
Öğle arasında tiyatro kulübüne, yani salona gittim. Kulüp öğrencileri prova yaparken, Bayan Dahee işleri Min Ho'ya devredip gitmişti. Min Ho da kulübe katılmak isteyen birinci sınıf öğrencilerinin formlarını kontrol ediyordu. Onu uzaktan izlemeyi kesip sahneye ilerledim.
Durumdan haberdar olan Ahn Seol de yanımdaydı. Beni yalnız bırakmak istemediğini söylemişti.
Masaya yaklaştığımızda Min Ho bizi fark etti. Kafasını kağıtlara eğerken konuştu.
"Kulüp ile alakalı bir şey yoksa çıkın lütfen."
İç çektim. "Kulüp ile alakalı."
Kafasını kaldırıp sorar gözlerle bana baktığında devam ettim. "Tripli bir kulüp başkanı varda, onunla konuşmam gerekiyor."
Ahn Seol hafifçe gülerken Min Ho gözlerini devirdi. "Çıkın dışarı."
"Enişte ayıp ediyorsun bak."
Kayıt yapan öğrencilerin işlerinin bittiğine emin olmuştum ki sol tarafımdan bir kız gelip masaya yaklaştı ve elindeki formu Min Ho'ya verdi. Yüzüne baktığımda bunun Ha Nabi olduğunu fark ederek kaşlarımı çattım. Ancak ben ve Ahn Seol'un aksine Min Ho gayet normal bir ifade sergiliyordu.
"Ne işi var bu kızın burada?"
Soruma karşılık Nabi alaylı bir gülüş ile bana döndü.
"Kulübe katılmaya geldim, sana ne oluyor?"
Sinirle bir adım üstüne yürüdüm. "Sen kafayı mı yedin? Kovulduğundan da mı utanmıyorsun?!"
"Min Ho'ya tekrar katılıp katılamayacağımı sordum o da benim için Bayan Dahee ile konuştu. Sana laf düşmez burada... Alvin ve sincaplar."
Yine aynı benzetmeyi yapmasına sinir olsam da takılı kaldığım nokta, Min Ho'nun onu kulübe kabul etmiş olmasıydı. Hayretle ona döndüm.
"Nasıl yapabiliyorsun bunu?"
Elindeki tükenmez kalemi parmakları arasında çevirirken gözlerini yüzüme çıkardı.
"Burada kararları ben veririm öğrenci temsilcisi Lu Yin. Seni ilgilendiren bir durum olmadığı sürece karışamazsın."
Kalbimin kırılma sesi resmen kulağımda yankılanmıştı. Fazla ileri gidiyordu. Hemde şu tavus kuşunun yanında...
"Min Ho, yanlış yapıyorsun." Sıktığım dişlerimin arasından sinirle konuştuğumda alayla güldü Min Ho.
"Doğruyu yanlışı senden öğrenmem gerektiğini bilmiyordum?"
Ahn Seol; "Min Ho, gerçekten kaba oluyorsun."
Ahn Seol'deki bakışlarını bana çevirip sert bir ifade takındı Min Ho.
"Hayır... Onun kadar kaba değilim."
~
Çığlık atarak boş sınıfa girdiğimde eş zamanlı olarak göz yaşlarım yanaklarımdan akmaya başlamıştı. Ahn Seol hızla arkamdan gelip kapıyı kapatarak yanıma ulaştı. Sıralardan birinin üstüne oturdum.
"Yin-ah~ Ağlama..."
Elimi saçlarımdan geçirdim. "Beni o tavus kuşunun önünde küçük düşürdü."
Ahn Seol ellerini dizlerimim üstüne koyarak şefkatli bir ses tonuyla konuştu.
"Sadece çok kırgın olduğu için. Hatasını anlayacaktır. Hem Nabi'den oyuncu falan olmayacağını o da çok iyi biliyor. Pişman olacaktır."
"Ya o kız rüşvetle seçmeleri geçti! Min Ho'ya iftira attı! Nasıl hala onunla muhatap olabilir? Kendi gururuna yedirebiliyor mu cidden?"
Hüzünlü bir ifade ile iç çekti Ahn Seol. "Bilmiyorum... Kasıtlı yapıyor gibiydi."
Oflayarak ıslanan yanaklarımı sildim. Ahn Seol önce omzumu patpatlamış, sonra bana sarılmıştı. Ben de ona sarılıp göz yaşı dökmeye devam ettim zil çalana kadar.
Okul çıkışında tek başıma biraz yürümek istediğim için Ahn Seol'u beklemeden çıktım. Binadan çıkıp demir kapılara ilerlerken Min Ho'yu ve arkadaşı Cha Eunwoo'yu bende birkaç adım önde görmüştüm. Bir an için Min Ho'nun yanına gitmeyi düşünmüştüm ama gururum ağır basmıştı.
Ancak sonradan aklıma dank etti ki, gurur yapmak sadece daha çok arayı açardı. Öyle değil mi?
Tam adımlarımı hızlandırmıştım ki, Nabi belası onların yanına yetişerek aralarına girip beraber yürümeye başladı. Ne Min Ho ne de Eunwoo herhangi bir tepki göstermeden Nabi ile de konuşa konuşa ilerlemeye devam etti.
Nutkum tutulmuştu. Anlam veremiyordum.
Min Ho bir şeye bakar gibi kafasını arkaya çevirdiğinde gözleri beni buldu. Gülen yüzü soldu yavaşça. Yutkundu.
Ancak umursamadan önüne döndü ve o ikisi ile yoluna devam etti.
Sanırım bazı şeyler gerçekten değişmiyordu.
Ofelya'lar hiçbir zaman mutlu olamayacaktı.
Angst bitmeyecek korkmayın, hem daha finale çok var fkdkcldmlks 💙🎭
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.