23🎭

5.5K 541 620
                                        

Bu gerçek miydi?

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Bu gerçek miydi?

Lee Min Ho şuan kanlı canlı karşımda duruyordu. Büyükannemin evinde?!

"Senin burada ne işin var Min Ho?" Hayretle sorduğum soruya karşılık sırıttı tavşan gibi. Elinde poşetler vardı.

"Hasta ziyaretine geldim ne var?"

Yanımdan geçip eve giden mermerleri takip etmeye başladı. Hızla peşinden gidip durdurmaya çalıştım ama o çoktan kapı eşiğinde oturan büyükannemin yanına varmıştı. O esnada içeriden çıkan annem de garip garip Min Ho'ya bakıyordu.

Min Ho saygı selamı vererek;
"Merhaba efenim, ben Min Ho. Lu Yin'in arkadaşıyım."

Hayır, asla anlamıyorum. Bu çocuk nasıl bu kadar cesur olabiliyordu?

Büyükannem bir süre Min Ho'ya öylece baktı. Ben bu saniyeler içinde gerilim filmi çektim resmen. Nereden çıktı bu çocuk diye sorsalar ne cevap verecektim acaba? Lu Yin, bittin kızım sen.

Büyükannem önce gözlerini kısarak baktı sonra hiç beklemediğim bir şekilde gülümseyerek Min Ho'ya 'hoşgeldin evladım' tarzında bir şeyler söyleyerek onu yanına oturttu. Bu sırada annem de yanımıza gelip elindeki tepsiyi yere bıraktı.

"İlk defa Yin'in bir arkadaşı ile tanışıyoruz, değil mi Hana?"

Ay bir de annemden onay alıyordu, öldürecek bu kadın beni!

"Öyle anne..."

Annem bana 'seninle sonra konuşacağız' bakışları atınca hızlıca gözlerimi kaçırdım. Kırk tane soru soracaktı kesin. Çok şükür ki babam şehir dışındaydı.

"Lu Yin sizin hasta olduğunuzdan bahsedince ziyaret etmek istedim. Daha iyisinizdir umarım."

Her genci kendi torunu gibi seven büyükannem tabi ki Min Ho'yu da çok sevmiş, özellikle bu cümlesinden sonra yanağını sıkmıştı. Seni tonton...

"Aigoo~ ne kadar efendi bir çocuk. İyiyim oğlum, endişe etme. Geldiğin için teşekkür ederim."

Min Ho gülümsedi.
"Asıl ben sizinle tanışabildiğim için teşekkür ederim, sanırım bunun için Lu Yin'e minnetar olmalıyım?"

Aniden bakışlar bana dönünce zoraki bir gülümseme sundum. Ya arkadaş... Ben Min Ho'ya bir kez daha aşık oluyorum galiba.

Ne yapacağımı bilemeyerek Min Ho'nun getirdiği poşetleri elime aldım hızlıca. "Ben bunları mutfağa götüreyim."

"Biz de tam kahvaltı yapacaktık, sen de kalırsın değil mi oğlum?"

Min Ho büyükannemi onayladı. İçimdeki şoku atlatamadan mutfağa gittim, annem de hemen arkamda.

E bu çocuk benim ailem ile tanışmış oldu şimdi. Benim gibi bir platonik için çok fazlaydı bu!

Min Ho'nun getirdikleriyle de güzel bir kahvaltı hazırlarken annem kolumu çimdikleyerek yanıma geçti. Acı ile ahlayıp elimi çimdik attığı yere götürdüm.

"Hani erkek arkadaşın olduğunda ilk bana söyleyecektin? Nereden çıktı bu çocuk?"

Min Ho'nun duymasından korktuğum için gözlerimi büyüterek o tarafa baktım ama büyükannem ile derin bir sohbet ettiklerini fark edince tekrar anneme döndüm, kaşlarımı çattım.

"Anne ne diyorsun tanrı aşkına? Min Ho benim erkek arkadaşım falan değil... Normal, sıradan arkadaşım."

Annem alayla güldü.
"Tabi, keriz vardı karşında da."

Kadın zeki..

"Çocuğa nasıl baktığını görmedim sanıyorsun?"

"Ya! Gerçekten aramızda şuan bir şey yok, niye inanmıyorsun?~"

"Pekala... Sonra konuşacağız seninle. Şimdi şu kahvaltıyı hazırlayalım da, alırım ben senin ifadeni."

Harika, yandık.

Kahvaltıyı verandaya kurmuştuk. Hava hafif esintili olduğu için rüzgar saçlarımı savuruyordu. Bu yüzden yemek yemem aşırı zorlaşıyordu. Sinirle of çektiğimde büyükannem ile sohbet eden Min Ho bir anlığına bana bakmış ve bu halime gülmüştü. Ona kaşlarımı çatarak yalandan sinirli bir bakış attım. Bileğimde olduğunu yeni fark ettiğim lastik ile saçlarımı bağladım.

Nasıl olduğunu anlayamadım ama büyükannem ile Min Ho çok iyi anlaşmışlardı. Kahvaltı boyunca konuşmuşlardı. Annem de buna dahil. Şimdiden Min Ho gözlerine girmeyi başarmıştı. Gerçi haklılardı. Çocuk resmen büyükanneme vitamin olsun diye meyveler ve sağlıklı yiyecekler getirmişti. İşte yetmiş iki yaşında bile olsan bunlara düşebiliyormuşsun. Öğrenmiş olduk.

Min Ho bunu neden yapıyordu bilmiyorum. Benimle ilgileniyordu, bunu anlamamak için aptal olmak gerekir. Ama hala hayret etmekten kendimi alamıyordum. Ona anonim olarak mesaj atmamın üzerinden kaç gün geçmişti ki sanki?

Kahvaltı faslı bitince bir süre sonra Min Ho gitmesi gerektiğini söylemişti. Büyükannem ona her zaman gelebileceğini, kapımızın açık olduğunu söyleyerek benden Min Ho'yu geçirmemi istedi. Min Ho onlarla vedalaştı, sonra birlikte evin dış demir kapısına kadar ilerledik.

Bana dönüp tebessüm etti.
"Büyükannen çok sevimli kadın."

Gülümsedim.
"Öyledir."

Bir süre sessizlikten sonra ben konuştum yoksa aval aval birbirimize bakmaya devam edecektik.

"Bugün yaptıkların... Kimse benim için böyle şeyler yapmamıştı. Teşekkür ederim."

Birden gözlerinde anlam veremediğim bir bakış oluştu. Sıcak... Huzurlu.

Bana doğru bir adım atıp hafifçe eğildi, elleri cebinde.

Yanağımı öptü.

Kendimi anlık olarak bir tiyatro oyunundaymış gibi hissettim. Sanki kıpkırmızı perdenin önündeyiz, kırmızı koltuklarında oturmuş bizi izleyen yüzlerce seyirci var. Üzerimizde eski Kore zamanı kıyafetleri. Havada yine tatlı bir rüzgar, saçlarımı savuruyor.

Min Ho geri çekildiğinde gerçek dünyaya dönmüştüm. Gözlerimi kırpıştırarak az önceki anı kafamda oturtmaya çalıştım.

"Benim teşekkür etmem gerekiyor." Dedi. Anlamayarak kaşlarımı çattım, devam etti. "Bana mesaj atıp şu boş hayatımın Ofelya'sı olduğun için..."

"

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
I Did İt | Lee Min Ho Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin