"Benim günahım aşktır, senin erdemin nefret. "
- - - - - -
"Benim annem, güzel annem.."
"Allah Allah"
Uykudan yeni uyanmış, mahrur bakışlarıyla, gün ışığını anımsatan gülümsemesiyle, her güne daha iyi uyanmamın sebebine bakıverdim gözlerimi açar açmaz. En az benim kadar deli yatışının sonucunda her yerinden fırlayan saçlarını kulağının arkasında topladım.
"Büyük halam kahvaltı hazır, anneni uyandır yoksa patates kızartmasının hepsini sana koyacağım dedi." Gözleri kocaman açılmıştı bunu söylerken. Patates kızartmasını çok sevdiğimi biliyor, o da çok seviyor ve ara sıra da olsa bunu koz olarak bana kullanıyordu.
"Yaa, öyle mi? Peki Defne Hanım el yüz yıkandı mı?"
"Evet!"
Pamuk yanaklarından kocaman öptükten sonra yatağın içinden sıyırılıp kalkmayı başarmıştım. Dün gece Serkan'a söylediğim her kelime sanki benim inadıma bir şekilde zihnimde dönüp duruyordu. Vicdanımın ağırlığı altında eziliyordum. Ve Ferit'in attığı mesajla birlikte hayatın ağırlığı altında daha da bir ezilmiştim. Şirkete gitmem gerekiyordu.
"Allah'tan ben burayı terk edip gittim gerçekten. İtalya'ya gitmesem, Defne burada doğmuş olsa, göbeği düştüğünde şirketin önüne felan ışınlanırdım herhalde gömmek için. Öf!"
Gitmek istemiyordum. Ama hazır buradayken işlerin gidişatını izlemem de gerekiyordu. Ve ben geçmişte çektiğim ne acı varsa hepsinin sorumlusu ile aynı ortamda bulunmak istemedikçe sanki hayat beni onun eline bırakıyordu. Daha fazla gecikmeden hazırlanıp aşağıya indim. Ruhsal ve fiziksel olarak hissettiğim derin yorgunluk artık yüzüme yansıyacak kadar yayılmıştı vücuduma. Gülmek istediğim zaman bile zorlanıyordum.
"Günaydın. Ama benim gitmem gerek."
"Aa? Nereye yahu, o kadar şey hazırladık. Patates kızartması?"
"Ferit mesaj attı, ipimi kurtaramadım kuyuya gitmem lazımmış."
Defne gözlerini aşağıya indirmiş, bana küstüğünde ki gibi kollarını birbirine bağlamıştı. Tabii ya.. Ona sözüm vardı. Onu yetimhane bahçesine götürecek ve beraber çiçek ekecektik.
"Annecim yapma böyle ama. Dayanamadığımı biliyorsun."
"O zaman daha çok yaparım."
Ve dediğini yaptı. Sırtı bana dönük olacak şekilde sandalyede pozisyon değiştirdiğinde masada ki herkes içten içe gülüyordu. "Eh ama Defne, hiç dinlemiyorsun ki yavrum. Sen de geliyorsun diyecektim ben."
Gülüşler kesilmiş, kafalar Defne'den bana çevrilmişti. "Fevri kararlar alma hareketini İtalya kararından sonra bıraktığını düşünmüştüm Eda'cım. Emin misin çocuğum?"
"Eminim hala. Hem Defne bahanem olur, çabuk çıkarım oradan. Yolda bir şeyler yeriz biz. Değil mi hanımefendi?"
Başını hafif bana çevirdi, asık suratın yerini yavaş yavaş gülümseme aldı. O da bunun en Eda Yıldız yönüydü. O bana doğru gelirken elimi ona uzattım. Küçük parmakları elimin içine yerleştiğinde ona tıpkı ilk günki gibi gülümsemiştim fark etmeden. Sanki dünya üzerinde ki en güzel mucize gibi. Kasvetli bulutların sardığı kâbus ormanının ortasında, hayatta kalabilmiş kırmızı bir çiçek gibi.. Tıpkı Serkan'ın eskiden bana baktığı gibi..
"Hadi kaçtık biz."
Defne aşırı büyük bir heyecanla, bense adımlarım geri geri gitse de yola koyulmayı başarmıştık. Yol boyunca denizin güzelliğinden bahsedip durmuştu, lakin düşüncelerimin yoğunluğu yüzünden ona bile kulak verememiş, en sonunda da Defne'nin susmasına sebep olmuştum. Art Life Mimarlık, herhangi bir insan için başarıdan başarıya koşan, yaptığı işlerle büyük beğeni ve takdir toplayan bir şirket olabilirdi ama benim için oraya gitmek, bahsettiğim o savaş meydanına inmek gibiydi. O savaş meydanı bana ölümle burun buruna gelmek kadar korkutucu geliyordu. Kaybettiklerim maddi ya da fiziki varlıklar değildi. Her şeyin en başından beri duyguları ezilen, gururu kılıçtan geçirilen ve tüm fedakârlıklarıma rağmen sahte bir gülüşle karşılanan taraf ben olmuştum. Duygularını kabul etmeyen, hayatı boyunca gerçek sevgiden bir haber bir adama gerçek sevgiyi öğretirken çok yorulmuştum. Öğrenmeye başladığını anladığımda ise bir kazayla her şey sıfırlanmıştı. Serkan'ın geçirdiği o kaza da, hafızasını kaybetmesiyle birlikte ben de kendimden bir çok şeyi kaybetmiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
A N K A
RomanceBenim hikayemde Defne Apollon'un peşinden çok koşmuş olsa da bir noktada yorulmuştu. Apollon ona geri döndüğünde her şey için çok geç kalınmıştı. Çünkü hikayenin sonu çoktan yazılmıştı.
