"Bir köşede durur gibi, acelesiz ve rahat sevmeyi, nasıl anlatsam?"- - - -
O dakikadan sonra olaylar nasıl hızlı gelişti anlamayamıştım. Serkan'ın yüz ifadesini bile anlayamıyordum. Tekne kıyıya yaklaştığında aceleyle arabaya binmiş ve hastane yoluna düşmüştük. Serkan'ın endişesi, onun iki katı yaşadığım korku, kelimelerimizi boğazımıza dizmişti. Konuşma yetimizi kaybetmiş gibi davransak da bunun hesaplaşmasının büyük olacağını ikimizde biliyorduk. Buna rağmen susmayı tercih etmiştik. Belki de en mantıklı olanı susmaktı.
Kalbimin ağzımda atışını, korkunun tüm damarlarıma yayılarak beni güçsüz düşürdüğünü iliklerime kadar hissediyordum. Defne'ye ne olduğunu bilmiyordum ama halamın bu kadar endişelenmesi beni kötü düşüncelere sürüklüyordu. Ceren'in mesaj attığı hastaneye o kadar hızlı gidiyorduk ki vücuduma yayılan şok dalgasına ek olarak mide bulantısı da ekleniyordu. Fakat Serkan'dan yavaşlamasını istemeyecek kadar korkuyordum.
"Ne kadar kaldı?"
"Yetişmek üzereyiz."
Yeniden sessizliğe çekilip içimden dualar etmeye devam ettim. Defne'ye bir şey olması fikri beni ölümlere sürükleyecek kadar korkutuyordu. Serkan'ın yüzüne baktım o yola dikkat kesilmişken. Gözleri kızarmıştı ve direksiyonu sıkıca tutmuştu, parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Elimi elinin üzerine koydum vereceği tepkiden korkarak. Benden nefret etmesini istemiyordum.
"Özür dilerim."
"Bunu sonra konuşacağız. Zaten geldik."
Arabayı ilk park yerine park ettikten sonra hızla arabadan inmiş ve acile doğru koşmuştuk. Acilin kapısı önünde Melo ve Halam konuşuyor, Melo Halamı sakinleştiriyordu.
"Hala! Ne oldu? Defne nerede? Neyi var?!"
"Ya Dadam sakin ol önemli bir şey değil, Halam çok panik yaptı da seni de korkuttu tabii doğal olarak. Merdivenden inerken ayağı kaydı o kadar."
"Hala ya!"
Onları geride bırakarak içeriye, Ceren'le Ferit'in beklediği yere doğru koştum.
"Nerede, Defne nerede?""Eda'cım sakin ol, içeride kolunu alçıya alıyorlar."
"Alçı mı? Ne alçısı ya? Ne alçısı ne oldu koluna? Kırık mı?"
"Çatlamış Eda'cım korkma. Ağrı bile duymuyor çocuk, Ayfer Hala çok bağırınca ona ağladı."
Çantamı Ceren'e verip içeriye girdiğimde Defne, gülümseyerek alçıya bakıyordu. Beni gördüğünde yatağın üzerindeyken dizlerinin üstünde kalkıp boynuma sarıldı. Kalbimin üzerinde ki o büyük ağırlık, nefesimi kesen o yumru toz olmuştu sanki.
"Annecim, Defne'm. Nasıl düştün öyle sen? İyi misin? Çok ağırıyor mu?"
"Yoo, ağırmıyor. Büyük hala öğle yemeği için çağırdı, ben de aşağı inerken kaydım. O kadarcık"
"Ah ya.." Saçlarının her bir tutamını öpüyor, kokusunu içime çekiyordum. Onun ellerimden kayıp gitme düşüncesi ruhumun bedenimi terk etmesine sebebiyet vermek üzereydi. Bu durumda bile gülümsüyor olması beni sakinleştirmişti. Öpücüklerime kahkaha atmaya başladığı sırada Serkan, hiddetle odaya girdi.
"Defne. İyi misin güzelim?"
"Ayağı kaymış, merdivenden düşmüş. Kolu çatlamış. Aklım çıktı."
Serkan bir yandan Defne'ye sarılıyor bir yandan elimi tutuyordu. Onları böylesine görmek içimde bir şeylerin parçalanmasına sebep olmuştu. O an kendimden nefret ettiğim hiç etmediğim kadar. Ben babasız büyümüştüm, hayatta baba sevgisini tam olarak hissedemeden ondan ayrılmıştım. Ve bunu Defne'ye yaşatmak üzereyken hayat buna karşı çıkmış ve yolumuzu her şeyin yaşandığı bu şehre çevirmişti yeniden. Her şey benim kontrolüm dışında gelişmişken şimdi akışına bırakmaya karar vermiştim yeniden.
Defne'ye yaşadığım şeyleri, yokluğu ve kırgınlığı yaşatmak istemiyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
A N K A
RomanceBenim hikayemde Defne Apollon'un peşinden çok koşmuş olsa da bir noktada yorulmuştu. Apollon ona geri döndüğünde her şey için çok geç kalınmıştı. Çünkü hikayenin sonu çoktan yazılmıştı.