-26/2-
❝Lâl❞
Salondaki koltukta oturmuş yardımcının uzattığı suyu titreyen ellerle yudumlarken hâlâ üzerimdeki şoku atlatmaya çalışıyordum. Bu ikinci kez başıma geliyordu. Yani ateş hattında kalmak. Ancak böyle bir şeye nasıl alışabilirdiniz ki? İki kere ya da on iki kere fark etmez, bu tür şeylere alışmak pek de mümkün değildi. İnsanoğlu hayatta kalma içgüdüsüyle yaşadığı sürece bu hep böyle olacaktı.
Valentino ise oldukça soğukkanlı görünüyordu. Buna alışabilen insanlara karşı şaşkınlık duyuyordum doğrusu. Öte yandan böyle bir hayata doğduğu düşünülürse bu normal karşılamam gereken bir durumdu sanırım. Yine de ben alışamazdım.
Öfkeyle telefonda hararetli bir şekilde konuşurken birilerini azarladığı izlenimi veriyordu bana. Tabii bu süreçte Luigi ve Pietro da gelmişlerdi.
Merakla "İyi misiniz?" diye sorarken eli Valentino'nun omzumdaydı.
Odada benim dışımda herkes ne yapacağını biliyor gibi sakindi. Bense tam elimi kolumu sallayıp bu lânet yerden çıkacakken ateş hattında kalıvermiştim. Aynı sakinlikle "İyiyiz, bir sorun yok. Sadece Lâl biraz korktu." yanıtını verdi Valent.
Hayatımda korkmam gereken daha ciddi şeyler var Valent, merak etme. Mesela beni bir sapık gibi yıllarca çizip durman. Araştırmamıştım ama tıp dünyasında böyle bir hastalık olduğuna emin gibiydim. Saplantı mı, kişilik bozukluğu mu? Nedir bilemiyorum ama tanımadığın birini rüyanda falan görmezsin. Bu tüm mantık kurallarına aykırıdır. Kuş görürsün, böcek görürsün ama tanımadığın bir kadınla rüyanda tanışmazsın. Böyle bir şey yok yani.
Tüm gözler bana döndüğünde kendimi çırılçıplak gibi hissetmiştim. Hâlbuki ortamda doğal yaşamlarına yabancı bir tek ben vardım ve onların sakinliğinin aksine ben panik duruyordum. Saçım başım dağılmış, yüzüm alev alevdi. Dakikalar önce olanlara inanamıyordum ve unutmaya çalışıyordum. Sonuç olarak bir gecede ne kadar şok yaşayabilirdiniz ki?
Şefkat barındıran bir ses tonuyla "Sen istersen yukarı çık, biraz dinlen. Çok zor bir geceydi Lâl." diyen Valentino'nun yüzüne uzaylı görmüş gibi baktım.
"Sen şaka falan mısın?" Ne dediğimi anlamaya çalışarak bana bakıyordu. "Burada kalacağımı düşünmüyorsun herhâlde. Gidiyorum."
Tam ayaklandığım sıra önümü kesen adam kararlılıkla gözlerime baktı. "Delik deşik mi olmak istiyorsun? Kapıdan çıktığın an ölürsün, bu inat niye?"
"İnat benim profesyonel olduğum bir mecra canım." Sert omzunu ittirmeye çalışsam da milim hareket etmedi. "Çekil önümden Valentino, gideceğim. Beni burada tutamazsın."
"Seni istediğim yerde tutarım." Gözlerine baktığımda ilk defa bu kadar sert, otoriter ve kararlı görünüyordu. Tane tane konuşarak ekledi. "Kapıdan dışarı tek bir adım atamazsın."
Öfkeyle dişlerimi sıksam da haklı olduğunu biliyordum ve bu beni daha da kızdırıyordu. Dakikalar önce o kurşunların arasında kalmasaydık gitmek için daha da diretebilirdim ama yapmadım. Sadece ayaklarımı yere vura vura merdivenleri çıktım. Bu kadar tavır yeterli olacaktır diye düşünüyordum.
Odaya girdiğimde kendime inanamıyordum ve kendimi anlamıyordum da. Yeni bir tehlike karşısında daha birkaç dakika öncesine kadar tehlikeli bulduğum bu adama sığınmıştım. Üstelik onun zarar görmesinden ölesiye korkmuştum. Ondan gitmeye çalışıyor fakat gidemiyordum. Hep bir şeyler çıkıyordu. Belki de duacı olabileceğim bir şeyler. Çünkü ondan gitmek istesem de gidemediğimi kendime itiraf etmem çok onur kırıcıydı. Böyle bir durumda yanında kalmak ne kadar doğruydu bilemiyordum. Bu tarz şeyler bir insanın başına kaç defa gelirdi ki? Bilmiyordum. Başımı yastığa koyduğumda ne ara uykuya daldım hatırlamıyordum. Bir sağa döndüm, bir sola.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Halikarnas'ta Bir Gece | Gecedeki Aşk Serisi - I ღKİTAP OLDU!ღ
General Fiction❝ Her şey o gece başlamıştı. Bardan içeri girdim, içkiyi fazla kaçırdım, sahneye çıkıp şarkılar söyledim ve iner inmez hiç tanımadığım bir adamı dudaklarından öptüm. Şaka gibiydi ama güldürmemişti. ❞ ⚝ Tüm geçmişini geride bırakan, kendine yeni bir...
