⚝ Halikarnas'ta Bir Gece | 35/1

17.1K 1K 284
                                        

-35/1-

❝Lâl❞

Mükemmel bir doğum günü gecesi.

Sabah uyandığımda sanki hiç uyumamış gibi yorgundum. Saatlerce uyumak istiyordum ama tembelleşmemek için bu isteğime karşı çıktım. Uyandığımda Valentino yanımda yoktu. Odada ve sonrasında evde kısa bir gezintiye çıktığımda onu göremedim. Yoktu. İşi çıkmış ve bir yere gitmiş olmalıydı. Telefonla arasam da ulaşamadım. Not bırakmamasına şaşırsam da çok üstünde durmadım. Meşgul olmalıydı. Nasıl olsa gelince öğrenirdim nereye gittiğini. Elbette merakıma engel olmak güçtü.

Kafamın dağılmasına yardımcı olacağı için yakınlardaki geniş parkta yürüyüşe çıktım. Hem sabah sporunu aradan çıkarırdım hem de Valent dönene kadar vakit öldürmüş olurdum. Kulaklığımı takıp kendimi hafif esen rüzgârın kollarına bırakırken henüz sabahın erken saatleri olduğu için yayılan cılız güneş ışığının keyfini çıkarıyordum. Parkın ilerleyen yolları ıssızlaştıkça orman gibi bir yere doğru vardığımı fark ettim. Sessiz ve huzurlu bir yere benziyordu. Adımlarım yavaşladığında küçük bir köpek havlaması çalındı kulağıma. Sesin geldiği yöne doğru ilerlediğimde ses daha boğuk ve derinden geliyordu. Ağaçların ardına baktığımda çok da derin olmayan bir çukura küçük yavru bir köpeğin düştüğünü, ağlamaya benzeyen sesin de ondan geldiğini anlamam uzun sürmedi. Birkaç kişi kurtarmaya çalışsa da hırçın bir biçimde havlayarak onları kendinden uzak tutmaya çalışıyordu. O kadar tatlı bir köpekti ki... "Bebeğim... Oh, kıyamam. Çok korkmuş." Hafifçe eğildiğimde köpeğin mahsur kaldığı derinliğe yetişebildiğimi fark ettim. Elini uzattığımda önce elimi kokladı sonra da yalamaya başladı. Yürürken sendelediğini fark ettim, arka ayağı yaralı gibi görünüyordu. Düşerken olmuş olabilirdi. Biraz daha uzanıp onu kucakladım ve çukurdan çıkarıp düz yola koydum. "Tatlı şey... Sen yaralandın mı?" Yaralı patisini incelemeye çalışsam da çok acıyor olacaktı ki dokunmama müsaade etmedi. Ben de yavaşça kucağıma alıp eve götürdüm ve kapının önündeki adamlardan birine bir veteriner çağırmalarını söyledim.

Veteriner sag arka patisinde küçük bir yaralanma dışında önemli bir sorun olmadığını söyledi. Yaralı kısmı sarmıştı ve yaranın çabuk iyileşmesi için küçük bir krem vermişti. Veterineri teşekkür ederek kapıya kadar yolcu ettiğimde tatlı köpeğin önemli bir sorunu olmadığı için sevinmiştim. Onunla ilgilendim. Hareket kabiliyeti yettiği kadarıyla biraz oynayıp eğlendiğimizde zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştım. Kapıdaki anahtar sesini duyunca Valent'in geldiğini anlayıp ayağa kalktım.

Kapıdan içeri giren Valentino koltukta oturan köpeği görünce şaşırdı. Meraklı bir edayla "Bu da nedir?" diye sordu. Yüzünde köpeğe bakarken gizli bir şefkat ve bir o kadar da merak barınıyordu.

Ona parka yürüyüşe çıktığımı ve yaşananları özetle anlattım. Birkaç kişinin yardım etmeye çalıştığını ancak köpeğin buna izin vermediği de dâhildi. İster istemez hayvanla aramızda duygusal bir bağ oluşmuştu. Muhtemelen karşımdaki adam kurtardığı ya da karşılaştığı her canlıya duygusal bağ kuran biri olduğumu ve evi hayvanat bahçesine çevireceğimi düşünüyor olmalıydı. "Evde hayvan bakmak ya da evcil hayvanlar hakkında ne düşündüğünü bilmiyorum." Şirinlik muskası olan bu hayvanı daha da şirin göstermeye, allayıp pullamaya çalışıyordum. "Ama Allah aşkına Valent, kimin umurunda? Baksana şuna, çok tatlı!" Sessizce beni dinleyen adamın ilgisini fırsat bilip açıklamaya devam ettim. "Aslında bakarsan ben onu sahiplenmedim, o beni sahiplendi. Onca insanın adasından beni seçti, inanabiliyor musun? Benim kucağıma atladı!" Olayı biraz kurgusallaştırıp romantik bir hâle getirmemin Valentino'yu ikna etmemde faydası olacağını düşünüyordum, bu yüzden dramatize etmekten de hiç çekinmedim.

Halikarnas'ta Bir Gece | Gecedeki Aşk Serisi - I ღKİTAP OLDU!ღBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin