İyi okumalar dilerim~
Jimin, beyaz ve yumuşacık çarşaflar arasında bu günün tarihini düşünüyordu.
3 nisan 1968.
Tıpkı diğer yıllarda da olduğu gibi yılın bu zamanı gün başlar başlamaz 5 yıl önceye, hayatının dönüm noktasına dönüyor ve Alcatraz'tan kaçtıkları o günü anımsıyordu tekrar tekrar. Üzerinden geçen kimine göre uzun fakat kimine göre de kısa sayılabilecek bu yıllar boyunca anıları tazeliğinden bir şey kaybetmemiş, her hatırlayışında sanki yeniden yaşamıştı o anları.
İki kaçak mahkum, sahile vardıklarında omuzları düşmüştü teslim olunmuşlukla. Okyanusa gömülmemişlerdi, ölmemişlerdi fakat kaçmayı da başarmış değildiler.
Kelepçeler bileklerini sardığında Yoongi'nin düşündüğü tek şey de buydu. Başaramamışlar mıydı? Verdiği sözün geçerliliği sadece buraya kadar mıydı yani? Yoongi tüm bunları düşünürken yanı başında bileklerini öne uzatarak bekleyen Jimin de onu düşünüyordu. Yüzünü bulmayan bakışlardan büyük olanın içinden neler geçirdiğini anlamak zor değildi Jimin için. Sadece dakikalar boyunca. Yakalanıp kelepçelenerek polis aracının arkasına, mahkumların oturduğu kısıma yerleştirildikleri o dakikalarda tüm hayatını düşünmüştü. En iyilerini, en kötülerini, hayatında uzun süre bulunan kişileri, bir süre sonra varlığını unuttuğu isimleri ve yangında kaybettiği sevdiklerini. Ardından araba yola çıkmışken de geleceği düşünmeye başladı. Bundan sonra neler olacağını, Taehyung ve Hoseok'u. Onları bir daha göme şansı var mıydı? Ya da Yoongi'yi. Bundan sonraki hayatlarında birlikte olmayı istiyorlardı. Peki şimdi o yeni hayat daha başlamadan bitmiş miydi? Bu kadar kolay mıydı onca savaş sonrası sıfırlanmak?
Tüm bu düşüncelerle kaplı zihni, aniden aracın fren yapması ve arabanın içinde savrulması olmuştu. Heyecan ve endişeyle gözleri direkt Yoongi'yi bulmuş ve kelepçeli elleriyle omzunu tuttuğunu görmüştü .
"Sen iyi misin?" kısık bir sesle sormuştu.
Syah saçlı ise buruşturduğu yüzüyle ellerini omuzundan çekmiş, baş sallamasıyla onayladıktan sonra sürücü koltuğuyla aralarında olan duvardaki küçücük cama doğru dönmüştü. Baktığı dar alandan içerisinin boş olduğunu gördüğündeyse aceleyle Jimin'e doğru dönmüş ve daha ne olduğunu anlayamadan aracın arka kapısı açılmıştı. Az önce aracı süren ve yanındaki koltukta oturan iki polisti. Hızla ikiliyi arabanın arkasından çıkarmış, kelepçeleri açarken bir taraftan da olabildiğince kısa ve net açıklamalar yapmaya başlamışlardı.
"Merkeze giden yoldan buraya saptık. Çok bir zaman farkı yok bu yüzden de muhtemelen bizim arkamızdan gelen polis araçları da buraya doğru yol almıştır.Sadece olabildiğince hızlı bir şekilde kelepçelerden kurtulup ağaçların arkasındaki arabaya yerleşmeniz gerek."
Jimin'in bileğindeki kelepçeyi de çıkardıktan sonra diğer polis ikisini de kollarından tutmuş ve acele etmeleri gerektiğini söyleyerek arabaya doğru sürüklemişlerdi. Buraya kadar şok olmuş bir haldeyken arabaya bindikleri bir kaç dakikanın ardından Jimin, büyük olanın Seok Jin'le alakalı söylediklerini hatırlamıştı. Şartlar izin vermediği için olanın gerisini Yoongi'ye anlatamamış sadece gerisini ona bırakmalarını söylemişti. Sonunda genç tüm bunların, Seok Jin'den başka kimsenin haberdar olmadığı plan dahilinde gerçekleştiğin anlamış bir nefes bırakmıştı. Bakışları Yoongi'yi bulduğunda, onu izlediğini anlamış ve gözlerindeki o umut dolu bakışı hissetmişti. Bu anı bozan şey ise içinde bulundukları arabanın hem yanında bulunan gölden gelen gürültü oldu. Az önce onları merkeze götüren araç gölde batarken, özgürlüğün kapısı aralanmış ve içinde bulundukları araç hareket etmeye başlamıştı.
Siyah saçlı sonunda sesli bir solukla düşüncelerinden ayrıldığında, hareket eden göğüsü üzerindeki bedenin varlığını hissetmişti. Elleri hemen hemen her sabah olduğu gibi siyah saçların arasına geçmiş, yüzünde bir tebessüm oluşmuştu.
"Yoongi, kalk. İşe geç kalacaksın." Kısık bir tonla seslendiğinde önce çıplak göğüsüne sürtünen burun ve dudağını hissetmişti Yoongi'nin. Ardından da ne söylediği belirsiz homurtuları. Hayatlarını düzene soktukları son üç yıldaki hemen hemen her sabah aynı şeyi yaşıyorlardı. Jimin, iş saati Yoongi'den sonra olmasına rağmen erken kalkıp onu uyandırırdı fakat Yoongi içinde olduğu sıcacık yataktan, en önemlisi de onun söylediğine göre Jimin'in kollarından ayrılmak istemiyordu. Bu yüzden de sabah işe kalkma faslı en geç bir saati bulurdu.
"Bak, daha mektup kaldı dünden beri.Uyan ama artık." Son cümleyi söylerken de ellerini yanaklarına kaymıştı siyah saçlının. Yoongi geçen ay otuz üçüne basmıştı buna rağmen sabahları bu şekilde, sevgi dolu bir şekilde uyandırılmazsa tüm gün boyunca en az yaşlı dedeler kadar huysuzlanırdı. Bu yüzden de Jimin, sabahları günün en önemli saatleri olarak nitelendirmişti.
Bir eliyle yüzünü diğeriyle de üstsüz sırtın okşadığı beden yataktan aniden kalkınca korkutmuştu Jimin'i. Bir süre yatağın hemen yanındaki komidinde duran mektuba baktıktan sonra elleri uykulu yüzün bulmuş ve "Sikeyim, neden unuttum ki ben onu..." mırıldanırken de sıvazlamaya başlamıştı.
"Mektubu alıp eve döndükten hemen sonra duşa gireceğimi öğrenip bana 'eşlik etmeye' koştuğun içindir belki de?" Jimin kaşlarından birini kaldırarak yüzündeki alaycı bir ifadeyle söylemişti bunu.
"Tamamen aklımdan çıkmış..." derken de çarşaflar arasındaki bedenin yüzündeki gülümseme alay edercesine genişlemişti. "Sana konu sevişmemiz olunca her şeyi gözden çıkarttığını söyleyince bana gülmüştün, sevgilim." Ardından elleri hemen üstünde, dizleri üzerindeki bedenin karnını bulmuş, bulunduğu yeri hafifçe okşayarak "Hadi oku." diye mırıldanmıştı.
Yoongi hemen sol taraflarında duran mektuba uzanmış ve üstüne yazılı olan Park Jae Min ve Min Yeon Gi diye isimlerinin bulunduğu zarfı kenarından yırtarak açmıştı. Sonraysa yeniden eski yerine dönmüş fakat bu sefer kendini sırt üstü bırakarak kafasını Jimin'in göğüsüne yaslamış, onun da duyması için sesli bir şekilde okumaya başlamıştı.
" Sevgili dostlarım, bu mektubu postaneye göndermemin hemen ardından Los Angles hapishanesine, Taehyungie'mi karşılamaya gidiyor olacağım ve muhtemelen zarf koreye ulaşıncaya kadar da üç yıldır süren hasretimiz son bulmuş olacak. Kim bilir, siz bunu okuyor iken belki de bir birimize sarılarak uyuyor olacağız. Bunca sürenin, aradan geçen 5 yılın ardından sonunda hakettiğim mutluluğa kavuşacak gibi hissediyorum. Gerek sizin kaçışınızdan sonra Alcatraz'ın kapanması ve başka hapishaneye transfer olmamız, gerek Tae'den üç yıl önce affolunarak serbest kalmam ve onsuz geçen, solgun o üç yılın hasreti ve acısı sonunda bitiyor. Tae çıktığında, önceden görüşmelerimizde planladığımız gibi biraz birikim yaparak yanınıza gelmeyi planlıyoruz. Sadece birazcık daha. Önümüzdeki yıl kiraz çiçekleri yapraklarını döktüğünde bu hasret tamamen bitmiş olacak.
Jung Hoseok"
Kısa bir finaldi ve açıkçası çok da uzun tutmak istemedim zaten. Tatmin ediciliği ise tartışılır.
Bu yazdığım ve sonunu getirdiğim ilk kurgu. Amatörlüğüm yüzünden bazen ise yabancı olduğum için pek çok hataya yer verdim. Hala amatörüm ve hala türkçe de tepe taklak cümleler kurabiliyorum fjfkfkfkfog buna rağmen küçücük de olsa sonuna kadar devam eden bir kitle var, tüm içtenliğimle teşekkür ediyorum. Umarım bu sonuna vardığım son kurgu ve sizin okuduğunuz son hikayem olmaz.
Kendinize iyi bakın💜
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Alcatraz -《yoonmin
Fanfiction"Toplum kurallarına uymayanlar hapishaneye gönderilir, hapishane kurallarına uymayanlarsa buraya." Başlama tarihi: 29.08.2020 Bitiş: 18.05.2021
