Efe, arabaya vardığında Naz’ı incitmemeye özen göstererek yavaşça arka koltuğa yatırdı. Ardından direksiyonu çevirip okula en yakın hastaneye doğru sürmeye başladı.
Hastaneye geldiğinde arka kapıyı açtı ve Naz’ı kucağına alarak koşar adımlarla içeriye girdi. Doktor hemen yanına yaklaştı:
“Ne oldu?”
“Bilmiyorum… Bir anda bayıldı, buraya getirdim.” Yüz ifadesi ona bakarken kireç gibi bir ifadeye bürünmüştü. Ona bir şey olacağından deli gibi korktuğunu doğruluyordu, şiddetle inen göğsü ve kalp atışları.
Naz’ı kollarından alan doktor, muayene için odasına götürdü. Efe ise o sırada hastanenin koridorunda Leya, Yağız ve Deniz’i gördü. Yanlarına koştu, endişesi gözlerinden okunuyordu.
“Naz’ın neyi var? Doktor garip bir şeyler söyledi… O gün ne oldu? Beni kandırdın mı?” sorularını art arda nefes almadan sıraladı. Leya şakaklarını ovuşturdu, Yağız ise sessizce, onu görmezden gelerek danışmaya doğru yürüdü. İkisi de bir şeyler biliyor ama saklıyor gibiydi. Efe’nin içindeki huzursuzluk katlanılmaz hâle geliyordu; özellikle Yağız ile bitmeyen bir hesaplaşmaları vardı.
Yağız ise hastane bahçesinde Efe’nin arabasını görüp derin bir nefes alarak girmişti hastaneye. Peşinden gelen Leya ve Deniz ile birlikte içeri girdi. Efe yanlarına geldiğinde sorularını cevapsız bırakıp Naz’ın nerede olduğunu sordu.
“Naz Karan’ın odası nerede?”
Kapıyı tıklayıp içeri girdiğinde doktor anlamaz gözlerle ona bakarken dudaklarından dökülen cümle yüzünde buruk bir tebessüm oluşturdu:
“Garip bir şeyler olduğunu biliyordum. Hafızasını zorlayan kişi… onu buraya getiren çocuk.”
Doktor, hemşireye bir şeyler söyleyip tekrar Yağız’a döndü:
“Eskiden kullandığı ilaçlar… artık daha ağır dozda olanları kullanmamız gerekebilir. Hafızasını zorlamaması için o çocuktan uzak durmalı.”
Yağız’ın yüzüne acı bir tebessüm yayıldı. O an fark etti: kendisi kardeşini korumaya çalışırken onu mahvetmişti. Hafızasının zarar görmesi ihtimali, her şeyi daha da karmaşık hâle getiriyordu.
“Ondan uzak durman ikiniz için de en iyisi,”
“Denemedim mi sanıyorsun? Benden imkânsızı isteme…”
Sanki geçmiş tekrar ediyordu. Yağız, yanağından süzülen bir damlayı silip zar zor odadan çıktı. Efe yakasına yapıştı:
“Neler oluyor Yağız? Benden neyi saklıyorsun?”
Yağız sessiz kaldı; artık saklamanın bir anlamı yoktu. Kardeşinin eskisi gibi olmasına, aynı acıları bir daha çekmesine asla dayanamazdı. Bu kez açık oynayacaktı. Onu kendi isteğiyle uzaklaştıracak, onun iyiliği için doğru olanı yapacaktı. “Çatı katına geçelim, her şeyi anlatacağım.”
Terasın kapısını açtığında sert rüzgar yüzüne çarptı. Efe arkasında duruyordu; Yağız’ın bakışlarında derin bir kararlılık vardı. Geçmiş, Naz’ın sayıklamaları ve hatırladığı acılarla doluydu.
Geçmiş
Yağız, okulların bitmesini dört gözle beklemiş, babasına yalvararak Türkiye’ye dönme iznini almayı başarmıştı. Onu en çok heyecanlandıran şey, Naz’ı görmek, yanına koşup sıkı sıkı sarılmaktı. Nihayet bahçeden adımını attığında, Naz’ı bir bankta kitabına dalmış buldu. Yağız, tereddütsüz koştu ve onu kucakladı. Naz ilk anda irkildi, sonra ise bu sıcak sarılışa karşılık verdi.
Ama bu mutluluk kısa sürdü. Bir yumruk yüzüne çarptığında sendeledi. Gözlerini açtığında, öfkeyle parlayan ela gözler onu delip geçiyordu. “Bu da kim?” diye düşünürken, Naz hemen araya girdi: “O benim ikizim Yağız, Efe!”
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Siyal
Novela Juvenil~Hayalleri siyah hayatlar içinde kaybolan bir grup genç. ~O geçmişten korkuyordu ama geçmişin derinliklerine dalmaktan da çekinmiyordu. Geçmişte yaşanan acıların geleceğinde verdiği güvensizlik içinde kaybolmak...Kimileri geçmişte hatalar yapıp bede...
