29 : Balo

164 15 4
                                        


Bugün benim de içinde bulunduğum son sınıflar için büyük gündü.

Kahvaltıda annemin hazırlattığı filtre kahvem ve tatsız tuzsuz yulaf lapasını isteksizce kaşıklarken Yağız'a ters bir bakış attım. Benim aksime elindeki lezzetli olduğuna emin olduğum sandiviçi yerken telefonuyla ilgileniyordu. Gereğinden uzun süre bakışlarım onda kalmış olmalı ki bana tek kaşını kaldırarak baktı. "Kızım ben ne yaptım yine ya, niye öyle bakıyorsun?"

Bakışlarımı kaçırdığımda birkaç metre ilerimizde elindeki tabletle ilgilenen anneme kaydı gözlerim. Lanet olsun ki bugün şirkete gitmemişti. Benim istediği gibi hazırlandığımı görmek istediğine emindim.

Yağız önümdeki yulafa bakıp yüzünü buruşturdu. "Yulaf yemeyi bile güzelleştirebilecekken nasıl bu hale getirebiliyorsun anlamıyorum? Meyve falan eklesene kızım şuna." Dudaklarımı büzdüm. Aslında yapılabilir bir şeydi. Ama annemin hazırlattığı şey dışında bir şey yiyip bir de onunla uğraşamayacak kadar yorgun hissediyordum. "Ben böyle seviyorum." İsteksizce mırıldandığımda kaşlarını çattı.

Dudaklarını araladığı sırada telefonuna gelen mesajla dikkati dağıldı ve tekrar telefonuna odaklandı.

Kahvem bittikten sonra yulaftan bir kaşık daha alıp masadan kalktım. "Havuza gireceğim, gel sende." İfadesiz suratım canlandı. Dudaklarımı heyecanla araladığım sırada annem ayağa kalktı. " Sizin aksinize kızların hazırlanması uzun sürüyor ,Yağızcığım."

"Anne saat daha on farkında mısın?" Annem Yağız'ın omzuna vurup sahte bir şekilde gülümsedi. "Sen eğlenmene bak, benim havuza girecek keyfim yok zaten." Yağız omuz silkerek odasına çıktığında anneme baktım. "Banyon hazırlandı. Bir saate yardımcılar da gelir. Odana çık." Başımı sallayarak odama çıktığımda sinirle soludum.

Şortunu giyip havuza balıklama dalış yapan Yağız'ı görmemle göz devirdim. Hayvan gibi yemesine rağmen nasıl karın kasları olabiliyordu anlamıyordum? Ben vücudumun iyi görünmesi için bu kadar çaba gösterirken onun rahat tavrı çoğu zaman sinirimi bozuyordu.

Banyoya girdiğimde küvetin içindeki köpüklerden etrafa hoş bir orman meyvesi kokusu yayılıyordu.

Öğleden sonraya kadar onlarca bakım yaptıran dört kadına baygın bakışlar attım. Artık bitsin istiyordum bu lanet şey.

Sarışın hafif balık etli kadın Demir'in gönderdiği yatağın üzerindeki elbise kutusuna yöneldiğinde ani bir kararla dolabımın alt kısmındaki lacivert kutuyu çıkarttım. "O paketi bırakabilirsin. Bu elbiseyi giyeceğim. "

Kadın kaşlarını çatarak elimdeki kutuyu aldı. Elbiseyi zarif bir hareketle paketten çıkardığımda hepsi de hayran bakışlarla elbiseyi inceliyordu. Tıpkı paketi gibi lacivertin koyu tonlarındaydı. Gece mavisi demem daha doğru olurdu.

"Ama anneniz bu elbiseyi giyme-" Sözünü kestim. "Bunu gitmek istiyorum dedim." Dudaklarını birbirine bastırıp başını salladı.

Elbisenin içine girdikten sonra sırtımdaki korseyi sıkarken boy aynamdaki yansımama bakıyordum.

Tıpkı Demir'in gönderdiği elbisede olduğu gibi üçgenimsi bir korsesi vardı. Göğüs kısmında gümüş işlemelerde elimi gezdirdim. Bel kısmında da taşlı işlemeler vardı. Tüllü ışıl ışıl belden sonra bollaşan tam anlamıyla bir balo elbisesiydi.

İçinde kendimi tıpkı bir prenses gibi hissediyordum.

Omuzlarıma ışıltılı bir şeyler sürerlerken ve yüzüme elbiseyle uyumlu mavinin tonlarında hoş bir makyaj yaparlarken elbiseyi inceliyordum. Özel yapım olduğu aşikardı.

Siyal Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin