32. Bölüm :Zaaf

183 15 2
                                        


Uyandığımda yüzüme vuran güneş ışıkları gözlerimi kırpıştırmama sebep oldu. Burnumun ucuna gelen dağılmış saçlara bakıp tebessüm ettim. Güneş ışınları açık kumral saçlarının parlamasını sağlamıştı. Altın hareler ve altın saçlar. Altın çocuk.

Dağınık tutamlardan gelen mentollü koku burnuma dolarken hafifçe doğruldum. Parmaklarımı yavaşça saçlarında gezdirdiğimde irkilerek uyandı. Elimi tutan eline baktım. Ardından altın benekli ela gözlerine. Belli belirsiz yeşilimsi halkasına.

Dudaklarım aralık bir şekilde gözlerine bakarken o da bana bakıyordu. Burnumun ucuna tüy kadar hafif bir öpücük kondurup doğrulduğunca alık halime bakıp güldü. Kısılan gözlerine baktım. Gözleri o kadar güzeldi ki akşama kadar sıkılmadan onları izleyebilirdim.

Yataktan kalkıp dolaba yöneldiğinde elime yeni telefonumu aldım. Yağız bizimkileri alıp Efe'nin evine bırakmıştı. 

Efe'nin elindeki siyah takım elbiseyle birlikte bana döndüğünde telefondaki bakışlarım üzerine kaydı. "İş görüşmesine mi gideceksin?" Başıyla onayladığında yataktan kalktım. "Ben gelmiyorum sanırım." Birkaç adımda yanıma gelip gözümün önüne gelen inatçı tutamları kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Sen otelde keyfine bak. Görüşmeden sonra etrafı gezeriz." Yanında olmak istesem de havuzda yüzme fikrinin cazipliğiyle kısa bir an düşündüm. "Olur." Dolaptan çıkardığım bordo mayoya ters bir bakış atıp banyoya geçtiğinde gülümsedim. Vücudumu saran sırt dekolteli büzgülü mayoyu giydikten sonra saçlarımı tarayıp sıkı bir at kuyruğu yaptım. 

Efe banyodan çıktığında özenle taranmış saçlarına ve nefes kesici siyah takım elbisesine baktım. O ve lanet takım elbiseleri çok tehlikeliydi.

Delici bakışları üzerindeyken dudaklarını ıslattı. "Beni görüşmeye gitmekten vazgeçirmeye mi çalışıyorsun?" Gülerek başımı olumsuz anlamda salladığımda aramızdaki mesafeyi büyük adımlarıyla kapattı. At kuyruğumu yavaşça havaya kaldırıp açıkta bıraktığı boynuma yumuşak bir öpücük bıraktığında ürperdim. Tenimde ılık bir akış gerçekleşti. Titrek bir nefes alıp ona baktığımda çarpık bir şekilde gülümseyerek dolabına yöneldi.

Elindeki siyah gömleği omuzlarıma bıraktığında sırıtmadan edemedim. Gömleği üzerime geçirdim. "Kıskancız sanki biraz."

Odanın kapısını açıp geçmem için kenara çekildiği sırada koyulaşan bakışları üzerimde gezindi. 

Bakışlarımı kaçırarak önünden geçtiğimde çok geçmeden eli belimdeki yerini aldı. Kahvaltı yapmak için restoran bölümündeki masalara geçmeden önce açık büfeden tabaklarımızı doldurduk. 

"İngilterede ne kadar kalmayı düşünüyorsun?" Kahvesini masaya bırakıp bana baktı." Anlaşmak istediğim bir şirket var, yaptığım programları göstereceğim bugün." Kaşlarımı çattım. "Babanın şirketiyle bağlantı kurmamış mıydın? Bundan haberi olmaz mı?" Başını olumsuz anlamda salladı. "Bu babamın değil. Benim şirketim. Babamın haberi olmaz." Göz kırptığında dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. "Sen...sen onca işin arasında bir de şirket mi kurdun?" 

"Şuanlık anonim, küçük bir şirket. Ama ileride bizimkilere rakip çıkacağımıza inanıyorum."dediğinde duraksadım. "Biz mi?" Elimi tuttu. "Biz." Cevabı kısa ve netti. "Üniversite okurken şirketlerini büyüten genç çift." Düşüncesi bile güzeldi. "Güzelmiş." Gamzelerini belli ederek gülümsediğinde bakışlarım o küçük çukura takıldı. 

Bana planlarını anlattığında yüzündeki umut beni de umutlandırıyordu. Her şeyin üstesinden birlikte gelebileceğimize olan inancı gözlerindeki ışıltıdan belliydi. Birlikte ne zaman mutlu bir şekilde sohbet ettiğimizi düşündüm bir an. 

Siyal Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin