Boğazımda düğümlenen acıyla, gözlerimi aralamaya çalıştığımda her şey bembeyazdı. Başım ağırdı, ama parmaklarımın arasında tanıdık bir sıcaklık vardı. Kalbimin hâlâ atıyor olmasının tek nedeni buydu belki de.
Elimi hafifçe sıktığımda, o sıcaklık karşılık verdi.
Yavaşça gözlerimi açtım. Loş bir hastane odası, duvarlara çarpan güneş ışığı ve...
Efe.
Başı yana dönüktü, gözleri kapalıydı. Ciddi, ama bir o kadar huzurlu bir ifadesi vardı yüzünde. Solgun tenine, alnındaki sargıya rağmen, ben sadece onu gördüm.
Yarım kalan her şey gözlerimin önünden geçti: İlk bakış, ilk dokunuş, ilk öpücük... Ve son çığlık...
"Efe..." dedim, neredeyse bir fısıltıyla.
O an göz kapakları kımıldadı. Zaman durdu. Kalbim ağzıma geldi.
Gözleri açıldığında, o altın hareler yüreğimi ısıttı.
Gülümsedi. Zayıf, ama gerçek bir gülümseme.
"Beni ağlatacak kadar korktuysan... demek ki hâlâ buradayım," dedi.
Gözyaşlarım usulca yanaklarımdan aktı. Başımı eğdim, alnımı alnına yasladım. Titriyordum. Hâlâ yaşıyordu. Hâlâ benimdi.
"Sakın... bir daha böyle yapma. Sakın beni bırakma Efe... Dayanamam," dedim, nefesim hıçkırıklarıma karışırken.
Efe'nin eli saçlarıma uzandı. Parmaklarını başımda dolaştırırken, dudaklarıma tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. O öpücükte hayat vardı, umut vardı, biz vardık.
"Ben seni hiç bırakmadım ki," dedi fısıltıyla.
Kalbim göğsümde yerinden fırlayacak gibiydi. Onu, ölümün kıyısından geri almıştım sanki. Belki de o beni almıştı.
Kapı usulca açıldı. Başımı çevirdiğimde Leya'yla göz göze geldim. Yanaklarından süzülen yaşları bile silmemişti. Gözleri benim gözlerime kilitlenmişti.
Sonra Yağız... Gözlerinin kenarındaki çizgiler her şeyin ağırlığını taşıyordu. Ama şimdi onların da gözlerinde bir ışık vardı.
Leya yanımıza geldi, ellerimizi tuttu.
"Bizi bırakmadığınız için teşekkür ederim," dedi.
Yağız bana bakmaya dayanamıyor gibiydi. Dudaklarını birbirine bastırıp yatağımın ucuna oturduğunda başını suçlu bir çocuk gibi önüne eğdi. Elimi dizlerinin üzerindeki elinin üstüne koyup yavaşça okşadım.
"Senin suçun olmadığını ikimiz de biliyoruz daha fazla kendini suçlama lütfen." Yavaşça başını kaldırdığında göz göze geldik. Katran karası gözleri dolu doluydu. Onu daha önce hiç bu kadar dağılmış halde görmemiştim. "Önce telefonda veda ettin bana. Deliye döndüm Naz..." Dudakalarımı birbirine bastırdığımda Leya ve Efe'nin bakışları benim üzerimdeydi. Bu sefer de ben suçlu bir çocuk gibi başımı önüme eğdim. "Her şey bitti sandım. Daha fazla acı çekmemize şahit olmanı istemedim. Özür dilerim." Elleri önce bana doğru uzandı ardından yaralı olduğum aklına gelmişçesine ellerini geriye doğru çekti.
"Sonra sen denizde o halde görünce kafayı yedim, Naz. Önce sen düştün kollarıma sonra da..." Gözleri Efe'ye kaydı. "Bu baş belası adam." Efe hafifçe tebessüm ettiği sırada odaya duygusal bir hava hakimdi. Leya dolu gözlerle bize bakarken tebessüm ettim.
O sırada odanın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Önce grubumuzun sarışın komik çocuğu girdi odaya. Ardından da hoş bir kız elindeki poşetlerle... Şaşkın bakışlarım kızın üzerindeyken üstümüze doğru koşan Deniz'i fark etmemle dudaklarım o şeklini aldı. Yağız, hızlı bir hareketle ayaklanıp onun önünü kestiğinde ise kaşları çatıldı. "Ne yapıyorsun oğlum ya. Bıraksana beni."
Deniz, Yağız'ın elinden kurtulmaya çalışırken kıkırdadım. "Bıraksın da yaralı adamların üzerine atla, yok öyle dünya!" Leya sitemle işaret parmağını ona doğru salladığında üzerindeki toz toprağa bulanmış gelinliği yeni fark ediyordum. Saçları darmadağındı. Suratındaki makyaj da akmıştı. Beyazlar içindeki gelinliği de mahvolmuştu. En mutlu gününün böyle bitmesini istemezdim. Dudaklarımı birbirine bastırıp onlara baktığımda suratımda acı bir tebessüm oluştu. Efe hissetmişçesine bana bakıp elimi sıktığında altın harelere bakıp iç çektim. "Keşke böyle olmasaydı."
"Düğüne gelirken bir anda hastaneye çağırdınız. Kız arkadaşımın yanında arabayı hızlı kullandım. Bir de küfür yemek zorunda kaldım. Bırakın da aylardır görmediğim arkadaşlarıma bir sarılayım." Sinirli çıkan sesine karşılık odanın ucunda bekleyen kız yanına yönelip elini tuttu. Deniz'in sert bakışları yumuşayarak kıza kaydığında dudaklarım aralandı. "Sen...sen kütüphanedeki kızsın."
Kız bana bakıp gülümsedi. "Evet o gün Deniz'i yanıma sen göndermiştin değil mi?" Gururlu bir anne gibi başımı salladığımda gülümseyişi büyüdü. Elindeki poşetten bir çiçek çıkarıp baş ucuma bıraktığında gülümsemeden edemedim. "İyi olmanıza çok sevindim.
Okulda ikinizi gördüğümde ne kadar yakıştığınızı söylemek isterdim hep." Efe bana bakıp çarpık bir şekilde gülümsedi. "Teşekkür ederiz,yenge." Deniz sırıtarak açık kumral saçları olan mavi gözlü kıza baktığımda kızaran yanaklarını fark ettim. "Efe ,utandırmasana kızı."
Efe'ye çıkıştığım sırada mavi gözler bana elini uzattı. "Seninle tanışamamıştık. Selen ben." Gülümseyerek uzattığı elini sıktım. "Naz ben de, memnun oldum." Adımı zaten bildiğini gülümsemesinden anlamıştım. "Ay siz uyanınca biz heyecandan sormayı unuttuk. Aç mısınız?" Leya'nın telaşlı sesine bakıp kıkırdadım. "Bir su alabilirim ben." Selen elindeki poşetten iki şişe su çıkardı. Birini bana birini de Efe' ye uzattığında gülümsedim.
Bir süre sonra arkadaş grubumuz arasındaki neşeli sohbetten sıyrılıp yanımdaki yatağa çevirdim başımı.
Efe'ye baktım, o da bana.
Bu sadece bir hayatta kalış hikâyesi değildi. Bu, yeniden başlama, yarım kalan cümleleri, yarım kalan anları, yarım kalan sözleri tamamlama hikâyesiydi.
Ve o an, her şeyin sonu değil, en güzel yerinden başlangıcıydı.
Bir ateş yakmıştı bizi. Küllere dönüşmüştük, ama inatla tutunmuştuk birbirimize. Şimdi ise küllerimizden yeniden doğacaktık.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Siyal
Novela Juvenil~Hayalleri siyah hayatlar içinde kaybolan bir grup genç. ~O geçmişten korkuyordu ama geçmişin derinliklerine dalmaktan da çekinmiyordu. Geçmişte yaşanan acıların geleceğinde verdiği güvensizlik içinde kaybolmak...Kimileri geçmişte hatalar yapıp bede...
