Üç ay geçmişti.
O kaza, o uçurumun kenarında yaşadıklarımız... hâlâ zaman zaman rüyalarıma giriyordu. Efe'nin yüzü, ambulans sirenleri, başucumdaki kalp atış sesi... Hepsi zihnimin bir köşesinde kazılıydı. Ama bugün, o karanlık anların ardından güneş gibi parlayan bir gündü. Leya ve Yağız'ın düğün günü.
Ve düğün... Çırağan Sarayı'ndaydı.
Sarayın görkemi daha dış kapıdan girerken çarpıyordu insanın yüzüne. Tarihin ihtişamı, modern bir masalın zarafetiyle birleşmişti sanki. Avludan içeri yürürken ayaklarımız mermerin üstünde yankılanıyordu. Tavandaki dev kristal avizeler, pencerelerden içeri süzülen gün batımı ışığıyla parıldıyordu. Boğaza açılan terasta, masalar beyaz örtülerle donatılmış, ortalarında cam fanusların içinde titrek mumlar yanıyordu. Etrafta beyaz güller ve lavanta dalları... Hava, taze çiçek ve deniz kokusunun iç içe geçtiği huzur verici bir karışımdı.
İçeri adım attığımda kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı. Etrafıma bakınırken bir çift gözle çarpıştı bakışım.
Annem...
Ve babam...
O anda içimde tarifsiz bir kıpırtı oldu. Sırtımı dönüp gitmek istemedim, kaçmak da... Bu kez korkmuyordum. Onlar sadece beni başkasıyla evlendirmek isteyen ailem değil, aynı zamanda tüm mücadelemin nedeniydi. Bana rağmen değil, bana rağmen her şeyi bırakıp seçtiğim bu hayatın tanıklarıydılar artık. Sadece başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım. Ve sonra Efe'nin elini biraz daha sıkıca tuttum. "İyi ki buradayım," dedim içimden. "Ve iyi ki onunlayım."
Gelin odasından çıktığım sırada Yağız ile burun buruna geldim. İçeriye girmek için hareketleneceği sırada kaşlarımı çattım. "İçeriye giremezsin." O da kaşlarını çattı. "Kızım ben bunun için ne kadar zamandır bekliyorum haberin var mı senin?" Leya kadar beklemiş olamazdı. Leya çocukluğundan beri seviyordu Yağız'ı. Yağız ise bunun farkına epey geç varabilmişti.
"Girmezsin dediysem giremezsin." Koridorun sonunda Efe'ye gülerek bir şeyler söyleyen Deniz'i buldu bakışlarım. Aklı sıra onunla dalga geçip onu sinir ediyor olmalıydı. "Deniz, buraya gelir misin?" Muzip bakışları bana döndü. Ardından ufak bir ıslık çaldığında altın hareler de beni inceliyordu. Yağız çenesini sıvayıp sabır dilenircesine bana baktı. "Kızım çekilsene önümden." Deniz hızla dibimizde bittiğinde muzip bir ifadeyle ikizime baktım. Deniz onun omzuna elini atıp onu kapının önünden çektiğinde Yağız ağzının içinde kısık bir küfür mırıldandı. "Eğer saçıma dokunursan seni doğduğuna pişman ederim sarı çiyan." Kıkırdayarak ikisine baktığımda Deniz alınmış gibi dudaklarını büzdü. "Sarışınlara olan bu düşmanlığınız kalbimi kırmaya başladı Yağız Bey." Yağız sinirle onun elinden kurtulmaya çalıştığı sırada kapıyı açarak Efeyle birlikte gelin odasına girdim. Ardımızdan kapıyı kilitlediğimde Leya'nın heyecanlı suratı bize döndü. "Dışarıda neler oluyor?" Efe'nin suratında muzip bir ifade belirdi. "Yağız içeriye girmek istiyor." Leya'nın dudakları şaşkınlıkla aralandı. "Siz çok fenasınız." Efe büyük adımlarıyla Leya'nın gelinliğinin ucuna kadar yürüdü. Ardından onu kendine çekip sıkıca sarıldı. "Biraz sabretsin Yağız Bey." Trip atarcasına çocuksu bir sesle söylediği cümle kıkırdamama neden oldu.
"Benim, küçük kardeşim," dedi gülümseyerek.
Leya başını eğdi, sonra abisine döndü.
"Ben büyüdüm abi... Ama gözlerinde hâlâ çocuk gibiyim."
"Sana bir şey söyleyeyim mi? Büyümüşsün, evet. Hem de çok güzel bir kadına dönüşmüşsün. Ama seni Yağız'a teslim ederken... içimde bir kırılma oldu. Sanki artık seni korumama gerek kalmamış gibi."
Leya usulca başını abisinin omzuna yasladı.
"Sen hep benim kahramanım oldun. Ama artık beni korumak zorunda değilsin. Çünkü artık senin gibi biri var yanımda."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Siyal
Teen Fiction~Hayalleri siyah hayatlar içinde kaybolan bir grup genç. ~O geçmişten korkuyordu ama geçmişin derinliklerine dalmaktan da çekinmiyordu. Geçmişte yaşanan acıların geleceğinde verdiği güvensizlik içinde kaybolmak...Kimileri geçmişte hatalar yapıp bede...
