30:Veda

184 17 16
                                        


Sınavınız da bittiğine göre düğün işini hızlıca aradan çıkarabiliriz." Babamın cümlesini duymamla önümdeki yemeği tırtıkladığım çatal ve bıçağım sertçe tabağımın üzerine düştü. Tok bir ses yemek salonunda yankılanırken annem kaşlarını çatarak bana baktı.

Dün okulun sınavına girmiştim. Muhtemelen üniversitesine kabul alabilecek bir puan alacaktım. Daha önceki iki gün üniversite için herkesin girdiği sınava girmiştim. Sayısal ve eşit ağırlık bölümünü çözmüştüm. Sonuçlara göre bir şeyler ayarlamayı umarken beni yangından mal kaçırırcasına Demir ile evlendirmeye çalışacaklarını öğrenmem başımdan aşağıya kaynar sular dökülmesine neden oldu.

"Siz ne dediğinizin farkında mısınız?" Yağız babama ters bir bakış attı. "Kardeşinle bu kadar hızlı bir şekilde ayrılmak istememeni anlıyorum ama şuanda sıkışmış durumdayım ve bu birlikteliğin bir an önce gerçekleşmesi gerekiyor."

Nefes alamadığımı hissettim. Demir ile anlaşma yaparken bile evcilik oynarcasına bir ciddiyet takınmıştım hep. Kendimi daha çok zamanım olduğuna ve güzel bir planla bu işten sıyrılabileceğime inandırmıştım.

Sınavımın ardından rahatlamayı umduğum bir akşam yemeğimde böyle bir haber almayı kesinlikle beklemiyordum. "Ne kadar hızlı?" Zor da olsa sesimin titremesini engellemeyi başardım. Babam derin bir nefes aldığında annemin dudağı yukarıya doğru kıvrıldı. "Önümüzdeki hafta içinde." Hızla oturduğum sandalyeden kalktığımda sandalye geriye doğru düştü.

Yere çarpmasıyla çıkan tok ses salonda yankılandı. Annem başını omzuna doğru eğerek dişlerini sıktığında kendini zar zor dizginlediğini görebiliyordum. "Şuan bana tokat atmamak için kendine zar zor hakim olabiliyorsun öyle değil mi anne?" Oturduğu sandalyede geriye doğru yaslanırken tehlikeli bir şekilde gülümsedi. "Yemek saati henüz bitmedi,bu şekilde bu masayı terk edemezsin." Histerik bir şekilde güldüm. "Kurallar...kurallar...siz ve lanet kurallarınız."

"Hadi güzelim, hava alalım." Yağız da iştahla yediği yemeğini babam konuştuğundan beri bırakmıştı. Şu aralar üzerime ayrı bir mi titriyordu yoksa bana mı öyle geliyordu?

"Hiç bir yere gidemezsiniz. Düğün için seçilecek şeyler var." Kaşlarımı çatarak anneme baktım. "Hayatım boyunca bana seçim şansı vermişsin gibi konuşma. Zaten her zamanki gibi her şeyi sen seçeceksin." Hızlı adımlarla salondan çıktığımda peşimden Yağız'ın da geldiğini biliyordum.

Evden çıktığımızda bir nefes almaya çalıştım. Sanki dikenli bir şey yemişim gibi boğazıma bir şeyler battığında tırnaklarımı elime bastırdım. “Nefes alamıyorum artık." Beni kendime çekip sarıldığında ağlamak istedim. Ama bu isteğimi evin önünde gerçekleştiremezdim. "Sahile gidelim." Başımı salladım. Kolunu omzuma attığında yürümeye başladık.

Sahile geldiğimizde bir süre dalgaların sesini dinledim. Ardından kayalıklara doğru yürüdüm. Büyük bir kayanın üzerine oturup ayaklarımı denize doğru sarkıttığımda Yağız da yanıma oturup aynını yaptı. Dakikalarca sessiz kalıp dalgaların sesini dinledik.

"Titriyorsun." Farkındalıkla kollarımı bedenime doladım. Üzerinde olmayan ceketi çıkarmaya çalıştığında gülümsedim. "Ceket almayı unutmuşuz." Mırıldandığımda başını sallayıp beni kendine doğru çekti.

Saçlarımdaki sıkı at kuyruğu başımı ağrıtmaya başladığında yüzümü buruşturdum. Uzun bir süre saçımla uğraştım. En sonunda sinir bozukluğuyla dayanamayıp ağlamaya başladığımda Yağız yüzümü avuçları arasına aldı. "Şişt sakin. Sakin ol. Açarım ben saçlarını."

Aslında konu saçlarım değildi. Yavaşça tokayı çıkarıp bileğime taktığında başımı omzuna yasladım. Rüzgarda savrulan saçlarım bir nebze olsun özgür hissettiriyordu.

Siyal Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin