25:Deje vu

241 20 6
                                        


Her aşk bir diğerinin intikamıydı aslında. Sizi öpen kimsenin gerçekte kimden intikam aldığını kimi kendi içinde öldürmeye çalıştığını bilemezdiniz. Gözlerinize bakarken gözlerinin aslında kimin gözlerini sizde aradığını bilemezdiniz. Size gülümserken aklındakinin gerçekten siz olup olmadığını da bilemezdiniz. Siz yalnızca başkasını unutmaya çalışırken sizi sevdiğini söyleyerek sizi buna inandırırken kendini de kandırmaya çalışan kişinin bitmemiş aşkında yanan kelebek olurdunuz.

Kelebeğin kanatları küle döndüğünde ise hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Çünkü siz de onlar gibi kanatları yanmış bir kelebeğe dönüşmüşsünüzdür. Tıpkı ayın parlamak için güneşe ihtiyacı olması gibi. Kanatları yanmamış kelebekler sayesinde kanatlarının eski haline dönebileceğine inanan aptal bir kelebek.

Aşk bir kelebeğin kanatlarını yakacağını bilmesine rağmen o ateşe uçmasıydı belki de. Diğer kelebeğin de kanatları tutuştuğunda ikisinin bambaşka yerlere sürüklenerek ayrılmasıysa en acı tarafı.

Yağız'ın beni beklemeden gitmesi kaşlarımı çatmama neden olurken annemin bakışları bana kaydı. "Şirkette önemli işlerimiz var, onlar da önce gitti. Bugünlük okula taksiyle git." Bir umut yüzüne baktım. İyi olduğumu sorar mı, özür diler mi? diye. Ama ondan böyle bir şey beklemek hatadan başka bir şey değildi.

"Arabamı ne zaman kullanabileceğim?" Sorumla birlikte önündeki tabletten başını kaldırıp bana baktı. "İyi olduğunda kullanırsın." Ayağa kalkıp yanıma geldi. Bir adım geriye gitmek istediğimde saçlarımı okşayacakmış gibi tuttu. Sertçe asıldığında acıyla dudaklarımı birbirine bastırdım." Bir daha dünkü gibi saçma hareketlerde bulunursan sonu hiç iyi olmaz küçük hanım.”

Bir an için saçımı okşayacağını düşündüğüm için aptal sayılır mıydım? Uslu duracağımı temin edercesine başımı salladım. Yakında beni görmek zorunda kalmayacaktı zaten. "Sen ne istiyorsun aptal, baban ikimizi de akıl hastanesine mi yatırsın istiyorsun? " diye hırladığında yutkundum. Sertçe saçımı bıraktığında sendeleyerek yere düştüm,ellerinde ufak bir tutamın kaldığını görebiliyordum. Ayağım sızlarken haykırmamak için dişlerimi dudaklarıma geçirdim. Ağlamamak içinse tavana baktım. “Ben sana ne yaptım anne?” Beni neden sevmedin? Neden her şeyin suçlusu olarak beni gördün?

Gözlerimin dolmaması için büyük bir çaba içindeyken elleri çenemi sertçe kavradı. "Sana öğrettiğim gibi bir hanımefendi olmazsan senin için hiç iyi şeyler olmayacak." Başımı tekrar sallamamın ardından toparlanarak yerden kalktım. Koşar adımlarla evden çıktığımda derin bir nefes aldım. Evin önündeki taksiye bindim. "Doğan Koleji'ne." Kafam cama dayanırken kulaklığımdaki şarkıyla hafif uyuklamıştım. "Geldik kızım." Adama parayı uzatıp arabadan indim.

Okulun karşısındaki caddedeydik. Derin bir nefes alarak saçlarımı elimle arayarak iki yolun ortasındaki ışıklarda durdum. Telefonuma gelen bildirim sinirlenmeme sebep olurken yürümeye başladığımın farkında bile değildim.

Genç kız kulaklığındaki şarkı genç çocuğu hatırlattığı için sinirlenerek telefonu eline aldı. Yolun ortasında olması umrunda bile değildi. O an herhangi bir şeyi düşünebilecek durumda da değildi zaten.

Sinirle telefonunu açtığında isminin seslenildiğini duyar gibi oldu. Tanıdık ses hızla telefonundan bakışlarını çekmesine sebep olurken ela gözlerle acı kahveler buluştu. Kızın kaşları çatılırken başını olumsuz anlamda sallayarak arkasını döndüğünde hızla ona doğru gelen arabaya bakakaldı.

Genç çocuk kıza doğru koşmaya başladığında her şey için çok geçti.
Ela gözlü çocuğun adımları bıçak gibi kesilirken genç kızın havaya fırlayarak yere düşen bedeni yere çökmesine sebep oldu.

Siyal Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin