Bölüm 23

653 24 8
                                    


           Genç prens bünyesinin zayıflığından dolayı kimsenin aklına gelmeyecek şekilde zehirlenme hadisesinden sağ çıkmıştı. Bünyesi zayıf olduğu için aldığı birkaç lokma zehrin etkisini göstermesine sebep olmuştu ve Kali'nin yardım çağırması ile hemen müdahale edilmişti. Genç adam her zamankinden daha da solgun bir biçimde yatağında sessizce uzanıyordu. 

"Bir süre dinlenmesi lazım. Bilinci yerinde. Bir sorun olmayacaktır." dedi yaşlı saray hekimi yatağın başında.  Muwatti, zavallı yeğeninin başında gözyaşı dökerek doktoru onayladı. 

"Bu sefer şanslıydı. Tanrılar prensimizi korudu fakat bir daha aynı şey olursa?" dedi kadın gözyaşlarını silerken. 

"Haklısın kardeşim. Bunu yapan kim olursa olsun bu sefer elimizden kurtulamayacak." dedi yaşlı kral kız kardeşinin sırtını sıvazlarken. 

       Kral söylediklerinin arkasındaydı. Kimse bir Hitit prensini zehirleyip bundan kurtulamazdı. Suçun cezası da belliydi...Ölüm. Yemeği prense götüren Kali baş şüpheli olarak hapishanede tutuluyordu. Uzun saatler boyunca çeşitli işkencelere maruz kalmıştı fakat verdiği cevap hep aynıydı. 'Bilmiyorum.' İçinde bulunduğu durumda gerçekten masum olup olmamasının pek de bir önemi yoktu. Herkes yemeği onun götürdüğünü biliyordu. Gerçekten bir şey bilmiyor olsa bile idam edilecekti. 

     Her yeri yara bere olmuştu ve yaraları kanıyordu. Hareket ettikçe nefes almak daha da zorlaşıyordu ve  yaraları daha da acıyordu. Uzun saçları yağlanmış ve yumak yumak olmuştu. Gerçekten rezil bir haldeydi. Hayatında hiç böyle bir fiziksel acı yaşamamıştı. Yaralı sırtını yavaşça kerpiç duvara yasladı. Yüzünü kapatan saçlarını kenara çekmek istiyordu fakat kollarını kaldıracak hali kalmamıştı.  Derin bir nefes aldı. Gerçekten ölümü böyle mi olacaktı? Keşke Zannanza'yı son bir kez daha görebilseydi. O zaman ölmekten bu kadar korkmazdı. Zaten yaşamasına değer pek bir şey yoktu. Gözlerini kapattı ve yavaş yavaş nefes almaya çalışırken Zannanza'nın yüzünü hayal etmeye çalıştı. Artık kalbi de sızlıyordu. 

       O esnada taht odasında daha şaşırtıcı bir olay yaşanıyordu. Zidanta yere oturmuş ve kafasını eğmişti. Karısı Muwatti ise neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. 

"Zidanta ne yapıyorsun? Kalksana ayağa!" dedi kadın adamın kulağına.

" Yüce Hatti ülkesinin Güneşi! Ben bir günah işledim." dedi iri yarı adam. Kral ise bu itiraf karşısında şaşkındı.  Muwatti ise paniklemişti çünkü kocasının neyin peşinde olduğundan emin değildi. 

"Nedir o günah sevgili dostum?" dedi kral sevdiğin arkadaşına bakarken. 

"Prens Piyassili'yi ben zehirledim." dedi ve kafasını kaldırarak krala baktı. Adamın yüzündeki ifade değişmemişti. Muwatti ise sinirden kıpkırmızı olmuştu. 

"Sen ne diyorsun! Saçmalama! Ayağa kalkt!" dedi bağırarak ve kocasının kolundan tutup kaldırmaya çalıştı. Çabaları nafileydi. Dev adam bir milim bile kıpırdamamıştı.  Kocasının hareket etmediğini görünce daha da sinirlenmişti ve kocasını yumruklamaya başlamıştı. Kral çıldırmış kız kardeşine baktı ve muhafızları çağırdı.

"Prensesi odasına götürün." dedi tek düze ses tonuyla. İki asker kadının koluna girdi ve taht odasından çıkardı. Odada yalnızca iki adam kalmıştı. 

"Neden oğlumu öldürmeye kalktın?" dedi ve karşısında diz çökmüş adama yaklaştı. 

"Kendimce sebeplerim var. Fakat şunu söyleyebilirim ki o hizmetçi kızın hiçbir suçu yok." dedi adam kafasını yerden kaldırmadan. Bunun üzerine kral büyük bir kahkaha attı. 

"Şimdi belli oldu. Gerçekten böyle bir şey yapacak mısın?" diye sordu kral ve eğildi. 

"Ben yaptım. Tek başıma." dedi adam tekrarlayarak. 

"Seni severim. Onurlu bir asker ve iyi bir dostsun. Bu yüzden isteğini dinleyeceğim." dedi ve tekrar ayağa kalktı. Arkasını döndü ve askerleri çağırdı.

"Komutan Zidanta. Hitit kraliyet ailesinden bir prensin canına kastetmekten ve vatana ihanetten suçlu bulundu. Derhal hapishaneye götürün." 

        Birkaç gün sonra olaya karışanların cezası belli olmuştu. Komutan Zidanta vatana ihanetten suçlu bulunmuştu ve idam edilecekti. Kali'nin zehirden habersiz olduğu kabul edilmişti fakat yine de bu işe karışmıştı. Onun cezasını Piyassili'nin vermesi kararlaştırılmıştı. Çok geçmeden kararını vermişti. Kali'nin cezası da saraydan sürülmekti. Bir daha dönmemek üzere... 

      Kumsal'ın olanlardan haberi yoktu. Sadece suçsuzluğunun kanıtlandığını düşünüyordu. Hücresinden çıkarıldıktan sonra Şummiri onunla ilgilenmişti fakat çok geçmeden sarayı terk etmesi gerekiyordu. Ayak tabanları hep yara olmuştu ve üzerlerine basmak oldukça acı veriyordu. Yataktan destek alarak zorla kalktı. Nereye gideceğini de bilmiyordu. Şummiri birden eline küçük bir bohça tutuşturdu.

"Çok bir şey değil ama kendine kalacak bir yer bulursun. Sana sürekli yemek getireceğim. Merak etme tamam mı?" dedi yaşlı kadın ve sağ elini kızın yanağına koyup yavaşa okşadı. Kızın gözlerindeki ışık kaybolmuştu. Kadın hıçkırıklara boğuldu. Kız ise kafasını sallamakla yetindi. O sırada kapıda daha önce ikisinin de görmediği iri bir adam dikildi. İkisi de kısa bir süreliğine dehşete kapıldı. Kali'nin cezası değişmiş miydi?

"Size eşlik etmek için Prens Piyassili tarafından gönderildim." dedi adam hafifçe referans yaptıktan sonra. Şummiri şaşkınca Kali'ye baktı. Genç adam kadınlara yaklaştı ve onay almak istercesine Kali'ye elini uzattı. Kali çekingen bir şekilde elini adamın elinin üstüne koydu ve adam yavaşça genç kadını kucakladı. Koridordan geçerlerken herkes onlara bakıyordu fakat Kumsal'ın umurunda bile değildi. Bir an önce buradan çıkıp tek başına kalmak istiyordu. Gözlerini kapattı. Hissettiği hafif yaz esintisiyle gözlerini açtı. Sarayın bahçesine varmışlardı. İki tane atın bağlı olduğu bir at arabası onları bekliyordu. Adam, genç kadını incitmemeye çalışarak arabanın arkasına bindirdi. Ahşap arabanın üzerindeki tentenin kumaşı ve işlemeleri bu arabanın önemli birine ait olduğunu gösteriyordu. Arabaya yerleşince kız kafasını iç tarafa doğru çevirdi böylece dışarıdakileri görmeyecekti. Sessiz sakin bir yolculuk istiyordu.

         Yarım saat sonra şehrin öteki ucunda bir yere gelmişlerdi. Arabayı süren adam oturaktan indi ve arkada oturan genç kadına elini uzattı. Kadın artık çekingen davranmıyordu. Adam kadını kucağına aldıktan sonra kerpiçten tek katlı binaya yaklaştı ve kapıya hafifçe ayağıyla vurdu. Kapıyı genç bir kız açtı. Kali'den de genç görünüyordu. Kapıyı açtıktan sonra hemen geri çekildi. Bu bina klasik kerpiç Hitit evlerindendi. Tek odalı bir evdi. Yemek yapmak için bir baca ve birkaç temel eşya dışında boştu. Kapı haricinde 2 tane pencere denebilecek kare şeklinde oyuk vardı. Adam kadını yavaşça yatağa yatırdı.

"Bundan sonra burada ikamet edeceksiniz ve bu genç hanım da bundan sonra sizin yardımcınız olacak." dedi adam. 

"Teşekkür ederim." dedi genç kız. Hapishanede geçirdiği günlerden sonra yatakta yatmak büyük bir lütuf gibi geliyordu. Kafasını koyar koymaz uyuyakalmıştı. 

KaliHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin