"Bizi prens ile yalnız bırak!" diye emir verdi genç ve güzel kadın. Yüzündeki kibirli ifade Kumsal'ı sinirlendirmişti. Tek sinirlenen Kumsal değildi.
"Sen benim kişisel hizmetçime emir veremezsin Arinna." dedi prens Zannanza bıkkın bir şekilde.
"Ama prensim..." diye lafa başlayacaktı ki adam sözünü kesti.
"Bunu daha önce de yaptın. Sabrımı zorlamaya devam edersen ayrılmanı istemek zorunda kalacağım." dedi adam tükenen nezaketi ile.
"Ben isteyerek yapmadım. Özür dilerim." dedi kız. Elini yumruk yapıp ağzına doğru götürmüş sahte hıçkırıklarını saklamaya çalışıyordu. Gerçekten sinirlendiği belliydi çünkü gözleri dolmuştu. Fakat aşağı tabakadan birinin önünde özellikle de bir hizmetçi önünde ağlayacak değildi.
Prens Zannanza'nın tavırları Kumsal'ın hoşuna gitmişti. Prens onu başka bir asilin karşısında korumuştu. Gururunun okşandığını söyleyebilirdi tabii her ne kadar savunma şekli biraz değişik olsa da şartlar bunu gerektiriyordu.
"Her neyse." dedi prens ve elinde çatalı ile önündeki tatlıyla oynamaya başladı. Karşısındaki kadın ise kendini toparlamaya çalışıyordu. Bir bardak su içtikten sonra prensi izlemeye başladı. Karşısındaki adam onu deli ediyordu.
Arinna, güzelliği tanrıçalarla yarışabilecek, soylu bir aileden gelen genç bir kadındı. Açık kahve saçları, esmer teni ve ela gözleri ile bir tablodan fırlamış gibi görünüyordu. Kumsal, bu kadın kendi döneminde yaşasaydı kainat güzeli seçileceğinden emindi. Arinna, Hattuşa'daki diğer kadınların aksine uzun boylu ve zayıftı. Bu dönemde balık etli veya kilolu kadınlar daha güzel kabul ediliyordu.
"Efendim, sizinle özel konuşmam gerekiyor. Lütfen." dedi sesini oldukça nazik kullanarak Arinna. Prens kafasını kaldırarak karşısındaki kadına baktı. Derin bir iç çektikten sonra Kumsal'a döndü. Kumsal prensin demek istediğini anlamış ve ağacın altındaki çifti istemeyerek de olsa yalnız bırakmıştı.
Saraya girince yapacak bir iş bulamamıştı fakat bir hizmetçi olarak boş boş gezmesi kabul edilebilir değildi. Şummiri'yi bulmaya karar verdi ve mutfağa yöneldi. Mutfağa vardığında dedikoducu tayfa yine iş başındaydı. Kumsal bir şeyi öğrenmek istiyorsa mutfağa gelip biraz orada iş yapması genelde yeterli oluyordu.
"Prensin nişanlısını gördünüz mü? Yüzü çok güzel ama gebertme gibi. Çok zayıf." dedi genç hizmetçilerden biri hamuru elleriyle yoğururken.
"Bazı insanlar ne kadar şanslı. Keşke onun yerinde olabilseydim." dedi yanındaki sebzeleri soyan görece olarak diğerinden daha büyük olan kadın.
"Of! Aynen. Ailesi soylu ve zengin, kendisi güzel ve yakışıklı bir prens ile evlenecek." dedi ilk kadın.
"Ne yapalım bizim de kaderimiz buymuş. Hamur yoğurup sebze soymak."
Kumsal duyduğu şey ile şaşkına dönmüştü. Prensin nişanlısı olduğunu daha önce hiç duymamıştı. Gerçi neden olmasındı ki? Tarihte gayet normal bir şeydi hatta kendi zamanında da vardı. Zengin ve kuvvetli aileler çocuklarını evlendirirdi. Nefesini kuvvetlice dışarı verdi. Ne olurdu o da asil birinin bedeninde uyansaydı? Düşüncelerden kurtulmak için mutfaktaki işlere yardım etmeye koyuldu.
O sırada bahçedeki çiftin arasında bir gerginlik hakimdi. Sessizliği ilk bozan prens oldu.
"Umarım önemli bir şeydir." dedi. Mümkün olsaydı hemen buradan kalkar giderdi fakat karşısındaki kadın babasının yüksek rütbeli generallerinden birinin kızıydı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kali
RomanceZevk aldığı tek şey tarih kitapları okumak olan Kumsal, sonunda yıllardır hayalini kurduğu kazılara katılma şansını yakalamıştı. Hem de Anadolu'nun en güçlü devletlerinden olan Hititler'in başkenti Hattuşaşta. Ayrıca yıllardır hoşlandığı Anatolia da...