Bölüm 3

2.1K 66 2
                                    


Gözlerini açmaya çalıştı fakat göz kapakları o kadar ağırdı ki bir süre açması mümkün değildi. Rutubet kokusu keskindi. Uzaktan birtakım ayak sesleri geldiğini duyabiliyordu. En son ne olduğunu hatırlamaya çalıştı. Elindeki tepsiyi ve gözlerinin kararmasını anımsadı. Şu an büyük ihtimalle bir hastanede yatıyor olmalıydı. Kendini zorlamadı ve tekrar uykuya daldı.

"Zavallı kız ne ölebiliyor ne de kendine gelebiliyor." diyen bir kadın sesiyle uyandı. Hala gözlerini tam olarak açamıyordu. Sesin sahibi kim olabilir diye düşündü. Yaşlı bir kadın sesiydi fakat kesinlikle tanıdık değildi.

"Komutan Zidanta ile zina yaptığını herkes biliyor. Bu yüzden tanrılar onu cezalandırmış olmalı. Evli bir adama göz dikmek..." dedi başka bir kadın sesi. Diğerine kıyasla genç olduğu kesindi ama kimden bahsediyorlardı? Ondan bahsediyor olamazlardı herhalde. Bırakın evli bir adamla birlikte olmayı daha önce sevgilisi bile olmamıştı. Kadının ayıplar tavrı hoşuna gitmemişti.

Bir süre sonra yavaşça gözlerini aralamayı başardı. Karanlık bir odadaydı. İlk seçebildiği şey taş duvardı. Burası kesinlikle bir hastane değildi. Yavaşça yan tarafına döndü. Ahşap masanın üzerindeki mum odayı aydınlatan tek şeydi. Az önceki kadınlar ortalıkta yoktu. Yavaşça doğrulmaya çalıştı. Belki de hastaneye gerek yok diye bir köy evine getirildiğini düşündü. Aşırı halsiz hissediyordu. Özellikle kolları ve bacakları sürekli sızlıyordu. Odayı tekrar inceledi. Taş duvarlar uzundu ve iki küçük pencere yüksekte konumlanmıştı. Bu köyde böyle bir ev olmasını beklemiyordu.

Yataktan kalkmaya gücü yoktu. Ev sahipleri belki yanına uğrarlardı. Pencereden dışarı baktı. Gökyüzüneki yıldızlar çoğalmış gibi geldi. Belki de köyden uzaktaydılar ve ışıklar azaldığı için yıldızları daha iyi görebiliyordu. Gayet mantıklıydı. Açılan kapıyla korktu. Karşısındaki yaşlı kadın ondan daha çok korkmuştu. Yüzü bembeyaz kesilmişti.

"Sen..nasıl uyandın?" diye koşarak yanına geldi. Bir mucize görmüş gibi davranıyordu. Kumsal bu tavırlara bir anlam verememişti.

"Ah yavrum. Kalim benim." dedi yaşlı kadın Kumsal'a sarılırken. Kumsal'ın şaşkınlığı gittikçe daha da artıyordu. Kali de kimdi? Bu kadın kimdi ve niye ona bu kadar sıkı sarılıyordu?

"İnanamıyorum. Tanrı Teşup'a şükürler olsun. Dualarımı kabul etti ve seni bana bağışladı." kadın şimdi ağlamaya başlamıştı. Kumsal ise donup kalmıştı. Hiçbir şey söyleyemiyordu.

"Yat dinlen tamam mı? Sana yiyecek bir şeyler getireyim. Susamışsındır, su da getireyim." dedi ve koşarak çıktı. Kadının uzun gri saçları düzgün bir şekilde örülmüştü. Yaşının rahatça altmış üzeri olduğu söylenebilirdi. Yüzünde derin kırışıklar vardı. Kahverengi gözleri yaşanmışlıkla doluydu ve pek de canlı görünmüyorlardı. Yuvarlak bir suratı vardı ve hafif kiloluydu. Keten elbise giyiyordu.

Kadının gitmesini fırsat bilerek yataktan kalkmaya çalıştı. Yanındaki sehpaya tutunarak güç aldı ve pencereye yaklaştı. Boyu pek yetişmiyordu fakat parmak uçlarında durunca dışarıyı görebiliyordu. Gördüğü manzara ile neye uğradığını şaşırdı. Burası kazı yaptıkları Boğazköy değildi. Bir sürü taştan ve kerpiçten ev görebiliyordu ve bir de etraflarını çevreleyen surları. Kalbi resmen ağzında atıyordu. Ellerine baktı, kendi elleri değildi. Birden saçlarının kendi saçlarına oranla daha uzun olduğunu farketti ve hızla örülü uzun saçlarını eline aldı. Bu onu daha da korkuttu çünkü Kumsal'ın saçları siyah değildi ki. Etrafta kendini görebileceği bir şey aradı ama bulamadı. Hızla odadan dışarıya attı kendini. Küçük bir avlu ile karşılaştı.Taştan kolonlar ile destekleniyordu. Hızla etrafına bakındı. Avlunun etrafında üç oda daha vardı ama girmeye cesaret edemedi. Başka biriyle karşılaşabilirdi ki haksız da değildi. Kendisine doğru hızla yürüyen kızla donup kaldı. Kaçmalı mıydı?

KaliHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin