Yeni bir bölümle karşınızdayım. Lütfen bol bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. İyi okumalar dilerim.
"Sonra bir şeyler olur, adını koyamayacağın. Ve artık, eskisi gibi olmazsın.."
Bazen hayatımızda bir şeyler olur ve biterdi ama biz bu olup bitene hiçbir şey yapamaz, yalnızca seyirci kalırdık. Savaşta yaralanan askerlerin acıyı sonradan hissetmesi gibi bizler de acımızı her şey olup bittikten sonra hissedebilirdik. Hissettiğimiz acının nereden geldiğini, ne zamandır hissedilmeyi beklediğini anlayamazdık. Farkındalığın bir esarete dönüşürdü.
Benim yaralarım da aynı böyleydi, hep oradaydılar ama şimdi oluk oluk kanıyorlardı. Hissedilmeden geçen yılların intikamını küçük bir andan çıkartıyor, nefesimi kesiyorlardı. Acı, fırtınalı denizde kıyıya vuran dalgalar gibi ruhuma çarpıyordu. En kötü yanı da bunu en güvendiğim insanlar yapmıştı.
Göz bebeklerimin içindeki alevler kendimin sandığım hayatın yanarken oluşturduğu yansımaların izleriydi. İçimde öyle büyük bir fırtına kopuyordu ki yaralı ruhum oradan oraya savrulurken yalnızca izlemekle yetiniyordum. Başım deli gibi dönerken ya kimseden ses çıkmıyordu ya da kulaklarım tüm seslere sağır kesilmişti. Anlayamıyordum, aklım tüm bu olanları almıyorken kalbim sanki biliyormuş gibi sessizliğini koruyordu. Aklım, bir köşeye sinmiş bu darbeyi sindirmeye çalışırken kalbimin içindeki o minik kız bana gülümsüyordu. Bu durum beni daha da paniğe sürüklüyordu.
"Sen benim kardeşim sayılırsın." Atalay'ın sesi kulaklarımda çınladı.
Titreyen ellerimi güçlükle kaldırarak Atalay'ın omuzlarına yerleştirdiğimde kalan tüm gücümle bedenini bedenimden ayırdım. Dizlerimin üzerinde geriye doğru savrulduğumda avuç içlerimi toprak zemine bastırarak kendimi Atalay'ın kollarından geriye çektim. Göz bebeklerim bir anlığa Atalay'ın arkasındaki dizlerinin üzerine çökmüş, öylece yere bakan bedeni bulduğunda ne kadar süredir burada olduğunu düşündüm. Barın'ın haline bakılırsa o da tüm olanları görmüş olmalıydı ama tepkisizliği içimdeki korkunun tomurcuklarını büyütüyordu. Bir tepki vermesini bunların saçmalık olduğunu söylemesini istiyordum ama o hiçbir şey söylemeden öylece duruyordu.
Lanet olsun ki susuyordu.. Susmamalıydı.
Koltuk altlarımda hissettiğim ellerle irkilerek beni kaldırmaya çalışan Eda ablaya döndüm. Gözlerinin altındaki mor halkalar uykusuzluğunu belli etmeye yetiyordu. Kaç zamandır uyuyamıyordu, ne zamandan beri bu yükü taşıyordu?
"Bunlar senin için." Beyaz zambaklar ve güller..
Hastaneye geldiği zaman hiç tanımadığı bir kız için yüzünde gördüğüm o endişe, elindeki o çiçeklere, bana olan fazlaca ilgisine bir anlam verememiştim ama şimdi tüm bunları anlıyordum.
O, baştan beri biliyordu. Buraya adım attığından beri, biliyordu.
"Hadi Ahu'm kalk da içeriye geçelim, konuşalım."
Duyduğum isim, beynime bir kurşun gibi saplandığında son kalan kontrolümü de kaybetmeme neden oldu.
"Bırak beni, çek ellerini üzerimden." Delirmiş gibi kollarımı savurarak Eda ablayı ittirdiğimde bir iki adım geriledi, yanaklarından süzülen yaşları, elinin tersiyle sildiğinde ince parmaklarını dudaklarının üzerine kapatarak kabullenmemi bekler gibi bir ifadeyle bana bakıyordu.
Hırsla bakışlarımı Eda ablanın yaşlı gözlerinden ayırarak toprak zeminde dizlerinin üzerinde duran Atalay'a çevirdiğimde bakışlarımız buluştu. Öyle bir özlemle bakıyordu ki bir anlığına onu incitmekten korktum hemen ardından da bu düşünceme kahkahalarla gülmek istedim. Asıl ben paramparça olmuştum. Sanki içimde bir volkan patlıyordu, her şeyi yakıp yıkmak istiyordum, öfkem bir çığ gibi içimde büyüyor, beni yakıp kavuruyordu. Üzerimize çiselemeye başlayan yağmur ve ona eşlik eden sert rüzgar bile içimdeki bu yangını söndürmeye yetmiyordu. Normalde olsa soğuktan titreyecek hale gelebilecekken şimdi hiçbir şey hissetmiyordum. Ruhumdaki bu karmaşaya karşın vücudum hissizleşmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAYENDE
Teen Fiction''Filmin sonu nasıl bitiyor, söyler misin? Yani iyi mi kötü mü?'' O güzel öpülesi dudaklarıyla minik bir tebessüm armağan etti kalbime. Kalbim bu armağanı kabul edercesine hızlandı. ''Neden soruyorsun?'' ''Çünkü eğer kötü biterse izlemeyeceğim. Köt...
