"Eğer..."
Bedeninin baskısını tekrar arttığında her şeye rağmen kollarına tutundum.
"...Soyundaki ihaneti evime taşırsan..."
Artık daha da fazla yaklaşan insan seslerine rağmen geri çekilmediği için iyiden iyiye paniklediğim anda tam gözlerimin için...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Bu hayatta en çok yanlış anlaşılmaktan korkmuştum. Bütün bir yaşamım yanlış anlaşılmalar ve bunlardan doğan nefretle geçmişti. Ailem yüzünden aldığım nefret yetmezmiş gibi dudaklarımın arasından peyda olacak tek yanlış kelimenin beni nasıl bir uçuruma sürükleyeceğini de pek âlâ bilir ve buna göre konuşurdum. Evet, dilimin kemiği yoktu ama hangi konuda ne konuşacağımı da çok iyi bilirdim.
Dedim ya yanlış anlaşılmaktan korkardım ben. Nefret edilmekten korkmadığım kadar çok korkardım yanlış bir durumun içerisine düşmekten. Çünkü ben yanlış anlaşılırsam arkamda duracak ne bir annem ne de bir babam vardı. Beni seven insanlar yok değildi ancak koşulsuz şartsız arkamda olacak kimsem yoktu. Annem ve babam ne hata yaparsam yapayım beni kapının önüne koyamazdı çünkü onların kanındandım -Sanırım çocuklarını seven anne ve babalar böyle yapıyordu- bana yüz çevirmezlerdi.
Şu anda bütün gözler bana çevrilmişken nasıl bir yanlış anlaşılmanın içerisine düştüğümü düşünüyordum. Böyle bir yanlış anlaşılmaya mâhâl verecek hiçbir şey yapmamıştım. Bundan adımın Sarin olduğu kadar emindim. Yine de üzerimde gezinen meraklı bakışların boşa olmadığının da bilincindeydim. İşte tamda bu yüzden aklımı hızlıca toparlayıp bir kez daha arsızlık perdesinin ardına sığınmaya karar verdim. Sarin'dim ben; herkes tarafından "mahallenin delisi, cadı, şeytan" mahlasları ile anılan Ermeni kızı!
"Ahaha! Siz beni başkası ile karıştırdınız sanırım. Sarin ben! Sarin. Ermeni olan."
Sesim alay eder gibi çıksada her bir kelimenin üstüne basa basa zikrettim içimden geçenleri. Orta yaşlı kadınla birlikte salonda toplanan kalabalık bu çıkışıma şaşırmışa benziyordu. Aralarında "Ermeni" olduğumu söylediğim için sinirlenenler, yüzlerini buruşturanlar ve kınayanlarda yok değildi ama şimdilik tek tasam bu yanlış anlaşılmayı düzeltmekti. O dağ ayısı ile benim ismimi destursuz yan yana getiremezlerdi.
"Yok kızım ne karıştırması? Hem..."
Bakışlarım bir kez daha konuşan kadının arkasında kalan bedene kaydığında şeytani bir gülümseme peyda oldu dudaklarımda. Yavuz ayısını bana yamamaya çalışıyorlarsa daha çok beklerlerdi. Gençliğimi o suratsızla harcayacak kadar kafayı yememiştim. Bu yanlış anlaşılma büyümeden üzerini kapatmam şart olmuştu. Bu yüzden hâlâ kendi kendine konuşan kadının yanından geçip nefret barındıran gözlerini gözlerime dikmiş kızın yanına adımladım. Sanki annesini babasını öldürmüşüm gibi bakıyordu ama ona nazaran benim tek derdim bu çamuru üzerimden temizlemekti ve ben de en iyi bildiğim şeyi yapacaktım. Eğer bana bulaşan bir çamur varsa onu işe yaramaz bir bez parçasına silmem en doğrusuydu.
"Siz beni Binnur'la karıştırmışsınız..."
Kolumu yaklaştığım bedenin koluna geçirip kocaman bir gülümseme ile ayakta dikilen pek kıymetli kadınlara baktım. Koca hatun, Leyla teyze ve adını bilmediğim o kadının yüzünü kaplayan ifade fazlaca garipti. Sanırım ne yaptığımı anlamaya çalışıyorlardı. Onları daha fazla yormamak adına dudaklarımı ıslatıp elimi zarifçe kaldırarak Binnur'u gösterdim.