*****Zaman fazlaca garipti... Bir yere vaktinde yetişmeye çalıştığımda ardım sıra beni kovalar, iş beklemeye ve sabretmeye geldiğinde damlayan bir çatı arası oluğu gibi yavaş yavaş süzülerek ilerlerdi.
Günler haftaları bir su damlası edası ile takip ederken benim için her şey çok ama çok yavaş ilerlemişti. Ne bu geçen vakitte merakım azalmış, ne de sorular sormaya cesaret toplamıştım.
Mektebe döndüğüm hafta Şahin abimin de yeniden köye gittiğini öğrenmiştim. Canım bu havadisle fena halde sıkılmıştı. Üzerimde gezinen kara bulutlar dağılmazken etrafımda da değişikler olmuştu.
Kimse ile eskisi gibi konuşmuyor, iş haylazlığa geldiğinde ise diğerlerini izlemekle yetiniyordum. Bu halim Ma'amların nazarından kaçmadığı gibi bana ne olduğunu anlamak için garip bir sorgulamanın içine girmişlerdi.
Sonunda onların istediği bir talebe olmuşken benimle dertleri neydi inanın bilmiyordum. Sessizliğim merak uyandırsada çabuk bir kabulleniş ile karşılanmıştı mektep ahalisince.
Tek bir kişi... tek bir kişi dışında kimse beni rahatsız etmemeye özen gösteriyor, eski halime dönmemeyim diye büyük bir ehemmiyetle yaklaşıyorlardı düşüncelerle boğuşan bedenime.
Bütün bu düzenin içerisinde her şeyi bozan ise Sir Matthew'den başkası değildi. Bu bir kaç haftadır hatrı sayılır kez kuytu köşede kitap okurken yanıma sokulmuş, bazen sadece nasıl olduğumu sorduktan sonra tek kelime etmeden dakikalarca yanımda oturmaya devam etmişti.
Bu ziyaretler başta beni ziyadesi ile rahatsız etsede bir süre sonra onun bu sükunet dolu eşliği gayet sıradan bir rutin haline gelmişti benim için.
Her ne kadar kendime itiraf etmek istemesem de son iki gündür gözlerim onu arar olmuştu. Bunun nedeni bu büyük kalabalığın içinde ruhuma en yakın onu görmemdi. Sessiz eşlik edişleri bile beni içine düştüğüm bu buhranda yaşama bağlıyordu.
Sanılanın aksine fazla sessizlik huzur yerine delirmenin eşeğine getiriyordu düşüncelerin çığlık atarak rahatsız ettiği zihnimi. Bu yüzden olsa gerek yanımda aldığı sakin nefes sesleri bile iyi geliyordu yorgun bedenime.
Bir nevi hayattan kopmamamı sağlıyordu varlığı. Hâlâ kendisine karşı mesafeli olsamda içten içe minnet duyuyordum Sir'e.
Yıllardır aynı hayatı paylaştığım bu mektep ahalisine karşın onun bu çabası takdirimi çoktan kazanmıştı bile.
"İşittiğime göre mektep kütüphanesindeki bütün kitapları okumaya kararlıymışsın."
Dolu zihnim ve okumama rağmen asla anlamlı birer cümle haline gelmeyen kitabım ile arama giren sesle yorgun gözlerime diğer günlerde olduğu gibi ışıldayan gözlere çevirdim. Benim aksime bütün bir hayatı severcesine bakıyordu mavilerime.
"Böyle bir şey mümkün olsa seve seve yapardım efendim."
İlk günlerin aksine konuşmasına yanıt verir olmuştum bugünler de. Başta fazla garip gelsede yavaş yavaş alışıyordum bu düzene.
"Neden mümkün olmasın? Bir bakmışsın bütün bir kütüphane zihninde."
Dudaklarımda en son ne zaman uğradığını bilmediğim bir tebessüm peyda olurken büyük odayı kaplayan raflarda gezindi gözlerim... Bütün bu kitaplar zihnimde yaşasa ne güzel olurdu doğrusu. Canım ne zaman sıkılsa bir başka kitabı düşünür, biraz da olsa kalbimi kaplayan sıkıntılardan kaçmış olurdum.
"Sanırım zihnimde onlar için hiç yer kalmadı efendim. Başımı yastığa koyduğumda büyülü hayaller kuramayacak kadar büyüdüm. Aslında... aslında artık bu okuduğum diyarlar bile yatıştırmıyor dertlerle dolu zihnimi."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Armenian
Short Story"Eğer..." Bedeninin baskısını tekrar arttığında her şeye rağmen kollarına tutundum. "...Soyundaki ihaneti evime taşırsan..." Artık daha da fazla yaklaşan insan seslerine rağmen geri çekilmediği için iyiden iyiye paniklediğim anda tam gözlerimin için...