Artık alışmıştım.
Ağlamıyordum.
Aynanın karşısına geçip tişörtümü çıkardım.
Beyaz tenimin üzerini boyayan morlukların sayısı ve büyüklüğü artmaya başlamıştı son günlerde.
Morluklara artı olarak belimin çoğu yerinde yaralar çıkmaya başlamıştı.
Ve biz çoktan kasım ayına girmiştik.
Anlayacağınız yıl sonuna yaklaşmaya başlamıştık yavaştan.
Şu an normalde ağlamaya başlamış olmam gerekiyordu.
Ama ben alışmıştım.
Ölmek istemiyordum, sevdiklerimle olmak istiyordum.
Doyoung.. onu bırakamazdım.
Güçlü birisiydi ama ikinci bir ayrılık onu yıpratacaktı.
Hepsi için durum böyleydi aslında.
Junghwan' ı tek Doyoung değil diğerleri de kaybetmişti ama Doyoung' un üstüne atılan iftiralar vs. onu çok yıpratmıştı.
..
Artık yazmıyordum ona çünkü görmeyeceğini bile bile yazdım ona haftalarca. Zamanım azalmıştı ve Asahi' den umudumu kesmiştim. Kabullenmek istemiyordum ama gerçekten umudumu kesmiştim. Beni yoruyordu onu düşünmek. Daha çok canım yanıyordu. Ve stres hastalığım için iyi değildi. Asahi ise stresimin en büyük sebebiydi.
Annemin geldiğinde getirdiği bazı Japon atıştırmalıklarını dolabımın arka taraflarına koydum. Onları yemem yasaktı.
Annem ve ablam bir buçuk haftalığına buraya gelmişlerdi. Ve dün gitmişlerdi. İlk defa bu kadar yalnız hissetmiştim. Onlarla beraber Japonya' ya gitmek istemiştim. Ama oraya gidecek gücü şu an kendimde bulamıyordum.
Japonya' ya gidince her ne kadar mutlu olsam da, beni bazı şeyler üzüyordu. Son zamanlarımı oranın bana yaşattığı o hüzünle doldurmak istemiyordum. Annem ve ablama bir buçuk hafta doyamamıştım ama her gün onları görüntülü arayacaktım.
Son zamanlarım kalıbı da son zamanlarda ağzıma dolanmıştı.
Son zamanlarım, son zamanlarım, son zamanlarım...
Evet sus artık aptal beynim, biliyorum her şeyi diyerek bir küfür ettim. Odamın kapısı açılırken üzerime siyah tişörtümü giyip lavabodan çıktım. Doyoung odama girmişti.
Beni süzerek "Hazırlandığına göre gidebiliriz sanırım." dedi.
Başımı salladım gülümseyerek. Etrafa bakarak telefonumu aramaya başladım. "Yatağının üzerinde." dedi Doyoung. Hemen anlamıştı neyi aradığımı. Yatağımın üzerine baktığımda telefonumu gördüm. Oraya bakmak aklıma bile gelmemişti. Telefonumu alıp cebime koydum. Dolabımdan ceketimi alıp üzerime giydim. Havalar serinlemişti. Doyoung' a baktım ardından, beni izliyordu. Elimle odanın kapısını gösterdim ve ona yol verdim. Önümden geçerek kapıdan çıktı. "Yoshi." Mırıltı ile cevap verdim. "Kaç kilosun sen?" diye sorduğunda arkasına dönerek bana baktı. Adımlarım bir anlığına durdu, o da durmuştu zaten. "Bilmem, niye ki?" Önüne geri döndü. "Zayıflamışsın." Evet zayıflamıştım. "Hâlâ aynıyım Doyoung." diyerek konuyu kapatmaya çalıştım. Yemek iştahı bile bırakmamıştı bu hastalık ben de..
Merdivenlerden inmemiz biterken bana doğru döndü. "Gece pencereni kontrol etmek için odana girdim." Ne söyleyeceğini merak ettiğimden onu dinlemeye başladım. Hayır bir dakika odama mı girmişti? İlaçlarım koltuğun üzerindeydi.. "Uyurken şort giymiştin üzerini örtecekken fark ettim bacakların incelmiş. Bizden habersiz diyete mi girdin sen?" Asla kısa bir şeyler giymiyordum yanlarında zayıflığım belli olmasın diye. Uyurken odama girecekleri aklıma gelmemişti. "Evet diyete girdim." diyerek yalan söyledim yine.. "Fiziğin zaten iyiydi Yoshi, niye kendine böyle bir şey yapıyorsun." Yapmacık ve nasıl göründüğünü bilmediğim bir ifade oldu yüzümde. "Fiziğimi beğenmiyordum Doyoung." Doyoung bir şey demeden yanımdan gitti. Ben de mutfağa gidip bir bardak su doldirdum, suyumun yarısını dahi içmemişken Jihoon mutfağa girdi ardından ise Doyoung. Elinde baskül vardı. Bana doğru yaklaşıp ayağımın ucuna koydu. Jihoon eliyle işaret ederken. Gözlerimi devirmemeye çalışarak baskülün üzerine çıktım. Bir iki saniye sonra minik dijital ekranda kilom belirdi. "Ölüm diyetine mi girdin Yoshi?" diye sordu Doyoung sinirli bir şekilde. "En son 58 kilo olduğunu söylüyordun bana, şimdi 49 olmuşsun." Jihoon' a doğru döndü. "Tüm öğünlerde yemeğini yesin, dikkat et Jihoon." Jihoon kafasını salladı "Çıkalım mı artık?" diye Doyoung' a baktı. Doyoung bir şey demeden odadan çıkarken bizde peşinden gittik. En azından kilo olayı pek uzun sürmemişti diyete girdiğim yalanına inanmışlardı. Ayakkabılarımızı giyerek evden çıktık. Gördüğüm manzara ile yerimde durdum. Yok artık..
Haruto, Doyoung' un yeni arabasının üzerine yatmış fotoğraf çekiliyordu. Doyoung "İn arabamın üzerinden." derken birden gülmeye başladım. Jihoon' da gülüyordu. Haruto duymamazlıktan gelerek dudaklarını büzüp poz verdi. "Junkyu' ya atmak için fotoğraf çekiliyor bırak Doyoung." dedi Jihoon.
Doyoung bize dönüp gülümsedi (😁) ve arabaya bindi. Birden arabayı çalıştırırken Haruto küfür ederek bağırdı ve aşağıya atladı. Hepimiz bu olaya gülerken Doyoung "Binin hadi " diyerek eliyle işaret yaptı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
cherry - yosahi
Fanficyaşamam lazımdı çünkü henüz onun dudaklarını öpmemiştim ©ekinsafsar, 2021.
