Cariyeler Taşlığı.
Cariyeler her zaman kendi aralarında meşhur olan dedikodularını yapmaktaydılar. Bazıları Nurbanu sultanın gücünden, onun yapamayağı hiçbir şey olmadığından... söz ediyor. Bazıları Safiye'nin haline acıyor. Bazıları da bu gece halvete gidecek olan Melike hatuna hünkardan bahsediyorlar, inşallah bir gün sıra bize de gelir diye dua ediyorlar ve Melike hatunun hazırlıklarına yardım ediyorlardı. Herkes halinden şimdilik memnundu. Bir kişi hariç...
Nihal - Sultanım, Melike hatunu bu gece halvete hazırlıyorlar. Ne yapalım?
Safiye- Hünkarımız Murat Han'a aşkımı anlatan bir mektup yazdım. Halvet olmadan önce hünkarımıza ulaştır.
Nihal- Siz nasıl arzu ederseniz sultanım.
Safiye- Hadi, göreyim seni Nihal başar şu işi.
Safiye de Nihal de hünkara bu mektubun ulaşağından eminlerdi. Lakin bir şeyi unutuyorlardı. Sarayın her tarafının Nurbanu sultanın adamlarıyla dolu olduğunu ve onları geçip sultana ulaşmanın ne kadar zor olduğunu hesaba katmamışlardı. Nihal has odanın kapısına kadar geldi ancak kapıda Nurbanu'nun adamı hasoda başı Gazanfer ağa ile karşılaştı ve mektup geçmemesi gereken bir ele geçti. Nurbanu'nun eline.
Nurbanu mektubu alır almaz derhal Safiye'nin odasının yolunu tutar. Murat'ın gelmesini bekleyen Safiye ise karşında Nurbanu sultanı görünce kendi kendine "neler oluyor burda? Bu kadının ne işi var şimdi benim yanımda?" diye sorular sorar. Nurbanu Safiye'nin şaşkın bakışlarına aldırmadan mektubu okumaya başlar:
- Benim kalbimin, ruhumun sahibi hünkarım
Anlaşılan hareminizden çıkmaz olmuş bu biçare kulunuzu unutmuşşunuz. Benim sevgili sultanımın yanına her gün başka bir hatun gider olmuş da bize, parlayan güneşim, benim gönlümün sultanı dediği Safiye'sine yer kalmamış.
Ey! saba rüzgarı sultanıma halimin perişan olduğunu söyleyin. Onun gül cemalin görmeyince Safiye'n bir gül gibi solar, Murat'sız yangınlardadır eğer Murat ona gelmezse gayrı iflah olmaz deyin.
Ey benim canımın sultanı, ya Safiye'den başkasına bakıpda bu zavallı cariyeni her gün öldürmeyesin ya da yağlı urganı boynuna dolayarak bir kez öldüresin.
Hünkarının aşkıyla kavrulan kölen Safiye.
Nurbanu- Bu sözlerle hünkarın sana döneceğini ve zinhar başka hatunlara bakmayacağını mı sanırsın.? Ne bu ne de yazacağın diğer mektuplar, hiç biri bir işe yaramayacak Safiye. Bu kadar aptal mısın gerçekten? Bir kağıt parçasında yazanlara güvenecek kadar düştün mü? Yazık, çok yazık.
Safiye- O zaman neden mektubumun hünkarımıza ulaşmasına engel oldunuz. Madem işe yaramayacağından bu kadar emindiniz neden karşı durdunuz? Korktunuz öyle değil mi? Hünkarımız bana olan sevgisi hatırlar da benim kollarıma koşar diye korkudan öldünüz. Lakin istediğiniz kadar engel olun validem hünkar kimi yatağına alısa alsın yine bana gelecek. Dönecek, dolaşacak ama yine benim kollarımda huzur bulacak. Neden biliyor musunuz? Çünkü o hatunların hepsi birleşse bile bir Safiye etmezler.
Nurbanu Safiyenin bu kendinden emin sözleri karşında sadece "göreceğiz" der ve hızla odadan ayrılır. Safiye Nurbanu sultanın arkasından kapıya bakmayı bırakıp da arkasını dönünce biricik şehzadesi Mehmet'le göz göze gelirler. Konuşulanlaı duyan Mehmet annesine yaklaşır ve küçük elleriyle annesinin yüzünü okşayarak "seni yine üzdüler değil mi?" diye sorar.
Safiye oğlunu kollarının arasına alır ve "sen varken beni kimse üzemez aslanım. Düşünme sen bunları annen her şeyi yoluna koyacak. Tamam mı benim yiğidim?" diyerek cevap verir. Safiye ve oğlu birbirlerine sımsıkı sarılırlarken içeriye Nihal hatun ve Safiye'nin güzeller güzeli kızı Ayşe sultan girer.
Safiye- Ayşem, anlat bakalım neler yaptınız Nihal'le?
Ayşe- Altın saçtım anne ben, bissürü altın attım.
Safiye- Öyle mi? Afferim benim güzelime. Neyse Mehmet kardeşini de al odaya geçin siz.
Mehmet kardeşinin elinden turtar ve beraber yan odaya geçerler. Onlar yanlarından ayrılır ayrılmaz Safiye Nihal hatuna döner ve "ne altını?" dercesine bakar. Safiye'nin bakışlarının neyi sorduğunu anlayan Nihal hatun "Ruhsar hatun, hani şu bir kaç hafta evvel hünkarımızla halvet olan hatun. Gebe kalmış hünkarımızdan. Onun için İsmihan sultan doğacak yiğeni için Ayşe'ye altın saçtırdı. "
Safiye gözlerinden yaşlar düşmeye başlayarak "yoo, bu, bu mümkün değil. Hünkarım yapmaz bunu bana. Olamaz, yanlışlık vardır. Nihal bana şaka olduğunu söyle, Yalan de.
Nihal- Sultanım, ne olur böyle yapmayın sakinleşin lütfen.
Safiye artık Nihal'i duyacak durumda değildir ve "olamaz, yalan" diye koşarak has odaya gider.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sarayda İki Venedikli
Historical FictionÖlümün kıyısında yaşanan hayatlar, harem cehenneminden cennete uzanan bir yol, kendi destanını yaratan, Osmanlı'ya kader katan aykırı bir kadın, güzeller güzeli Cecilia Baffo... Ve ona meydan okuyan, Osmanlı'ya diz çöktüren İtalyan güzel So...
