42. bölüm

772 29 27
                                        


Mihrimah sultan saraya döner dönmez bu ilaca nasıl ulaşırım diye düşünmeye başlar. Bir kaç gün sonrada fırsatını bulduğu ilk anda Safiye'nin odasından ilacı alır. Safiye'yi de derhal yanına çağırtır.

Safiye- Hayırlı günler Mihrimah sultanım.

Mihrimah- Gel Safiye, ne zamandır baş başa bir sohbetimiz olmadı. Birlikte biraz zaman geçirelim istedim.

Safiye gülümseyerek- Çok iyi düşünmüşsünüz sultanım.

Mihrimah- Şehzademiz Mehmet nasıllar? Bir gelişme var mı durumunda?

Safiye- Malesef sultanım. Çaresizce bekiliyoruz.

Safiye'nin bu cevabı karşında yüzüne bir gülümseme oturtan Mihrimah sultan "biliyor musun Safiye bir ilaç duydum geçenlerde. Bir yudum alan ansızın yataklara düşüyormuş. Kimse ve hiç bir şey o kişiyi iyi edemiyormus. Tek bir şey dışında tabi. O da ilacın belli bir süre sonra kendiliğinden etkisinin geçmesi. Ne tuhaf bir şey öyle değil mi?

Safiye yutkunarak- Öyle gerçekten. İnsanoğlu işte neler çıkarıyor neler.

Mihrimah- Şehzademizin durumu da az önce anlattığım kişiye ne kadar benziyor. Sanki...

Safiye- Ne münasebet, siz neyle itham ediyorsunuz şehzademizi.

Mihrimah- Hayır, hayır asla itham etmiyorum. Zira eminim bundan. Herşeyden haberdarım Safiye sultan. Sesini sertleştirerek "artık yeter, buraya kadar. Herkesi kandırabilirsin lakin beni asla kandıramazsın. Onca zaman değil de tam sancak meselesi gündeme gelince şehzade hasta oldu. Nice hekim gördü bir çare bulamadı. Tüm bunlara rağmen sen çok mutluydun?

Safiye- Mutlu mu? Sultanımız galiba feryatlarımdan haberdar değiller, ne acılar çektiğimi, yüreğimin yangınlarını görmezler.

Mihrimah- İnan bana gerçek acıyla sahte gözyaşını ayırabilecek kadar gördüm geçirdim. bBrak bu yalanları artık yolun sonuna geldin çünkü. ( Ardından gözüyle cariyeye işaret veriri ve cariye ilacı getiririr.)- Bu ilaç Safiye, senin odanda bulundu. Az evvel bahsettiğim ilaçla birebir uyuşuyor. Buna ne diyeceksin?

Safiye- Ne istiyorsunuz benden?

Mihrimah- Huzur Safiye, artık bu sarayda kavga kaldıracak durumda değilim Nurbanu bana yetiyor da artıyor bile. Bence Osmanlı'ya bir Baffo yeterli. İşte tam da bu yüzden en geç yarın sabah bu sarayı bir daha dönmemek üzere terk edeceksin. Eski saraylardan birinde yaşamını tamamlarsın.

Safiye- Huzura o kadar meraklıysanız beni değil sevgili gelininiz Nurbanu sultanı göndermelisiniz. malum sizin asıl huzunuzu bozan ben değilim o.

Mihrimah- Validemin güzel bir sözü vardır. Yılanın başını küçükken ez kızım der. Ez ki ilerde dönüp seni sokmasın. Nurbanu'nun başını vaktiyle ezemedi validem. Başımıza sultan kesildi. Lakin ben aynı hataya düşmeyeceğim. Validemin yıllar evvel yapamadığını şimdi ben yapacağım. Yılanın başını büyümeden ezeceğim. Bu nedenledir ki Safiye sultan sana bu sarayın kapıları kapanmıştır.

Safiye büyük bir kahkaha atarak- Birilerini bir yerlere göndermeye ne kadar da meraklısınız. Yıllar evvel halanızı gönderdiniz şimdi sıra bende mi? Her şey iyi hoş da atladığınız bir şey var sultanım. İzin verin hatırlatayım.

Mihrimah- Neymiş o atladığım şey?

Safiye- Ben Şah sultan değilim, Hanedana biri şehzade iki evlat vermiş bir haseki sultanım. Bu saraydan ancak ölüm çıkar.

Mihrimah- Eğer söylediklerimi yapmazsan olacak olan bu zaten Safiye. Üstelik pek kıymetli şehzadenin cansız bedeniyle birlikte. Zira hünkarımız arkasından dönen dolaplardan haberdar olunca ilk iş senin ardından da şehzade Mehmet'in ölüm emrini verecektir.

Safiye- İnkar ederim, hiç bir şey kanıtlayamazsınız.

Mihrimah- Güldürme beni Allah aşkına Safiye. Herkesin cadı, büyücü bellediği bir sultana karşılık benim sözüm. Üstelik yanımda senin odanda bulunan şişe de olacak. Sence bu vaziyette hünkarımız sana mı inanır yoksa bana mı? Şimdi odana git ve hazırlıklarına başla. Malum gideceğin yol uzun zaman kısa. 


Sarayda İki VenedikliBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin