Bilirsiniz, hayat her zaman size çelme takmanın bir yolunu mutlaka bulur. Çabalarınızı boşa çıkarır, umutlarınızı tüketir, kalbinizi ve duygularınızı sömürür. Yok eder hayat sizi.
Tıpkı 102 numaralı odadaki genç kızın yavaş yavaş yok olduğu gibi...
Bayan Lee, yaptığı bir günlük izinden sonra gece vardiyasına başlamak için üzerini giyinmekle meşguldü. Üzerini giyindi, yanında görevli olduğu doktorun yanına uğradı. Dosyalarını kucakladı ve tekrar o kata çıktı.
Asansörün kapısı aralandığında 102 numaranın önünde bir beden çarptı gözlerine. Oraya adımladı ve neler olduğunu öğrenmeye çalıştı. "Birine mi bakmıştınız beyefendi?" dedi.
Genç olduğu anlaşılan çocuk hemşireye döndü ve "Arkadaşımın durumunun nasıl olduğunu merak ettim. İyiye gidiyor mu?" dedi.
Bayan Lee, şaşkınlığını gizlemeye çalıştı. Arkadaşının durumu ciddiydi ve karşısındaki çocuk yoldan geçerken uğramış gibi davranıyordu. "İyiye giden tek şey vücut ısısının birkaç derece yükselmesi. Onun dışında hayati bulguları hala düzgün değil." dedi ciddi bir şekilde.
Genç çocuk, "Ama.." dedi ve sustu. Belli ki verecek bi' cevabı yoktu. Zaten olamazdı da. Kendinden utanıyordu, sustu ve kafasını eğdi. "Onu görme şansım var mı? Birkaç dakika da yeter." dedi. Bayan Lee, genç çocuğa birkaç dakika olmak şartıyla izin verdi. Steril kıyafetleri giymesi için yolu gösterdi.
Genç çocuk koruyucu kıyafetleri giymiş, genç kızın odasının önünde duruyordu. Bayan Lee, kartını okuttu ve kapı açıldı. Genç çocuk, kafasını kaldırdı ve derin bir nefes alarak adımını attı. Sakin kalabilmek için yumruklarını sıkıyor, tırnaklarını tenine geçiriyordu. Köşedeki sandalyeyi çekip yatağın yakınına oturdu hemen.
Genç kızın bedeninde gözlerini gezdirdi. Bembeyaz olmuş teniyle, morarmış gözaltlarıyla ve sargı dolu vücuduyla tanıdığı o kızdan eser kalmamıştı. "Özür dilerim." dedi titrek sesiyle. Yavaşça parmaklarını genç kızın eline uzattı. Elini kavradı ve hala o günkü kadar soğuk olması içini ürpertti.
Gözyaşları genç çocuğun kontrolü olmadan akmaya başlamıştı. "Her şey benim yüzümden." hıçkırdı, "Affet beni Hera." dedi. Burnunu çekti ve kafasını kaldırdı. Buğulu gözlerini Hera'nın yüzünde gezdirmeye devam etti. İçindeki suçluluk duygusunu dizginlemeye çalıştı. Ama ne yaparsa yapsın, olanların suçlusu kendisiydi...
Gözlerini sildi ve derin bi nefes aldı. Genç kıza tekrar baktı. Hera'nın göz kapakları hareketlenmişti. Genç çocuk; heyecanı ve hüznü birbirine girmiş bi' şekilde, Hera'nın gözlerini açmasını bekliyordu.
Hera, vücudunda hissettiği bir sürü sızıyla göz kapaklarını tamamen araladı. Hareket edemeyecek kadar yorgun hissediyordu. Sanki tonlarca ağırlığın altında ezilmiş gibiydi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Dudaklarını hareket ettirmeye çalıştı. Canı daha çok yandı. Hissettiği acıyla beraber gözlerini sımsıkı kapadı.
Vücudunda hissettiği yoğun acıları hazmetmeye çalışırken kulaklarına bir ses doldu. "Hera, beni duyuyor musun?" Hera, duyduğu sesle gözlerini araladı ve yanında duran genç çocuğa baktı. "Tanrıya şükürler olsun, uyandın." dedi sevinçle. Hera, ifadesiz yüzüyle genç çocuğa bakmaya devam etti.
"Ne oldu bana?" dedi çatallaşmış sesiyle. Genç çocuk, "Kriz geçirdin ve kendini öldürmeye çalıştın." dedi kısaca. Hera'nın yavaş yavaş hafızasındaki parçalar yerine oturmaya başlamıştı. İstemsizce dudağı kıvrıldı. Dudaklarındaki sızıyı umursamadan "Beceriksizlik diz boyu desene." dedi ve içinden kendine küfürler savurdu.
Hala alaya alabiliyor olmasına şaşıran genç çocuk, "Nasıl hissediyorsun? Ağrın var mı?" dedi. Hera, onu kavrayan parmaklardan elini kurtarmak istercesine çekti. Güç bela konuşuyordu, sinirle "Taşak mı geçiyorsun benimle Minho?" dedi.
Minho geriye çekildi ve "Özür dilerim, affet beni." dedi yalvarırcasına. "Seni affedince açılan yaralarım kapanacak ve izleri silinecek mi?" Minho, Hera'nın çektiği eli tekrar tuttu. "Ne desen haklısın ama benden nefret etme lütfen Hera. Yapma bunu bana." dedi, gözyaşlarıyla.
Hera elini çekti ve Minho'nun yüzüne çevirdi bakışlarını, "Senin yüzünden bu hale geldim, hiç utanmıyor musun benden nefret etme derken? Hala bencilce davranıyorsun." dedi. Hera doğrulmaya çalışırken, Minho hıçkıra hıçkıra konuşuyordu. "Hera, ben senin mutluluğunu istedim sadece. Neden beni anlamıyorsun?" dedi.
Hera kaşlarını çattı ve "Benim mutluluğumu falan isteme bir daha. Büyü biraz, kendine gel ve siktir git yanımdan." dedi sinirle. Avuçları da sargılı olduğu için zar zor doğrulmuştu, nefes nefeseydi. Zaten kötü bir haldeydi ve Minho ısrarla onun canını yakmaya devam ediyordu.
"Hera, yanlış yapıyorsun." dedi Minho. Çok bilmiş gibi konuşan genç çocuğa tiksintiyle baktı. Hera'nın sabrı taşmaya başlamıştı artık. Beyni zonkluyordu ve bu aptal karşısında konuştukça sesler kafasında uğulduyordu. "Minho, yüzsüz müsün sen? İlla kovmam mı lazım? Gitsene başımdan bencil orospu çocuğu!"
Hera'nın bağırmasıyla Minho oturduğu yerden kalktı ve kapıya doğru ilerledi. "Umarım pişman olmazsın." dedi ve sessizce çekip gitti. Sonunda gitmişti, Hera rahat bir nefes almaya çalıştı ama bağırdığı için tıkanmıştı; nefes alamadığını hissetti. Sakinleşmeyi denedi, nefesine kapılıp yine kendini kaybetmek istemiyordu. Kendini dizginlemeye çalışırken, karnının kenarında hissettiği yoğun sızıyla istemsizce ellerini karnına götürdü.
Ne olduğunu anlamak için örtüyü kaldırdığında üzerindeki kıyafeti ıslatmaya başlayan kanı gördü. Elleri titremeye başlamıştı. Sakin kalmalıydı, sakin olmalıydı. "Sakin ol Hera." dedi kendi kendine. Oraya bakmamaya çalıştı. Gözlerini kapadı. "1.. 2.. 3.." nefes verdi, "Sakin ol.."
Üzerindeki gömleğin yarısı kırmızılaştığında, acıdan dolayı artık dayanamayıp bayılmıştı. Hera'nın vücudu kendini bırakırken, o sırada Minho hemşireye Hera'nın uyandığını haber veriyordu. Bayan Lee, doktorla beraber haberi alır almaz yoğun bakıma doğru koştular. Uzun bir süredir Hera'nın uyanmasını bekliyorlardı. Ama artık her şey için çok geçti. Hera uyanır uyanmaz, kendini yeniden başka bir belanın içinde buluvermişti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ALGOPHOBIA
Fanfiction[ANGST!] "Ben bir kabus gibiydim ve sen de bundan farksız sayılmazdın." Not: Bu kitapta yaşanan şeyler tamamen kurgudur. Psikolojik problemler ciddiye alınmalıdır ve mutlaka bir uzmandan yardım istenmelidir. Sorunlu bir kişiliğe/hayata sahip olmak ö...