Hızla kapıdan fırlayan iblisi takip etmeye koyuldum. Yemek yediğimiz salona girdiğimizde şöminenin karşısında oturan Setsu ve yabancı bir kadın göz hizama girdi."Cassius" diyerek Kral'a sarılan bu sarışın güzel duraksamama neden olmuştu. Üzerine giydiği gömlek ve dar pantolona eşlik eden çizmeleri çamur içinde kalmıştı. Çıtı pıtı olan bu kadın uzundu, üstelik zarifti de. İnce uzun kollarıyla Cassius'a uzanarak kendine yakınlaştırmıştı. Ona tutunarak sarıldığında Cassius'un tepkisizliğini umursamamıştı bile. Rahatsızlıkla geri çekilen Cassius uzaklaşıp arkalarında bulunan bana göz attı. Bildiği varlığımı doğrularken yüzü ekşimişti. Bu hareketine içten içe bozulsam da kıpırdamadım. İstenmeyen kişi olduğumu biliyordum zaten, bunu göstermek için surat asmasının lüzumu yoktu.
Sessizce Gaius'un oturduğu koltuğun koluna tünedim. Yerim rahatsız olsa da şimdilik duyacaklarım daha önemliydi. Sonunda dikkatini çekmiş olacaktım ki sarışın güzel bana baktı. Baştan aşağı süzdüğü yeşil gözleriyle bir bana bir Gaius'a bakıp tek kaşını kaldırdı.
"Otur Gwen." Cassius'un soğuk emrine boyun eğerken geri çekilip Setsu'nun yanına çömeldi. Cassius yüzüme baktığında çıkmam için kapıyı işaret etmişti ama kollarımı birbirine dolayarak yerime daha çok yerleştim. Beni buradan gönderebileceğini düşünüyorsa yanılıyordu. Bu hareketime karşılık tek kaşını kaldırıp gülümsedi. Kaşlarım refleksle çatıldı sinir bozmak konusunda iki kardeş nasıl bu kadar benzeyebiliyordu?
"Haberler iyi değil Cassius." Sözleriyle göz temasımızı kesen sarışın dikkatimizi kendine çekmişti. "Vampirlerle olan temasları hakkında bilgi toplamaya çalışırken fark ettik ki artık başkentte bir bölgeyi tamamen vampirlere bırakmışlar. Baş kaldırılan iblisler toplanıp götürülüyor. Üstelik nereye götürüldüğünü bilen yok. Götürülenlerden ise geri dönen yok."
Yanımda kasılan Gaius öne doğru eğildi. "Lanet olsun."
"Başkentte bulunmak çok tehlikeli. Şu saatten sonra başkente girmek demek yakalanmaya eş değer."
Sinirle ayağa kalkan Gaius'u buldu gözlerim. Gerginlikle kaşları çatık şekilde odanın içinde volta atmaya başlamıştı.
"Evgeny ve Adelina ne zaman dönecek?"
"Başkentten çıkmak için uğraşıyorlar. Oradan ayrılır ayrılmaz gelecekler." Diyerek Cassius'un sorusunu yanıtladı sarışın. İblis olmadığını, olmayan boynuzlarından anlamıştım ama türünü de bir türlü çözememiştim.
Düşüncelere dalan Cassius şöminedeki ateşe dikmişti gözlerini. "Byhalimsip vampirleri olduğunu düşünüyorum ama kimse bilmiyor." Gözlerini ateşten çeken iblisin gözleri kütüphanedeki gibi parlayınca ürperdim. Gwen'de benim gibi ürkmüş olacak ki oturduğu koltukta geriye çekildi. "Henüz net bir şey yok Cassius." Diyerek teselli etmeye çalışan Gaius'un sesi gergindi. "Ernest'te bu işe girerse..." sinirle ayağa fırlayan Casssius yüzünü sıvazladı.
Onun sinirinin geçmesini beklerken umutsuzlukla Setsu'ya baktım. Olaylara benim gibi tepkisiz kalan arkadaşım omuz silkmekle yetindi. "Dışarı çıkmam gerekli" diyerek arkasına bakmadan giden Cassius'un ardından dördümüz sessizliğe gönüldük. Kimseden çıt çıkmıyordu. Olaylar hakkında yorum yapan veya daha başka bir şey anlatma taraftarı kimse yoktu. Kıpırtısızca oturduğum yerden volta atmaya devam eden Gaius'u izledim. Her adımı daha da şiddetlenirken düşünceleriyle kendini boğmasına ramak kalmış gibiydi. Yanan odunların çıtırtısının arasında oturduğum yerden kalktım. Neler olduğunu anlamadığım konu hakkında kafamda biriken soruları sormamak için kendimi tutuyordum. Ama biliyordum ki bu nafileydi. Dilimi tutmak edinemediğim erdemler arasında başı çeker olmuştu. Sıkıntıyla iç geçirdim. Bir an evvel kütüphanedeki kitapları okuyarak hakkında öğrenebildiğim her şeyi öğrenmek istiyordum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SAMHAİN
FantasyAsırlardır hakkı olanı almak için çabalayan bir savaşçı... Önüne çıkan engellerle durdurulamayacak bir paralı asker... Yüzyıllardır savaşan iblis, bin yıldır beklediği eşini sonunda bulmuştu. Eşinin türü hakkındaki gizemi ondan uzak durmasına neden...