7. Bölüm

928 48 0
                                        

  Mereo kişilik olarak dışarıdan vurdumduymaz, saygısız, özgür biri gibi görünüyordu. İstediği her şeyi izin almaya gerek duymadan yapan biriydi. Aptalca insani hırslara kapılmazdı. Herkes onu vurdumduymaz prenses olarak tanırdı. Dışarıdan görünen buydu.

  Herkesin sandığının aksine aslında o vurdumduymaz değildi. Sürekli çevresinde olan biten olayları gözlemleyen biriydi. Bazen uzun uzun eylemlerinin sonucunu düşünürdü. Kararlarını verirken merkeze ilk önce başkalarını koyardı. Bir başkasının zarar görmeyeceğine ikna olduğunda kendi isteklerini ortaya çıkarırdı. Nitekim de özgürlüğünü kaybetme uğruna halkını savunmak için savaşa girmesi de bunun bir göstergesiydi. Halkını kurtarmıştı, kardeşlerini kurtarmıştı ve karşılığında özgürlüğünü rehin vermişti. Bu onun hayatla yaptığı pazarlık işiydi. Asla yaptıklarından pişmanlık duymazdı. Yanlış kararlar verse dahi pişmanlık hissetmez, hayatına öylece devam ederdi.

  Randevu için hazırladığı elbiseyi vücuduna geçirirken berbat kişiliğini ve yaptığı pazarlığı düşünüyordu. Herkesin sandığı gibi vurdumduymaz biri olsaydı şimdiye o her zaman arzuladığı özgür hayatın tadını çıkarıyor olurdu. Müstakbel kocasıyla buluşmak için hazırlanmak yerine mana eğitimine kaldığı yerden devam ederdi ve bir daha asla Karo Krallığına dönmezdi. Yine de Mereo, kararlarından pişmanlık duymayan biriydi. Kararını çoktan verdiği için bu acınası tercihi sonuna kadar devam ettirmesi gerekiyordu.

  Küpelerini dikkatlice kulağına taktı. Uzun süredir böyle giyinmediğini fark etmişti. 16 yıldır ormanda yaşıyordu nihayetinde. Geri döndüğündeyse savaşa girmişti ve akabinde hasta yatağına düşmüştü. Cildine kaliteli kumaşlar, pahalı mücevherler değmeyeli çok uzun zaman oluyordu.

  Kapı tıklatıldığında Mereo küpeyi kulağındaki kapanmış delikten geçirmeye çalışıyordu. Gözlerini kısarak "Gelme!" diye bağırdı. Hazırlanırken birilerinin odasına girmesinden hoşlanmıyordu.

  Aradan birkaç saniye geçtikten sonra kapı tekrar tıklatıldı. Kızarmış kulağı ve elindeki küpeyle uğraşan genç kadın, dışarıdaki hizmetçinin 'Gelme' lafının neresini anlamadığını merak ediyordu. Sakin veya sabırlı biri değildi ve genellikle öfkesine hakim olmakta zorlanırdı. "Gelme dedim ya!"

  Sözlerinin ardından sessizlik oldu. Anlaşılan kapının önündeki hizmetçi bağırışını duyunca gitmişti. Bu esnada pencere açıldı ve içeri bir rüzgar esti. Soğuk rüzgarla birlikte titreyen Mereo, küpeye odaklanmış bir halde olduğundan pencerenin açılıp açılmamasını önemsemedi. Kulağının deliğini bulma konusunda inat etmişti.

  O an bir el ellerinin üstünde belirdi ve bastırarak küpenin yerine 'pıt' diye oturmasını sağladı.

  Mereo panikle arkasını döndüğünde Noviez'le karşı karşıya geldi. Adamın her zamanki yüz ifadesini gördüğünde ister istemez rahatladı. Odasına düşman askerinin girdiğini düşünmüştü. Kedi hislerini kandırıp ona bu kadar yakınlaşacak kişi sayısı bir elin parmağını geçmezdi. Hiç beklemediği anda belirmesiyle az kalsın büyüsünü aktive ediyordu.

  "Ne işin var burada? Ödümü kopardın." dedi sitemle. Böyle odasına girip onu korkuttuğuna göre müstakbel kocası onla dalga geçmekten hoşlanıyor olmalıydı.

  Noviez geri çekilmedi, aksine rahatsız edici bir çekilde daha da yakınlaştı. "Pencereyi iki defa tıklattım ama beni içeri alacak gibi durmuyordun. Ben de kendim girdim."

  "Pencereden mi girdin?" dedi ve rüzgarla sallanan açık pencereye doğru baktı. "Kapı yok muydu?"

  "Seni almaya geldim. Saraydaki herkesin seni görmesini mi isterdin? Böyle şeylerden hoşlanmadığını bilecek kadar tanıyorum seni."

  Haklıydı. Mereo, müstakbel kocasının onu bu kadar iyi tanıdığını bilmiyordu. Hakkındaki söylentiler Silvon Sarayına kadar ulaşmış olmalıydı.

  "O halde... Teşekkür ederim. Küpe için de öyle." dedi iki saattir uğraştığı deliği işaret ederek.

  "Teşekkür etmene gerek yok. Birkaç gün sonra eşin olacağım, böyle şeylerde sana yardım etmeliyim..."

  Mereo utandı çünkü bu durum hâlâ ona yabancıydı. Bu adamla her gün birlikte olacakları gerçeğini algılamakta güçlük çekiyordu. Bu sebeple cevap vermemeyi tercih etti. Konuyu değiştirmek için "Ben hazırım. Nereye gideceğiz?" dedi.

  "Gideceğimiz yer sürpriz. Merak etme uzaklaşmayacağız."

  Bu sözlerin ardından hafifçe eğildi ve elini uzattı. Bu resmi bir davetti. Bu minik referansıyla Mereo'yu Kraliçe olarak gördüğünü ilan ediyordu. Mereo o an Noviez'in görüntüsünü fark etti. Üstünde ilk defa savaş üniforması yoktu. Soyluların giydiği jilet gibi resmi kıyafetiyle ve arkadan topladığı gri saçlarıyla çok yakışıklı görünüyordu. Yutkunan genç kadın, giysinin diğer soylular üzerinde kesinlikle böyle muhteşem durmadığına emindi.

  Yavaşça Noviez'in elini tuttu ve davetini kabul etti. Sıcacık elleri bu soğuk adama taban tabana zıttı. Mereo'nun büyü gücü sonsuz alevdi. Noviez'in büyü gücü ise sonsuz metaldi. Çeliğin efendisi ve çelik kadar soğuk adam... Noviez, cayır cayır yanan bu kadınla ne yapacağını bilmiyordu.

  Onu yönlendirerek açık pencereye götürdü. Kaçış planları buradandı. Mereo pencereden atlayacaklarını görünce gülümsedi. Müstakbel kocası da en az onun kadar deliydi. Onun deliliğini savaşta görmüştü ve yanılmamıştı. Randevu için onu odasından kaçıracak kadar ileri gidiyordu.

  "Görünürde kimse yok. Bana yakın dur atlamamız kolay olsun."

  Hemen altlarındaki dev çelik kartalı gördüğünde Mereo sıkıca Noviez'in elini tuttu.

KARO KRALI (+18)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin