Seelam Kankişlerim. Bu bölümü yaklaşık yirmi gündür yazıyorum. Beni çok zorladı bir türlü olayları birleştirip tamamlayamadım. Geç oldu ama sonunda sizinle.
Efsuna atılan her darbeyi ben yedim sanki. İnsan kendi yazdığı karakterin acısını hisseder mi ay hissediliyormuş vallahi.
Bu bölümde yorumlarınızı eksik etmeyin fikirlerinizi benimle paylaşın çünkü fikirlerinizi en çok merak ettiğim bölüm bu bölüm kankişlerim.
Gece beşte atıyorum bölümü, tam beş saattir ekran başında yazıp güç bela tamamladım. Yorum yapmazsanız ölüyo muşum 🥺
Sizleri seviyorum keyifli okumalaar. 💖😻
Hayatımda ilk defa ne hissettiğimi bilmiyorum. Beni kapalı kapılar ardına iten bu duygunun adı korku mu, çaresizlik mi bilmiyorum. Nasıl olduğumu ya da ne düşündüğümü idrak edemiyorum. Elimi kolumu bağladı olanlar. Tek yapabildiğim dehşet içinde olanları izlemek.
Bir saat önce mutluydum. Ailemle kızımın ilk doğum gününü kutlayacağım için içim heyecanla dolup taşıyordu. Evimizi bunun için süslemiş bugün için çok uğraşmıştım. Daha bugün için kızıma diktiğim elbiseyi bile giydirememiştim ki kızıma. Halbuki bugün aynı giyinecektik anne kız. İkimize de aynı elbiseden kendi ellerimle dikmiştim. Alparslana yakalanmadan dikeceğim diye kırk takla atmıştım. Pembe olacaktık bugün ikimizde benim elbisem dar kesim kızımınki ise prenses modeldi. Yatağın üzerine özenle koymuştum elbiselerimizi ama ne kızıma giydirebilmiştim ne de giyebilmiştim. Alparslana da bej keten bir pantolon üzerinde de polo yaka somon rengi bir tişört almıştım.
Alparslana da sürpriz olsun istemiştim. Haberi bile yoktu bugün kızımızın doğum gününü kutlayacağımızdan. Belki de bu sabah birbirimizi son kez gördük. Son kez sarılıp son kez kokumuzu duyduk. Sevdayı tattığım kara gözlerine gözlerim son kez değdi.
Başımda derin bir sızı vardı ve beynimin içine kadar sızım sızım sızlıyordu. Gözlerimi açmayı denesemde açamıyordum. Bana ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Etrafımdan gelen sesleri duyuyordum ama hepsi uğultu gibiydi. Yavaş yavaş kendime gelmeye başlayınca olanlar bir bir zihnime düştü. Kaçırılmıştık. Pekiya kızım nerdeydi. Almışlar mıydı onu benden.
Artık etrafımdaki sesleri uğultu olarak algılamıyordum. Üç farklı erkek sesi vardı ve aralarında konuşuyorlardı. Uyandığımı belli etmemek için herhangi bir harekette bulunmamayı düşündüm belki bu sayede en azından nerde olduğumuzu öğrenebilirdim.
İçlerinde sesi en kalın ve pürüzlü olanı konuşuyordu.
"ulan it herifler. Patron sadece bebeği istedi, kadını ne cehenneme getirdiniz lan "
Cevap veren kişinin yaşı daha küçük olmalıydı çünkü sesi henüz toydu. Yirmi bir, yirmi iki anca vardı.
"abi, kadın bırakmadı kızı. Kucağından alamadık inan. Kafasına vurup bayılttık düştüğü halde kollarını gevşetmedi. Öyle kenetlenmişti ki. Bizde bir an önce yakalanmadan oradan çıkalım diye işte.."
Tokat sesi yankılandı. Sanırım ilk konuşan kişi genç olana vurmuştu. Dide'yi neden istiyorlardı kimdi bu patron derdi neydi. Kızım neredeydi, nasıldı?
Daha fazla sessiz kalamadım. Kızımı o kadar merak ediyordum ki. Gözlerimi açıp yana düşmüş başımı dikleştirdim. Boynumda fecii bir ağrı vardı. Gözlerimi etrafta gezdiriyordum kızımı bulmak adına. Ama ona dair en ufak bir iz bile yoktu. Sıvası dökülmüş yer yer kırık duvarlar örümcek ağıyla süslenmişti. Fazla rutubetliydi nefes alırken bile ciğerlerime ince bir sızı bırakıyordu. Benim bebeğimin boğazı çok hassastı, tahriş olurdu ki burda. Minik kızımı da alıp buradan acilen kurtulmalıydım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MÜBREM (DÜZENLENECEK)
रोमांसYETİŞKİN OKURLAR İÇİN UYGUNDUR! Boşandığı için 4 aylık bebeğiyle ailesinin evine dönen alparslan ve yan komşularının kızı efsunun hikayesi. "Gizlemene gerek yok efsun kızımla birlikte seyrettik" Burnunu boynuma doğru indirdi. Benim içimde yanardağ...
