Yorum yapmayı unutmayın...
...
Bundan birkaç gün önce herkesten güçlü olduğumu dile getiren birisi çıksaydı karşıma, ilk onun ciddi olup olmadığını sorgulardım. Sonraysa delirip delirmediğini...
Bundan birkaç gün önce Tanrı'nın çocuklarının olduğunu, bunların evrenlerle bağlantılı olan lordlar olduğunu söyleseydi görmeden inanmaz; bunu söyleyen kişinin delirdiğini söylerdim. Çünkü bizlere anlatılan Tanrı ve seytandı; ah bir de yaşam ve ölüm.
Ve bundan birkaç gün önce karşıma kendisinin Tanrı'nın oğlu olduğunu söyleyen bir lord -ölüm- çıkmış ve benim çok güçlü olduğumu söyleyip ordusunda istediğini belirtmişti.
Onun doğruyu söyleyip söylemediğini bilemezdim, ilk başlarda güvendiğim de pek söylenemezdi. Sadece rüyama bile girebilen, ürkütücü görünen bedenden korktuğum için kabul etmiştim teklifini; eh ölmek korkutucu bir şeydi.
Daha sonradan yavaş yavaş onu tanıdıkça bir çocuktan farkının olmadığını gördüm ya da o bana kendisini öyle göstermek istedi, bilemiyorum. Ama yine de, daha gerçek yüzünü görmemiş olsam da bu tatlı tavırları ile beni kendi tarafına çekmişti çoktan.
Bunlar benim duygularım mıydı?
Arkadaşlarım dışında kimse ile samimi olmayı sevmezdim ben. Gerçi Hyunjin dışında pek samimi olduğum biri de çok yoktu. Lakin ölüm lorduyla, belki de beni kabul etmeyecek askerleri ve halkıyla da samimi olmak istiyordum garip bir şekilde.
Çocukmuş gibi davranan insanlar çok gıcık gelirdi gözüme mesela, sevmezdim onları. Fakat ölüm lordu, çocuksu bir edayla çizgi filmde sorulan soruları cevaplarken gözüme çok tatlı gelmişti; her zaman izleyebileceğim bir görüntü gibiydi o.
En önemlisi ise ben birini öldürmeyi geç, zarar bile veremezdim. Korkar mıydım, belki. Fakat sadece bundan kaynaklanmıyordu. Tanrı'nın bahşettiği yaşamı bir insanın alması, öldürmesi saçmaydı; Tanrı'ya karşı çıkıyormuşsun gibiydi.
Şimdiyse yüzüme sıçrayan kanı elimin tersiyle silerken yere yığılan bedenden ayırmıyordum duygusuz bakan gözlerimi.
Bunlar gerçekten benim duygularım mıydı?
Ani bir cesaretle ne yaptığımı bilmiyordum belki de fakat hiçbir pişmanlık duymuyor, aksine yapabileceğime dair duyduğum güven daha da artıyor ve yanımda dikilen bedenden aldığım gurur duyan bakışlar buna devam etmemi söylüyordu.
Sahi kulaklarımda âdete devam etmemi bağıran bu ses bana mı aitti?
Bende birilerini koruyabilirdim; onların beğenmediği, hiçbir işe yaramaz olarak gördükleri güçlerim ile. Gerçi bunu istiyor muydum ki? Beni dinlemeyen, güçsüz olduğumu düşünen ve beni aşağılayan insanları korumak istiyor muydum gerçekten?
Yanımdaki beden hareketlendiğinde kafamı çevirip ona baktım. Duraksadığım için meraklı olan bakışlarını yüzümde gezdirmiş, bana doğru yaklaşıp elini yanağıma yerleştirmişti.
"Zihnini bulanıklaştırıyorsun," diye mırıldandı ben yanağımı onun avucuna bastırırken. Bu dediklerini bir an olsun garipsemedim, ölüm lorduydu o; her şeyi bilirdi. Sorgulamak saçmaydı.
Başparmağı gözümün altında gezindi. "Kendini çıkmaza sokuyorsun. Bırak sana verdiğim güç, içinde hayat bulsun."
Bu cümlesinden çıkardığım tek şey şu anki düşüncelerim ve güçlerim, hiçbiri bana ait değildi; onun verdiği gücün şaheseriydi bu. Belki de sinirlenmem, kızmam gerekiyordu bu duruma ama dediğim gibi onun yüzünden olsa bile bir pişmanlık duymuyor, aksine daha fazlasını istiyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Universe Ruler/ Bangİnho
FantasyKehanet rüyaları gören bir insanoğlu, evrenin hükümdarı olmak isteyen bir lordun dikkatini çekmişti.
