Yorum yapmayı unutmayın
İyi okumalar...
...
"Changbin." Xia, sarayın bahçesinde belirdiğimiz anda koşarak yanımıza geldi ve önümde duran Changbin'in kolunu tuttu. "Neler oluyor?"
Changbin, tepki vermedi. Xia'ya boş boş bakmayı bırakıp kendisini merdivenlere bıraktı, kanlı elleriyle yüzünü kapattı. Xia onu halini ve ellerindeki kanı fark etmiş gibi kafasını kaldırdı, gözlerini her birimizin üzerinde gezdirdi ve "Lordum nerede?" diye fısıldadı. Gözlerimiz buluştuğunda bana doğru bir adım attı. "Chan, lordum yanına gelmişti."
"Xia şu an sırası değil." Maya'nın mırıltısı ile Xia konuşamadı, gözlerini yanımdaki kıza dikti. Sanırım az çok ne olduğunu anlamıştı, bu yüzden Maya'ya uyup sessizliği tercih etmişti.
Kafamı çevirdim ona daha fazla bakmak istemeyerek, gökyüzüne baktım. Normalde kızıl olan gökyüzü şimdi siyaha bürünmüştü. Bu evrende bir şeylerin ters gittiğinin bir göstergesi miydi? Minho uyanmaz ve benim tahta oturmam bir işe yaramazsa başka ne olacaktı? Bahsedilen bu korkunç kıyamet nasıl bir şeydi? Ölürsem Minho'nun yanına mı gidecektim?
"Changbin, kendine gel lan!" diye bağırdı Maya bir anda. Merdivenler oturan bedenin yakalarından tutup kaldırdı ve sarstı onu. "Lordum seni böyle görseydi, senden utanırdı."
Maya'nın bu lafı fazla ağırdı, bir tek ben öyle düşünmüyormuşum gibi Changbin irkildi ve şaşkınca Maya'ya baktı. "Sus." diye fısıldadı, daha çok acı dolu bir inleme gibiydi sesi.
"Haklıyım, kendine gelin." Changbin'in yakalarını ittirerek bıraktı ve gözlerini bahçede gezdirdi. Bizim bahçede belirmemizin ardından sarayda eğitim gören küçük çocuklar dahil, tüm askerler etrafımızda toplanmış ve merakla olup biteni izlemeye başlamıştı. Birçoğu az çok anladığı şeyden çoktan burunlarını çekmeye başlamışken birçoğu ise bu korkunç kıyametten bahsetmeye başlamıştı bile.
"Hepinize diyorum; kendinize gelin ve sakın ama sakın lordumu utandırmayın! Yoksa hepinizi öldürürüm!"
"Sakin mi olsan önce?" diye mırıldandı Jisoo, Maya'ya yüzünü bururşturarak bakarken. Ne yaptığını sorgulayan, sessizce gözyaşı döken kuzenine sıkıca sarılan Jisoo; Maya'nın sert bakışları kendisine döndüğünde bir tepki vermedi, korkmuyormuş gibi onun karşısında dikilmeye devam etti ve bakışlarına karşılık verdi. "Tehditle işler yürümez. Lordun tehdit ediyor muydu sizi?"
"Hayır." Sert görüntüsünün aksine oldukça kısık çıkmıştı Maya'nın sesi, gözlerini kaçırmış ve kafasını eğmişti.
"Bu yüzden lordun bu kadar çok seviliyor ve emirleri ikiletilmiyordu. Kibarca istemek, tehditten daha çok iş görür." Hyein'in saçlarını okşadı Jisoo, gözlerini etrafında gezdirdi ve derin bir nefes aldı gerginliğini bastırmak istermiş gibi. O istediği zaman oldukça iyi bir lider olabilecek biriydi, birilerini motive etmesini ve neler yapabileceği hakkında fikirler vermesini çok iyi bilirdi.
"Lordunuz şu an burada değil, Jisung ile güvenli bir yerde."
Jisoo'nun dedikleri ile birlikte bahçede hareketlilik olurken "Neden?" diye bir ses yükseldi. "Lordumuz böyle bir durumda neden burada değil?"
"Çünkü yaralandı ama en kısa zamanda aranıza katılacaktır eminim ki. Bu yüzden lordunuz evreninize zarar gelmesin diye onu görevlendirdi ve sizden ona yardımcı olmanız konusunda bir rica da bulundu."
Jisoo konuşma sırasında eliyle beni işaret ettiğinde bir adım gerilememek için zor tuttum kendimi. Ne yapıyordu bu aptal kız? Ne diye bir anda Minho adına konuşmaya başlayıp tüm herkesin önünde beni öne atıyordu ki? Tahta oturduğumda bir şeylerin olacağından emin bile değildim üstüne üstlük.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Universe Ruler/ Bangİnho
FantasyKehanet rüyaları gören bir insanoğlu, evrenin hükümdarı olmak isteyen bir lordun dikkatini çekmişti.
