24

119 22 31
                                        

Yorum yapmayı unutmayın

İyi okumalar...
...

"Chan, sakinleş bir. Ne oluyor gece gece? Kehanet rüyası falan mı gördün?"

Jisoo endişeyle konuşup kolumu tutup beni sakinleştirmeye çalışırken Hyein salonun ışıklarını açmış ve "Bağırmayı bırak abi." demişti. Sesinden korktuğu belli oluyordu. Gerçi gecenin bir yarısı salonun ortasında arkadaşlarını uyandıracağını bilmesine rağmen deli gibi bağıran bir arkadaşım olsaydı bende korkardım.

Onları umursamadan bşlmem kaçıncı defa "Minho." diye bağırdım. Beni duymasını, buraya gelmesini ve bana bir açıklama yapmasını istiyordum. İnandığım kişinin asıl kötü olmadığını söylemesine ihtiyacım vardı.

"Chan kes şunu." diyerek beni çekiştiren Jisoo'nun ellerinden kurtuldum, gözlerimi etrafımda gezdirdim. Neden gelmiyordu? Neden gelip anlatılanları yalanlamıyordu?

Gözlerim Hyein'i bulurken Hyein korkuyla bir adım geri çekilmiş, "Abi." diye mırıldanmış ve elini boynundaki kolyesine ötürüp taşı sıkıca tutmuştu sanki benim ne yapacağımı anlamış gibi.

"Taşı bana ver." diyerek ona doğru bir adım attığımda Hyunjin önüme geçmiş, omuzlarımı tutarak beni durdurmuştu. "Hyunjin, çekil önümden."

"Tanrı aşkına, sorunun ne senin? Minho ile bir derdin varsa onu kendin çöz, hayatı taşa bağlı olan kızı karıştırma."

Yumruklarımı sıktım. Haklıydı, bir öfkeyle o taşa zarar verirsem Hyein ölürdü. Ama o taş, Minho'nun buraya gelmesini sağlayabilirdi. "Hyein, taşı bana ver."

"Beni korkutuyorsun abi."

"Amanın." diye mırıldanan Minho'nun sesini duyduğumda Hyunjin'den bir adım uzaklaştım ve koltukta oturan bedene baktım. Bacak bacak üstüne atmış, heyecanla bizi izliyordu. "İnsanlar genel olarak ölümü böyle çağırmaz. Hayır, hayır; insanlar ölümü çağırmaz. İnsanoğlu, beni çağırmak istiyorsan bir dahakine ya birini öldür ya da kendini."

Umursamaz bir şekilde koşan beden sinirlerimi daha çok bozarken "Bana yalan söyledin." diye bağırdım, ona doğru ilerledim ve yakasını tuttum. Tamam, bunu yapmam pek doğru değildi belki amasinirlenmiştim bir kere.

"Bu konuşmayı daha önce yapmamış mıydık zaten? Gece gece beni rüyanda mı gördün?" Alayla konuştu, küçük bir kıkırtı çıkardı ve yakasındaki elimi tuttu. "Kabul et, özledin beni?"

"Dalga geçiyormuş gibi mi görünüyorum ben!" Bağırışım onu rahatsız etmiş gibi yüzünü buruşturdu; sonraysa bana baktı, gözlerinde yie o boş bakış vardı. Sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibiydi.

"Yani gece gece beni rüyanda görmediysen ve özlemediysen ne diye bana seslenip duruyorsun, insanoğlu? Anlaşmamızı bitirmiştik, hatırlatırım."

Onun gerçekten hiçbir şeyden haberi yok muydu? Düş lordunun beni kendi evrenine götürdüğünü, bana saçma salak bir hikaye anlattığını... Hiçbirini bilmiyor muydu yoksa tepkimden kaçınmak için bilmiyormuş gibi mi yapıyordu? Anlamıyordum gerçekten.

"Düş lordu." diye mırıldandığımda bakışları değişti, dikleşti ve elimi bıraktı. "Bana bir şeyler anlattı."

"Ne anlattı?" Oturduğu yerden kalktığında bir adım geriledim. Az önceki alaycı hali kaybolmuştu. Kırmızı gözleri ürkütücü bakıyordu artık, öfkelenmiş gibi duruyordu. Neydi onu bu kadar öfkelendiren? Gerçek masalı öğrenmiş olmam mı yoksa Düş lordunun benimle iletişime geçmesi mi?

"Bir masal. Senin evrenin hükümdarını öldürdüğüne dair olan bir masal."

"Ne?" Şaşırmış gibi mırıldandı, hemen ardından sanki şaşırdığını gizlemek istermiş gibi kahkaha attı. "Evrenin hümdarı-"

Universe Ruler/ BangİnhoBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin