4

189 39 18
                                        

Yorum yapın biraz ya..

...

Omzumda uyuyakalmasının üzerinden altı veya yedi saat geçiyordu. Gerçi gerçekten uyuya mı kaldı yoksa başka bir şey mi vardı bilmiyordum ve bir şey bilmemek içimde büyük bir korkunun büyümesine sebep oluyordu.

Elimi alnına yerleştirdim. Vücut sıcaklığı normaldi. Ah lanet. Nefes almasa öldüğünü söyleyebilirdim, o derece.

Kafasını omzuma düştükten sonra bir süre kalması için bir şeyler demiş, dürtmüş ve hiçbir tepki alamayınca da uyuduğunu düşünerek odama taşımıştım onu. Bu kadar saat boyunca da hiçbir tepki vermeden yatmaya devam ediyor oluşu korkutucuydu.

Yüzüne gelen kızıl saçlarını geriye doğru taradım, yüzünü ortaya çıkardım. "Minho," diye mırıldandım, yine hiçbir tepki alamadım. Ne derin uykuydu bu?

"Gece oldu." Parmaklarımı yüzünde gezdirdim. Başparmağım göz altlarında dolaştı, sonraysa kurmuş dudaklarında. Ah pekala, uyanıkken bunları yapsaydım nasıl bir tepki alırdım? Bence pek hoşlanmazdı; birinin kendisine dokunmasını istemiyordu sanki, kendisi ise rahatça dokunup istediği gibi davranabilirdi.

"Uyansana artık." İşaret parmağım ile yanağını dürttüm. "Yarın işe gideceğim, uyansan da rahatça uyusam."

Tepkisizce uyuyor olsa bile sanki bunu duymuş gibiydi. Etraf grimsi bir sisle kaplanmış, öğlen olduğu gibi bir anda uyku bastırmıştı.

Yüzüme ufak bir gülümseme yerleştirdim. Bana ne olursa olsun -ona zarar veriyor olsam bile- yardım edecekti, askerleri bu yüzden istemiyordu beni belli ki.

Yatağa, hemen yanına uzandım ve bastıran uykuya yenik düşerek yarına berbat bir baş ağrısı ile beni uyandıracak kehanet rüyası için gözlerimi kapattım.

Her uykumun lanet bir kehanet rüyası olmasına alıştığım için midir nedir bilmem ama tenime değen ılık havanın beni rahatlamasına ve içimi dolduran huzura bir türlü anlam veremiyordum. Niye böyle oluyordu?

Yine aynı yerde, Minho ile tanıştığım yerde açmıştım gözlerimi. Öncekinin aksine içimde büyük bir huzur vardı, sanki her zaman buraya geliyormuşum gibi rahattım. Sanırım Minho sayesindeydi bu. Duygularım ile oynayabiliyor muydu? Bu huzur onun sayesinde miydi? Bilmiyorum.

Başımda dikilen birini hissettiğimde yerimde dikleştim ve bunca zamandır tepemde dikilen kişinin kim olduğuna baktım. Gölge şövalyesi...

"Neden buradayım?"

Onun bu sorumun cevabını verebileceğini düşünmüyordum. Sadece dik dik bakmaya son versin diye sorduğum cevaplanmaya ihtiyacı olmayan bir soruydu. Onlar çağırmış olmalıydı beni buraya, buna inanıyordum.

Omuzlarını dikleştirdi gölge şövalyesi. O da yorgun görünüyordu, gözlerini zar zor açık tutuyormuş gibiydi. Bunun sebebi Minho'nun tepkisizce uyuyor olması mıydı? Benim hatam mıydı hepsi? Sanırım...

Sanırım haklıydılar beni lordlarının yanında istememelerinde.

"Çaldığın ölümün gücü getirdi seni buraya, yoksa kimse çağırmadı."

Düşüncelerimi okumuş gibi yanıtladığında beni gözlerimi ondan kaçırıp ellerime diktim. Bir şey yapmamıştım, yani en azından isteyerek bir şey yapmamıştım. Fakat o böyle konuşunca suçluymuşum gibi kaçıp gitmek istiyordum.

Tek dizini yere koyup boylarımızı eşitledi. Gözlerim tekrardan onu buldu, ne yapacağını merak etmiştim.

"Seni bu yüzden istemiyorum."

Universe Ruler/ BangİnhoBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin