28

104 20 8
                                        

Yorum yapmayı unutmayın!

İyi okumalar~

...

Kafamın üzerinde hissettiğim ağırlıkla gözlerimi aralarken "İyi dayandın." diye mırıldanan Jisung'un sesini duydum. Kafamı hafifçe kaldırarak ona bakarken parlayan mavi gözleriyle gücünü beni uyanık tutmak için kullandığını fark etmem uzun sürmedi. "Taht seni kabul etti. Yer altından çıkan yaratıklar güçsüz düşmeye, askerler ise enerjilerine kavuştu."

Ona bakmayı bırakıp etrafıma bakındım. Changbin, Xia ve Maya ortalarda görünmüyordu; büyük ihtimalle halkı korumak için dışarı çıkmışlardı. Arkadaşlarım sarayın devasa penceresinden dışarıda olup bitenleri izliyordu. İyi olmalarına sevinmiştim.

"Babamı gördün mü?" diye mırıldanan Willy ile birlikte gözlerim merdivene oturmuş yedi çocuğu buldu. Jisung neden onlarla birlikte buraya gelmişti ki? Minho'nun başında beklemesi gerekmiyordu?

"Seni salak, önce ona iyi olup olmadığını sor." diye çıkıştı Fery, Willy'nin kafasına vurmayı ve kardeşine ters ters bakmayı ihmal etmedi. Bu çocuklar Minho'nun arafta olduğunu biliyor muydu? Kimseye bir şey anlatmadığını söylemiş olsa da çocuklardan hiçbir şey saklamıyor olmalıydı.

Willy kafasına ovuştururken Fery'e dil çıkardı, sonraysa bana baktı masumca. Gözlerini yüzümde gezdirdi bir süre, sanki kendince iyi olup olmadığımı anlamaya çalışıyordu. "İyi misin?"

"Siz çocuklar onu rahatsız etmezseniz iyi olacak." Jisung'un mırıltısı ile birlikte oturduğum yerde kıpırdandım ve aniden bacaklarıma giren ağrıyla hırıltılı bir nefes alıp verdim. Bu taht sadece gücümü değil de hayatımı da çalıyormuş gibi hissettiriyordu. Ölüm lordunu dizginleyecek tek şey bu taht olmalıydı.

"İyiyim." dediğimde ilk başta bu sesinden benden çıktığına emin olamadım. Gerçekten iyi miydim? Sadece nefes alabiliyordum, o da zar zor.

Elini saçlarımda gezdirdi Jisung, elinin her hareketinde vücudumdaki ağrı azalıyormuş gibi bir rahatlık kaplıyordu. Lakin bu rahatlık çok uzun sürmüyordu. Tahtın gücü, yaşam lordunun gücüne bile üstün geliyordu. "Vücudun uyuşmuş olmalı. Ses ve halüsinasyon var mı?"

"Sadece çınlama." Kulaklarım hâlâ basınç altındaymış gibiydi, yine de bu o kadar dayanılmaz bir şey geldi. Vücudumdaki ağrı daha beterdi.

Saçlarımdaki elini omzuma götürdü ve hafifçe sıktı. "Bu iyi. Daha tahtın en kötü testine denk gelmemişsin. Şimdi devam mı edeceksin kalkacak mısın?"

"Kalkmam kötü sonuçlanmaz mı?" Tahta oturup evreni kurtarmam gerekmiyor muydu? Minho, kendisi gelene kadar oturmaya devam etmem gerektiğini söylemişti.

Tekrardan kafamı kaldırıp Jisung'a baktım. Düşünceli duruyordu, tahttan kalkma konusunda emin olmadığı belliydi. "Sanmıyorum, askerlerin hepsi güçlerini toparladı ve en iyi durumlarındalar. Yani korkulacak bir şey yok."

Ama sanırım, tahttan kalktıktan sonra neler olacağını bilmiyor olsa bile yaşam bahşettiği insanın acı çekmesine dayanamıyormuş gibiydi.

"Kalk ordan Chan." diyerek konuşmaları dinlediğini belirten Jisoo, kollarını önünde birleştirdi ve bana ciddi bir ifade ile baktı. "Taht sana zarar veriyor. Gerçekten ölmek mi istiyorsun yoksa?"

"Ama Minho oturmam gerektiğini söyledi."

"Hayatından önemli değil." Ne dersem diyeyim beni anlamayacaktı ki o.

"Yani." Elini tekrardan kafama yerleştiren Jisung kelimeyi uzattı, bir şey ima ediyordu sanki. Kafasını yana yatırdı ve gözlerini Jisoo'nun üzerimde gezdirdi. "Burası ölüm evreni ve yıkılması demek insanların öleceği ve geriye kalan varlıkların ölümsüz olacağı anlamına geliyor."

"Ölmek istemem." diye mırıldandı Hyunjin, hâlâ dışarı bakıyor ve bir yandan da Hyein'in saçlarını okşuyordu. "Ama kalk o tahtan Chan, yoksa gerçekten öleceksin."

Derin bir nefes alıp verdim. Tekrardan Jisung'a baktım, vereceğim karara karışmıyormuş gibi omuz silkti. "Dediğim gibi askerler enerjilerini toparladı, oldukça iyi durumdalar. Kalkmak istiyorsan kalk."

Kafamı sallayarak onu onayladığımda kolumdan tuttu ve beni destekleyerek tahtan kaldırdı. Tahttan kalktığımdan dolayı olsa gerek kulağımdaki çınlama geçmiş, vücudumdaki ağrı azalmıştı.

"Şimdi nasıl hissediyorsun?" diye mırıldandı Jisung beni merdivenlere oturturken.

"Daha iyiyim." diyerek onayladım onu. Kafamı çevirip tahta baktım, tahtın aurasını hâlâ etrafımda hissedebiliyordum ama üzerinde oturduğum kadar yoğun değildi.

"Çikolata?" Sorarcasına konuşan Jisung, eline oluşturduğu çikolatayı bana doğru uzattığında kaşlarımı çattım. "Minho, bunun enerjisini yenilediğini ve uyumaktan daha çok işe yaradığını söylemişti."

Gülümsemeden edemedim, aklıma ilk zamanları gelmişti bir anda. Uzanıp çikolatayı aldığımda "Tadı nasıl?" diye sordu Limos dudaklarını yalarken. Küçük obur, gözünü çikolatama dikmişti. Tam olarak Minho gibiydi.

Gözlerimi bana bakan diğer çocuklarda gezdirdim. Gerçi sanki hepsi Minho'nun farklı bir kişiliği gibiydi.

Çikolatayı kabından çıkartırken "Tadına bakmak istiyor musunuz?" diye mırıldandım.

"Kesinlikle!" diye bağıran Limos ile birlikte çikolatayı ucundan böldüm ve küçük çocuğun ağzına doğru uzattım. Hızlı davranıp çikolatayı ağzına aldığında gözleri büyüdü, aynı babası gibi tadına bayılmıştı. "Fery'nin kurbiyelerinden bile güzel!"

"Salak salak konuşma." Fery tarafından kafasına başka bir darbe alan ikinci kişi Limos olmuştu. "Hiçbir şey benim yaptıklarımdan iyi olmaz."

Kendisini övercesine konuşmuş olsa bile hiç düşünmeden uzattığım çikolatayı ağzına almış, Limos gibi tepki vermemek için kendisini zor tutuyormuş gibi eliyle ağzını kapatmış ama mırıldanmaktan kendini almamıştı.

"Sen ye diye vermiştim onu." Jisung'un mırıltısı ile birlikte çikolata çöpünü avucumda buruşturdum ve çikolatadan küçük birer parça yemiş olmalarına rağmen sevimli tepkiler veren çocuklara baktım.

Omuz silktim. "Sorun değil."

"Sen öyle diyorsan."

"Gökyüzü." diye mırıldanan Hyunjin ile birlikte tüm dikkatimizi ona verirken Hyunjin camı işaret etti. "Rengi değişiyor yine."

"Ne?"

"Buraya ilk geldiğimiz zamanki rengine büründü."

Gözleri büyüdü Jisung'un. "Evren gücü bu kadar çabuk harcamış olamaz."

Merdivenden kalkarken "Bu da ne demek?" diye söylendim. Tahtan kalkmamam gerektiğini biliyordum. Neden lordun tahtan kalkma demesini dinlemeyip evren hakkında bilgisi olmayan kişileri dinlemiştim ki?

"Tahta." diye bağırdı Jisung, eliyle tahtı gösterdi. "Tahta otur, hemen şimdi."

Onaylar birkaç mırıltı ile tahta doğru döndüğümde kulağımın dibinden geçip tahta saplanan hançerle olduğum yerde kalakaldım.

"Uzun zamandır yer altında uyuyordum ve siz benim tahtıma bir insan mı oturttunuz?"

Duyduğum kadın sesiyle kaşlarımı çatarken yavaşça ona doğru döndüm. Xia'nın yer ana diye bahsettiği kadın mıydı o?

"Tahtımdan uzak durun ve kraliçenizin önünde eğilin. Sizi yememem için yalvarmayı ihmal etmeyin."

"

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Universe Ruler/ BangİnhoBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin