Yan tarafımızdaki arka kapıdan gelen vurma sesi ile herkes bir araya toplaştı. Ben elime silahımı alıp ilerlerken parmaklıkların arasından görünen o yüzü seçebiliyordum.
"Yardım edin bana! Peşimdeler."
Bedenim buz gibi kesilirken nefes alamamıştım.
Ona bunu nasıl yaparlardı? Nasıl böyle bir acıyı kaldırabilirdi ki?
Cahit abi etrafı kontrol edip genç kızı kucaklayıp içeri soktuğunda anca inceleyebiliyordum. Çok fazla yaralı görsem de bu denli şiddet görmüş bir genç kız nasıl dağın tepesine gelebilmişti.
Reşit olmadığı her halinden belli olan o kız 16-17 yaşında ya var ya yoktu. Yüzünde ve vücuduna olan o morluklar çok bariz şiddetin resmiydi. Gözlerimiz sık sık kesişirken yalvarır gibi olan bakışları beni buza çeviriyordu.
Elleri sürekli karnına gidip sıkıyordu. Aldığım nefes kor yutmuş gibi bedenimi yakarken elimle içerisini gösterdim. Konuşacak takatim yoktu. Kızın Cahit abinin kucağında attığı çığlıklar tüm askeriyeyi camlara toplamıştı. Arda kucağında kızı götüren Cahit abinin ardından
"Tim silah başına." bakışlarımla ona teşekkür ettiğimde anladığının farkına varmıştım çünkü gülümseyerek kafa sallamıştı. Yavaşça revirin yolunu tutarken önde Aybar arkada Yusuf binadan çıkıyordu. Fino köpek gibi beni mi takip ediyor diye düşünmedim ama takip eden Yusuf'tu ve tabi ki an be an yetiştiriyordu her şeyi. Beni görünce derin bir nefes verdi ve elime uzanıp hala elimde ki emniyeti açık silahı alıp emniyeti kapattı ve kendi beline taktı. bileğim ve elim arasından tutup kenara oturttu ve
"Önem. İyi misin? Korkutma beni. Bak bana bir kere." Sakince yutkunup yüzüne baktım. Aybar, Yusuf'un getirdiği sudan bir yudum içirirken hala bir eli de bileğimdeydi. Önümde diz çöktüğü için tam yüzü karşımdaydı.
"O kızı görmem lazım. Revire gitmem lazım." Ayağa kalkarken
"Önem bu halde ne kızı. Revire gitmen gerekiyorsa da kendin için gitmen gerek. Bir tansiyonuna baktıralım." Yusuf kendisine attığım bakışla aramıza mesafe koymasıyla Aybar'a bir adım daha attım ve
"Tuğrul o kız. Her ne oldu ne yaşadı bilmiyorum ama. İyi bir şey değil. Bana olan bakışlarını bilemezsin. Gitmek istiyorum." Bileğimdeki eline kayan gözleri komut vermiş gibiydi eş zamanlı olarak dirseğime gitmişti eli. Her ne kadar sıkı tutsa da asla acı vermiyordu. Yüzüme uzun uzun bakıp sonra nefes verdi ve etrafına baktı. o esnada isteğimi tekrar edip.
"Tuğrul. Lütfen." Tekrar yüzüme baktı ve kolunu yavaşça indirip yine bileğimi tuttu.
"Çok fazla konuya müdahil olmayacaksın. Karışmanı istemiyorum. Burnuma pek hoş kokuların geldiği söylenemez." ufak bir gülümsemeyle revire ilerledik. Evet o da beni takip ediyordu. Kapıya yaklaştıkça çığlıkla karışık ağlama sesleri geliyordu. İçeri girmemizle herkes hazır ola geçmişti. Genç kız ile tekrar göz göze geldiğimizde ağlarken yüzüne bulaşan kuru kanların aktığını görmek beni bile korkutmuştu.
Mesut'un yani revir hemşiresinin elindeki beze bakılırsa vücudunun kanlarını temizlemeye çalışıyorlardı. Bakışlarındaki korku bariz belliydi. Tuğrul'a baktığımda o da bana kafasını salladı. Tabi ki de olumsuz anlamdaydı.
Masanın üzerinden maske ve eldiven alıp kıza doğru yaklaştım. Kızın ne koşullardan geldiğini bilemezdim. Kıza yaklaşmaya çalışan Mesut'un yanına gittiğimde Tuğrul
"Yüzbaşım. Hemen uzaklaşman gerek." Doktor Cihan onaylayarak
"Yüzbaşım, Binbaşım haklı. Çok fevri hareketleri var. Saldırmaya müsait. Bebek için tehlikeli." Yüzlerine inanamayarak baktım ve
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Tan Vakti
Fanfiction"Benim benden başka kimsem yok, senin senden başka kimsen yok. Gel biz olalım? " Hayallerine giden yolda hayallerinden olunur mu hiç? Hem de bu kadar yakınken. Değişir mi bir insan bu kadar? Başkalaşır mı intikam hırsıyla? Ben Tomris Deren Akay...
