İyi okumalar sevgili canlarım....
Cahit abi yaşlı gözlerle bana bakıyordu.
Kapının önündeki adam geçmişimin tam ortasında duruyordu.
Yüzü, yılların yorgunluğunu değil, tek bir gecenin sorumluluğunu taşıyordu.
Yine de karşımda dimdikti.
Bir şey söylemeden kenara çekildim.
"İçeri gir," dedim.
Cahit tereddüt etti.
İçeri adım attığında her şey biraz daha ağırlaştı.
Salona yöneldi. Oturmadı.
Tuğrul arka planda kalmıştı. Mutfakla salon arasında durmuş, sessizce izliyordu.
Bizi yalnız bırakmak ister gibi geriye çekildi ama gözleri bizdeydi.
Bende.
Cahit'te.
Ben, tam karşısına geçip ellerimi kavuşturdum.
Konuşmadım.
Cahit sustuğumda bile ne demek istediğimi anlamış gibiydi.
"Ben o görev için seni çağırılmadığında. Ben istemiştim gelmemeni birazda... seni korumaya çalıştım," dedi.
Sesindeki yorgunluk kelimelere bulaşmıştı.
"Sen hamile değildin o zaman, en azından bilmiyorduk" diye ekledi.
Başımı hafifçe yana eğdim.
"Ben askerim, abi. Görev geldiğinde 'kadın' değilim, 'sevilen' değilim, 'kardeş' hiç değilim.
Ben o gün, o göreve gitmek zorundaydım.
Çünkü görev bendim. Benim yüzümden olan bir şeydi. Annemin babamın bana olan öfkesindendi
Ama sen, beni değil, Serdar'ı gönderdin."
Bir adım attı bana doğru ama geri çekilmedim.
"Serdar istekliydi. Seni gözümün önünden ayırmak istemedim. En azından ben olmasamda güvende olacağından emindim. Görevin tehlikesini sezmiştim, üstlerden gelen bilgiler... karışıktı. Sadece seni korumak istedim," dedi.
"Beni korumak mı?" dedim acı acı gülümseyerek.
"Beni hiç bilgilendirmedin. Hiçbir detay vermedin. O gece ben içtim abi, görevim iptal edildi sanıyordum. Sen sustun. Serdar'ı da susturdunuz. Ama ben...
Ben sabah o emirle uyandım. O gitti ben günlerce uykusuz kaldım. Ve ondan sonra hep uykusuzum."
Gözümde biriken yaşlar artık saklanmıyordu.
"Ben o gün gidemedim abi.
Çünkü söz hakkımı elimden aldın.
Ben o göreve gitseydim, belki ben de dönmezdim. Ama bu yıkımı onun yerine yaşamayı seçerdim.
Siz bana seçim hakkı bile vermediniz."
Cahit abi'in gözleri karardı.
Yutkundu.
Elleri yanına düştü.
"Her şeyin sorumluluğunu almaya hazırım. Ama bil ki o gece... kalbimi ikiye böldüm. Bir yarısı Serdar'la gitti, diğer yarısı senden utanmaya kaldı."
Salonun içinde bir ağırlık çöktü.
Tuğrul sessizce yaklaştı. Elimi tuttu.
Ama bir şey söylemedi.
Cahit, yorgun bir nefesle arkasına baktı.
"Önem... artık timin senden uzak kalmak istemiyor yanında olmak istiyorlar. Oğuz konuşmaya başladı. Anlattıkları... bazı şeyleri sorgulatıyor. Ama bunu ancak birlikte çözebiliriz. Eğer... hâlâ bizimle yürüyecek gücün varsa."
İşte bu söz, yıllarca içimde tuttuğum savaşın yeniden başlaması demekti.
Kafamı öne eğdim. Sonra Tuğrul'un elini sıktım.
Başımı kaldırdım.
"Yarın sabah oradayım.
Ama bu, sizi affettiğim anlamına gelmez.
Bu, Serdar için... Ateş için."
Cahit başını eğdi.
Sessizce kapıya yöneldi.
Tam çıkarken durdu.
"Sen gitmedin diye ölmedi Önem.
Ama senin için bir şey yapmak için gitti oraya. Seni daha fazla üzmemek kırmamak. Gerçekleri açığ çıkarmak için.
Bunun hesabını sadece kendime değil, onun mezarına da vereceğim."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Tan Vakti
Fanfiction"Benim benden başka kimsem yok, senin senden başka kimsen yok. Gel biz olalım? " Hayallerine giden yolda hayallerinden olunur mu hiç? Hem de bu kadar yakınken. Değişir mi bir insan bu kadar? Başkalaşır mı intikam hırsıyla? Ben Tomris Deren Akay...
