Özel bölüm 2
“Davet için hazır…”
Annemin sorusu beni eşofmanlarımla ders çalışırken görmesiyle havada asılı kaldı. Yüzündeki kireç gibi ifadeyi görmemle dudaklarımı birbirine bastırdım. “Hangi davet?” Kapının pervazına yaslanıp bana üstten bir bakış attı. “Ne ara bu kadar sorumsuz bir kıza dönüştün anlayamıyorum?”
Hızlı adımlarla gardrobumun önünde bitiverdi. Gözleri askılıkta gezerken hatırladığım dernek etkinliği gözlerimin fal taşı gibi açılmasına sebep oldu. “Ben çok…” Bir hışımla askılıktan üstünden etiketi bile çıkarılmamış şık elbiseyi çıkardığında duraksadım. Bej bir elbiseydi. Kısa kollu, takım elbiseyi andıran yaldızlı düğmeleri olan iş hayatında giyilebilecek türden bir kıyafetti.
Kare yakasından dolayı inci kolye takmamı isteyen annemi başımla onayladıktan sonra elimi yavaşça zarif kumaşın üzerinde gezdirdim. “Acele et, şoför aşağıda bekliyor.”
Annem odadan çıkar çıkmaz hazırlanmaya koyuldum. Aynanın karşısına geçtiğimde birkaç yıl sonra bir duruşmada cübbemin altına giyebileceğim bir elbise olsaydı ne güzel olurdu diye düşünmeden edemedim. İnci kolyeyi taktıktan sonra saçımı sıkı bir topuz yaptım. Tıpkı annemin sevdiği gibi.
Göz altlarımı kapatıp sade olsa da kusursuz gösteren güzel bir makyaj yaptım. Bir porselen gibiydim. Tıpkı annemin istediği gibi.
Kahverengi stilettolarımın zeminde çıkardığı tok ses gülümsememe sebep olurken evden çıktım. Annemin soğuk yüzü iPad’inden başını kaldırıp bana döndüğünde yüzümdeki gülümsemenin emareleri kayıplara karıştı.
Beni baştan aşağı süzdükten sonra başını sallayarak karşısına oturmam için işaret vermesiyle rahat bir nefes aldım.
Arabadan inerken annemin elini tutan şoförü beklemeden arabadan indiğimde annem etrafa kısaca göz gezdirdi. “İki saat sonra burada ol.”
Araba gözden kaybolurken görkemli villanın bahçesine giriş yaptık. Büyük bir organizasyon şirketinin eseri olduğu her halinden belli olan bahçeyi kısaca incelediğimde ufak bir dokunuşla düğün bile yapılabilecek kadar abartılı olduğunu düşünüyordum. Her şeye rağmen sadece bir gösterişi vardı lüks olduğunu haykırırken insanın gözünü yormuyordu. Daha çok klasik bir tabloyu andırıyordu.
Annem beni sosyeteden yaşıtlarıyla tanıştırırken okuldan birçok tanıdık yüzü de görmem kaçınılmaz olmuştu. Annelerimizin çay partisine zorla getirilmiş çocuklar gibiydik.
İçecek bir şeyler alıp samimiyetsiz topluluktan kaçmayı umarken kulağımın dibindeki nefes az kalsın kendimi rezil etmeme sebep olucaktı. “Sana ne kadar göz kamaştırıcı olduğunu söyleyen oldu mu denizkızı.” Efe’nin nefesi ensemdeyken elimdeki bardak titredi. Sırada duran bardağın dengesinin bozulmasını engelleyip bana çarpık bir gülümseme gönderen altın harelere bakmadan edemedim. “Dikkat et, herkesin bize bakmasını istemeyiz.”
Leya bir anda aramıza girerek alkolsüz kokteyllerden aldı. Bakışlarımız ona dönerken yüz ifadesi endişeliydi. “Zaten herkes size bakıyor. Aptal aşıklar gibi herkesin ortasında ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” Gülümseyip arkadaşımın yanaklarına öpücük kondurduğumda o da kolumu tutup gülümsedi. “Selamlaşıp sohbet ettiğimizi sansalar iyi olur, abi sen baş selamı verip yanımızdan uzaklaş.”
Altın hareler gözlerimi kısa bir an esir aldığında aramızda sözsüz bir konuşma geçti. “Emir vermen hoşuma gitmesede haklısın, ufaklık.” Leya’nın omzuna elini koyup baş selamı verdiğinde ona karşılık verdim.
Kısa bir süre Leya ile sohbet etmemizin ardından onu da peşimde sürükleyerek Efe’nin birkaç dakika önce girdiği villaya yönlendirdim. “Neden içeriye geçtiğimizi sormayacağım.” Bıyık altından gülmesiyle yanağında ufak bir makas aldım. “İstersen Yağız’a yakınlardaysa uğramasını söyleyebilirim.” Kollarını göğsünde birleştirip bana baktığında sırıtmadan edemedim. “Sen çok fena bir şeysin, Naz.”
Geri geri yürürken çarptığım sert gövde yerimde kaskatı kesilmeme sebep oldu. “Sen onu bir de bana sor.” Ağır bir şekilde yerimde dönüp ona alttan bir bakış attım. “Ne demeye çalışıyorsunuz Efe Bey?” Elimle gevşemiş kıravatını düzelttiğimde altın hareler kahveliklerimde oyalandı. Ardından yavaşça kulağıma eğildi. “Böyle devam edersen sevgili olduğumuzu anlamayan kalmayacak.” Dudaklarım hafifçe aralandı. “Sevgili mi?” Tek kaşı havaya kalktı. “Ya ne olacaktı?”
Bakışlarımı kaçırdığımda Leya’nın bizden uzaklaştığını fark ettim. Etraf sakindi ama her an içeriye birinin girme ihtimali vardı. Çenemi tutup yavaşça kendine çevirdi. Yanağımdan enseme doğru parmaklarını gezdirdiğinde kesik bir nefes aldım. “Ben dışarıya çıkıyorum, siz de acele edin on dakikaya burası açılış için dolacak.” Leya çıkar çıkmaz Efe’nin adımları üzerime doğru gelmeye başladı. Koşar adımlarla arka kısımdaki heykellerin yanına gittim.
Efe’nin üzerinde fevkalade siyah bir takım vardı. Üzerime doğru gelirken yavaş adımlarla geriye doğru gittim. En sonunda sırtımın soğuk duvara yaslanacağını biliyordum. Ama her şey beklediğimden hızlı gelişti. “Naz, neden gizlemek zorundayız? Seninle doğru düzgün baş başa bile kalamıyorum.” Bakışlarımla etrafımı taradım. “İlginç, ben etrafta hiç kimseyi göremedim.”
Aniden belimi kavrayıp beni kendine çektiğinde sırtım soğuk duvara yaslanıverdi. Dudaklarını dudaklarıma bastırdığında hızlıca karşılık verdim. Bir eli belimdeki yerini korurken diğeri yavaş yavaş yukarılara tırmandı. Çeneme tutundu ve orada güzel bir keşfe çıktı. Diğer eli önce yüzümde gezindi. Sonra enseme geçti oradan da ışıltılı topuz tokama.
Dudaklarımızı ayırmadan önce hafifçe onunkileri dişledim. O ise sırıtarak saçlarımın özgürlüğüne kavuşturdu. “Bir gün tıpkı şuan saçlarının olduğu gibi sen de özgür olacaksın denizkızı.” Tokamı cebine koyduktan sonra eli yavaşça saçlarımda gezindi.
Topuklularım sayesinde çenesine geliyordum. Parmaklarımın ucunda hızlıca yükseldiğimde beni kucağına aldı. Hızla boyununa tutunduğumda dudaklarım dudaklarını tavaf etmekle meşguldü. Sırtım soğuk metale değdiğinde gözlerim irice açıldı. “Kontrol falan bırakmazsın sen adamda.” Efe derin bir nefes aldı. “Lavaboya geçelim, insanlar gelmeden üzerimize çekidüzen vermeliyiz.” Beni yavaşça yere bıraktığında hızla inip kalkan göğüslerimize bakıp tebessüm ettim.
Efe, saçımı döndürdürüp topuz şeklini verdi. Sonra da cebindeki broşa benzeyen tokayı çıkarıp tutturduğunda dudaklarının üzerindeki rujumu sildim. Benim dudaklarım yukarıya doğru kıvrılırken o duraksadı. Ardından bozulan yakasını ve kravatını düzelttiğimde ise sertçe yutkundu. Rujumu tazelediğimde bana kısa bir bakış atıp gözlerini kapattı. “Kontrolümü kaybetmem için her şeyi yapıyorsun.” Omuz silktim. “Henüz hiçbir şey yapmadım, Efe.” Hafifçe kıkırdadığın gözlerim gamzesinde takılı kaldı. “Bu hiçbir şey yapmamış halin ise eğer…Seninle işimiz var prenses.” Olduğum yerde dikleşip omzuna çarpıp geçtiğimde beni izlediğini biliyordum.
İnsanlar yavaş yavaş sandalyelere geçerken ben de heykelleri incelemeyi bırakıp boş bir yere geçtim. Efe ise birkaç dakika daha oyalanıp geldi. Kulağındaki telefonda biriyle konuşuyordu. Belki de numara yapıyordu.
Bakışlarımız metrelerce öteden buluştuğunda hafifçe dudağımı ısırdım. Bu gözlerini kaçırmasına sebep olurken Leya sırıtarak yanıma oturdu. Kollarını göğüsünde birleştirip bacak bacak üstüne attığında bunun dökül demek olduğunu biliyordum. “Bana öyle bakma Leyoş, evet düşündüğün şey oldu.” Sırıtıp omzumu tuttuğunda gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Siyal
Teen Fiction~Hayalleri siyah hayatlar içinde kaybolan bir grup genç. ~O geçmişten korkuyordu ama geçmişin derinliklerine dalmaktan da çekinmiyordu. Geçmişte yaşanan acıların geleceğinde verdiği güvensizlik içinde kaybolmak...Kimileri geçmişte hatalar yapıp bede...
