Hayırlı cumalar ve iyi okumalar...
***
Yavaş adımlarla ağaçların arasında yürürken sessizliğin tadına varıp derin bir nefes çektim. Artık iyiden iyiye kendini göstermeye başlayan kış, ağaçları çırılçıplak bırakıp bütün yapraklarının yollara bir halı gibi serilmesine yol açmıştı.
Hafif bir rüzgarda darma duman olan bir halı!
Zake'in gitmesinin üzerinden iki gün geçmişti ve ben halâ Alex ile konuşamamanın sancısını çekiyordum. Zake'in söylediği sözler beynimde bir girdap gibi dönüp duruyor ama ben hala ne yapmam gerektiğine dair bir yol bulamıyordum.
Alex'in karşısına çıkıp seni seviyorum demek en basit ve zahmetsiz bir çözüm yolu gibi gözükse de nereye kadar sürecekti ki birlikteliğimiz? Ne işe yarayacaktı bunu itiraf etmek? Sonuçta ben ritüelden sonra gitmek zorundaydım.
Her ne kadar Alex'ten o kadar uzak- tanrım binlerce yıl!- kalmak düşüncesi beni iliklerime kadar sarssa da gitmek zorundaydım. Şu ayrı geçirdiğimiz iki gün bile, bana azap verecek derecede zor geçmişti.
Ondan kaçıyordum. Yemek yerken konuşacağını anladığım zaman ilgimi kalede olan diğer lordlara yöneltiyor, koridorlarda gördüğüm zaman yönümü değiştirip saklanıyordum. Her gece odama gelmişti ve ben hepsinde de uyuyor numarası yapmıştım.
Odama sessizce girip saçlarımı okşayan ve dudaklarıma tüy kadar hafif bir öpücük kondurup 'iyi geceler meleğim' diyerek odadan ayrılan adamın boynuna atılmamak için yorgana sıkıca sarılmak zorunda kalmıştım.
O anları hatırlayınca bedenimden geçen ürpertiyle kollarımı kendime doladım. Neden yaptığımı bilmiyordum ama onunla yüzleşmek heybetli bir dağa meydan okumak kadar zor geliyordu bana. Zake'in söylediklerinde yalan yoktu. Ama ben yine de Alex gibi bir adamın bana aşık olma ihtimalini düşünemiyordum.
Onun o kızı öldürürken ki acımasız ve kararlı hali gözlerimin önünden gitmiyordu. Bu zamana kadar onun nazik, ve merhametli olması hiç bir şeyi değiştirmiyordu. O ifade... Yüzünde ki sertlik... O anı asla unutmayacaktım.
Alex Aaden Sword taş kalpli herifin tekiydi!
İşte ondan kaçmamın asıl sebebi de buydu. Ben onu seviyordum. Ama onun taş kalbine inanmıyordum. Bu yüzden kendimi kaptırmaya hiç mi hiç niyetim yoktu.
Bir anda ensemdeki tüylerin diken diken olmasıyla yerime çakıldım kaldım. Hava sanki ağırlaşmış, ormandaki tüm sesler çekilmişti. Sesli bir şekilde yutkunarak korkuyla etrafıma bakındım. Hiç bir şey yoktu. Tuhaf karşılanacak, korku uyandıracak kadar boş ve sessizdi. Acaba ben mi abartıyordum?
"Adale..."
Rüzgarın kulaklarıma taşıdığı fısıltıyla korkuyla kaskatı kesildim. Bu olamaz... Hayır. Hayır. Hayır! Aynı ses değil. O değil!
"Bana gel Adale!"
Aynı sesi tekrar duymamla arkamı döndüğüm gibi koşmaya başladım. Nereye koştuğumu bile bilmiyordum. Ters yöne gittiğimin farkında bile değildim. Sadece oradan biran önce uzaklaşmak güvenli bir yere - Alex'e- gitmek istiyordum.
Buraya nasıl girmişti? Seth'in söylediğine göre oldukça geniş bir alanı kaplayan büyü kalkanı sayesinde buraya ulaşmaları imkânsızdı. Büyüyü nasıl kırmışlardı?
Boş ver şimdi bu soruları koş!
Bir ağaç kolumu sıyırdı durmadım. Bir tümseğe takıldım durmadım. Kökü çıkmış bir ağaca takılıp düştüm durmadım. Bileğim, dizim ve kolum ağrıyordu ve ben yine delirmiş gibi soluksuz koşuyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gelecekten Gelen
Fantasy21. yy'da sakin bir hayat yaşayan Ang binlerce yıllık efsunlu bir tılsımın başına bu kadar bela açacağını hiç düşünmemişti. Tılsıma temas ettiği an sonsuz bir alevin içine yerleşerek onu zamanda binlerce yıl geriye savurmasıyla kendini, nefesini kes...
