Evet... Geç oldu, birazda güç oldu ama uzun bir bölümle karşınızdayım. Umarım beğenisiniz. İyi okumalar...
Bu arada yeni kapağımızı nasıl buldunuz?
***
Nereye çıktığını bile bilmediğim labirente benzer koridorlarda arkama bile bakmadan aslandan kaçan ceylan gibi sekerken, arkamdan Alex'in gayet sakin yeri döven güçlü adımlarını duyabiliyordum.
Lanet olsun bu etekle koşamıyorum ve bu gidişle aslana yem olacağım.
Elimle dizimin üzerine kadar topladığım etek ayağıma dolanınca öne doğru savruldum. Tam yere kapaklanacakken son anda duvara tutundum. Fakat bu yalpalama arkamdaki aslana büyük bir avantaj sağlamıştı. Artık zavallı ceylan için çok geçti. Tanrı günahlarını affetsin. En azından tatlımı yedim.
Birden belime dolanan güçlü kollarla çırpınmaya başladım ama kurtulmak ne mümkün... Alex'in mengene gibi belime sarılmış kolları, beni kendine çevirip duvara yasladı. Bacaklarımı bacaklarının arasına hapsedip bileklerimi tutarak hiç zorlanmadan başımın üzerinde sabitledi ve tamamen beni hareketsiz hale getirdi. Tam çığlık atıp bırakmasını söylemek için ağzımı açıyordum ki dudaklarımda hissettiğim sıcak baskıyla çığlığım boğazımda tıkanarak iniltiye dönüştü.
Tanrım!!!
Beni öpüyor, öpüyor, öpüyor... İnanmayacaksınız ama Alex ! Beni ! Öpüyor!
İnanmıyorum!!!
Şuan kalbim göğsümden fırlayacakmış gibi atmasa, nefesini nefesim de hissettiğim ilk an kalbimin durduğuna yemin edebilirim. Göğsüme yasladığı sert göğsü sanki dahası mümkünmüş gibi tüm kanımın akışını hızlandırıyor, bu akışa ayak uydurmaya çalışan kalbim saniyelik atışından iki kat fazla çarpıyordu göğsümde.
Bedenim alev almış gibiydi. Sanki bir elektrik akımı onun dudaklarından dudaklarıma akarak tüm bedenime yayılıyordu. Bu, bu... O kadar güzeldi ki bu sıcaklığın, güvenin, huzurun içine kendimi bırakmak hiç zor olmamıştı.
Alex huzurdu, güvendi... Alex benim hep aradığım ama bulamadığım güç kaynağımdı. Onu öpmek yüksek bir uçurumdan tekrar tekrar atlayıp yine de rüzgarın seni koruyacağını bilmekti. Benim rüzgarım Alex'di. Şimdi anlıyorum kehaneti ve ne demek istediğini. İki yarımın buluşmasıydı bu. İki yarımdan bir tam çıkacak ve bu kanlı savaş sona erecekti. Huzur gelecekti. Belki de yıllardır aradığım şeyi zamanın binlerce yıl gerisinde bulacaktım.
Ellerimin yumuşak saçlarında gezindiğini farkettiğimde utançtan ölmem gerekiyordu. Ama şuan da tek hissettiğim bütün bedenimin alevler içinde yandığıydı. Bunu mecazi anlamda söylemiyorum. Gerçekten yanıyorduk. Uzun karanlık koridor ikimizin bedenini saran alevlerle aydınlanıyordu.
Anlaşılan kafasına estiği gibi ortaya çıkan güçlerim yine benden bağımsız ortaya çıkmıştı. Bir an Alex'e zarar vermekten korkup geri çekilmeye çalışsam da belimi sıkıca saran kollar buna izin vermedi. Ayrıldığımızda ikimiz de nefes nefeseydik. İkimizin de göğsü tek bir ritim tutturmuşcasına aynı anda inip kalkıyordu. Alnını alnıma yaslayıp derin mavilikleri ile gözlerimin içine baktı.
"Sorun yok bize zarar vermedin" dedi bir eli yanağımda yumuşakça gezerken. O sıcak ele yanağımı yaslamamak için zor tutuyordum kendimi. Yüzümü araştıran güzel gözleri hayranlıkla ışıl ışıl parlıyordu.
"Sen... Sen çok güzelsin" dedi burnumun üzerine küçük bir öpücük kondurarak " Seni içime katıp orada sonsuza kadar saklamak istiyorum. Kimse sana zarar veremesin. Kimse ulaşamasın. Benden başka kimse bu güzel yeşillerine, baharın gelmesi umuduyla bakamasın. Bu güzel dudaklarına her baktığında benden başka kimse hayal kuramasın diye seni içime saklamak istiyorum. Bu dünyadaki en güvenli yere" dedi dudağımın kenarına küçük bir öpücük kondurarak. Kalbim aynı hızla atmaya devam ederken başını boynuma gömüp derince soluyan Alex'in beni saran kolları olmasa kendimi yerde bulabilirdim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gelecekten Gelen
Fantasía21. yy'da sakin bir hayat yaşayan Ang binlerce yıllık efsunlu bir tılsımın başına bu kadar bela açacağını hiç düşünmemişti. Tılsıma temas ettiği an sonsuz bir alevin içine yerleşerek onu zamanda binlerce yıl geriye savurmasıyla kendini, nefesini kes...
