İyi geceler. Beni yorumsuz bırakmayın :)
Mar
Ormanın rahatlatıcı sessizliğinde durgun gölün kenarına oturup derin bir nefes alarak ayakkabılarımı çıkardım ve dizlerimi kendime doğru çekerek kollarımı dolayıp çenemi de dizlerime yasladım. Hafif rüzgârın dalgalandırdığı berrak su küçük dalgalanmalar eşliğinde çıplak ayak parmaklarımı okşuyordu.
Aynı berrak düşüncelerin de beynimi okşamasını diledim bir an. Beynim artık düşünemeyecek, bu zamana ayak uyduramayacak kadar yorulmuştu. Tüm bu olanlar, Ang'in alevler alarak ikinci kez gözlerimin önünden kaybolması, onu bir kez daha elimi uzatsam tutacağım mesafeden kaybetmek, bunu onun öz babasının yaptığını bilmek... Korkuyordum. Hem de deli gibi!
Buraya geldiğim andan beri belki de ilk defa geri dönmek istiyordum. Ablamı da alıp bu cehennemvari yerden arkamıza bakmadan kendi dünyamıza dönmek. Ama biliyordum ki artık bunun için çok geçti. Ang o adama âşıktı ve dönmek isteyeceğini hiç sanmıyordum. Bunu gözlerinden anlayabiliyordum. Onu ilk defa o adama bakarken umut ve hayat dolu görüyordum ve bu beni de aşırı derecede heyecanlandırıyordu. Onun sonunda mutlu olacağını bilmek beni hiç olmadığım kadar mutlu ediyordu.
Edgar sandığımız adamın onu almadan önce söylediği sözler çınladı beynimde biran. Alex'in onu kontrol ettiği, buraya geldiği zamanda beri onun hisleriyle oynadığını söylediği sözler. Ang odada hazırlandığı için bunları duymamıştı. Ama adam bana söylemişti. Şimdi düşünüyorum da zaten onu kaçıracaktı, bunları bana neden anlatmıştı ki? Ang'e anlatacak fırsatım bile olmamıştı. Her şey bir yana ablam sahte de çok mutluydu.
Onun bu mutluluğunu elinden almaya hakkım var mıydı?
Cevap basit ve netti. Hayır, kesinlikle yoktu.
Alex'in de ona aşık olduğu belliydi. Yani üç günde adamın yapmadığı kalmamıştı ve her geçen günde gözlerinde sönen umudun zayıf ışığını kendi gözlerimle görmüştüm. Bu yüzdendi ortalıklarda görünmememin sebebi, bu yüzdendi onunla karşılaşmak istemeyişim. Gözlerinin içine her baktığımda orada gördüğüm yıkılmış ifade ona söylemek istediğim zehir dolu sözleri geri yutmama sebep oluyordu.
Neden bilmiyorum ama kendimi suçlu hissediyordum. He ne kadar Zake saçmaladığımı söylese de yine de bu düşünceyi silemiyordum aklımdan. Ablam benim için hep daha fazlasını yapmak istemişti, hep en iyisini yaşatmak. Bu da onu Dimitri gibi tehlikeli adamların kucağına itmişti. Ben hiç olmasaydım o böyle bir işe girişmeyecek ve o kolyeye hiç dokunmamış olacaktı.
Zake'in bilhassa kendisinin gönderdiğini söylediği kolyeye.
Gözümün önüne gelen yüzü tekrar kalbimin heyecanla hızlanmasına sebep oldu. Her zaman olduğu gibi! O günden sonra -beni öpüp sonrasında kendi sürtüklerinden biriymişim gibi başından savdığı günden bahsediyorum- bir daha onunla karşılaşmamaya karşılaşsam da, karşılaştığım da da fazla muhatap olmamaya çalışıyordum. Ama yine de bu onu düşüncelerimden uzaklaştırmaya yetmiyordu.
Öpüşü, dokunuşu, bakışı, aklıma dolup alev alev yakıyor, sonrasında ettiği hakaretlerse yüreğimi mengene gibi sıkıştırıp canımı yakıyordu. Aptallığıma kızıyordum. En olmaması gereken zaman da bile ona böylesine tepki veren bedenime, onu düşüncelerinden atamayan beynime, kendime kızıyordum.
En olmaması gereken adama kendimi bu denli kaptırmama sebep olan kalbime!
Nefesimi burnumdan verip kendimi geriye doğru yumuşak toprağa bıraktım. Ang olsaydı 'geçmiş geçmiştir' diye vaaz vermeye başlamıştı bile. Onu düşününce dudaklarım kıvrıldı. Onunla olan tüm güzel anılarımız bir bir doldu aklıma. Acı veriyordu ama bir yandan da huzur!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gelecekten Gelen
Fantasía21. yy'da sakin bir hayat yaşayan Ang binlerce yıllık efsunlu bir tılsımın başına bu kadar bela açacağını hiç düşünmemişti. Tılsıma temas ettiği an sonsuz bir alevin içine yerleşerek onu zamanda binlerce yıl geriye savurmasıyla kendini, nefesini kes...
