Bin yıl... Tam tamına bin yıl.
İyi de nasıl olmuştu bu. Aslında önceden fark etmem lazımdı ama o kadar çok şey bir anda olmuştu ki düşünmeye fırsat bulamamıştım. İnsanların kıyafetleri, kullandıkları aksan, silahları, bu kale... Her şey açıktı aslında, ben bir kâbusa düştüğümü sanırken gerçekten zamanda geriye gelmiştim.
Ama nasıl?
Kolye... Tabi ya en son elimde kolye vardı ve ben yanıyordum. Sonra da kendimi Alex'in karşısında bulmuştum. Her ne olduysa o kolye yapmıştı. Kafamı kaldırıp karışımda ki şaşkın adamlara baktım.
"Kolye nerede?"
"Ne yapacaksın..." Alex'in bu ifadesiz tavırları artık beni çileden çıkarıyordu.
"O kolyeye ihtiyacım var geri dönmeliyim..."
"Dur bakalım dur dur..." tanımadığım, bana deli diyen adam aklı karışmış bir şekilde şaşkın gözlerle bana bakıyordu.
"Sen şimdi bize zamanın ötesinden geldiğini mi söylüyorsun? Hem de bin yıl öteden... "
Tanrım böyle söyleyince kulağa korkunç geliyordu. Ne kadar sakin olmaya çalışsam da titremeye başlamıştım. Kollarımla kendimi sarıp kaçınılmaz olanı söyledim.
"Evet, ben 21. yy'dan geliyorum."
"21. yy mı? Bu deli kadını nereden buldunuz Zake" beni zindana atan adam kahkahalarla gülmeye başlayınca sinirle adama baktım. Sanırım adı Aidan'dı. Tam ağzımı açmıştım ki Zake benden önce davrandı.
"Burun, çene ve elmacık kemiği kırığı az geldi sanırım Aidan. Ama merak etme o kollarını münasip bir yerine de ben monte edeceğim..." diye sinirle üzerine atılınca Xavier dedikleri adam onu hemen tuttu.
"Doğruyu söylüyorum... en son elimde bir kolye vardı; oval taşlı gümüş zincire takılı bir kolye, o getirdi beni buraya. Birden bire Alex'in karşısında buldum kendimi söylesene onlara Alex..." diye sinirle ona dönüp bağırdım kendimi sakin tutmakta zorlanıyordum artık. Bıkkınlıkla nefes alıp;
"Doğru söylüyor Zümran'ın kolyesi getirdi onu buraya"
Bu Zümran neydi bilmiyorum ama etrafımda ki adamların nefeslerini tutup sanki dahası mümkünmüş gibi fazlasıyla şaşırmalarından önemli bir şey olduğunu anladım. Aidan iğrenilecek bir böcekmişim gibi beni süzerken, Xavier bariz bir merakla gözlerimin içine bakıyordu.
"Ne? Saçmalama Alex efsanede bahsedilen savaşçı o olamaz..." diye beni süzdü Xavier.
"Hepiniz delirmişsiniz. Efsanede bir savaşçıdan bahsediyor bir kadından değil bir yanlışlık olmalı" diye sinirle çemkirdi Aidan.
"Katılıyorum..." dediğim anda ben bile kendime şok olmuştum. Alex, Aidan'dan ayırdığı öfkeli gözlerini bana çevirince yutkunma ihtiyacıyla dolup taşsam da kendimi son raddede durdurabildim.
"Sen doğru olan kişisin bir yanlışlık yok..." kendinden o kadar emin konuşuyordu ki itiraz etmek imkânsız gibiydi.
"Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" dedi Xavier aklımdaki sorulara tercüman olarak. Evet, çakma Herkül açıkla bakalım nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?
"Elinin tek hareketiyle bir dorak öldürdü..."
"Ne?" ben ve diğer iki şaşkın kafadardan aynı anda ses çıkmıştı. Ben o kocaman iğrenç, korkunç yaratıkları nasıl öldürmüş olabilirdim ki?
"Onu sen öldürdün... baltayı fırlatıp boynuna sapladın ya sonrada küle dönüştü işte" dedim panikle.
"Hiç bir dorak öldüğünde küle dönüşmez Ang. Onu sen öldürdün" diyen Zake'e döndüm şaşkınca.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gelecekten Gelen
Fantasi21. yy'da sakin bir hayat yaşayan Ang binlerce yıllık efsunlu bir tılsımın başına bu kadar bela açacağını hiç düşünmemişti. Tılsıma temas ettiği an sonsuz bir alevin içine yerleşerek onu zamanda binlerce yıl geriye savurmasıyla kendini, nefesini kes...
