Karanlığın o sessiz rengine bulanıyor tüm bedenim, yavaş yavaş tükendiğimi hissedebiliyorum. Aldığım her nefes göğüs kafesimi zorluyor ve her seferinde bir kemiğimi kırıp geçtiğini hissedebiliyordum. Hatıralar bu kadar canı acıtır mıydı? Ellerim birbirine kenetlenmiş bir film gibi anılarımın göz kapaklarıma yansıyan görüntüsünü izliyordum. Onun sesi, filmin her sahnesine gün ışığı gibi doğuyordu. Ama her filmin olduğu gibi bu filmde son bulmuş, geçmişin tozlu raflarındaki yerini almıştı. İçim ona duyduğum saygıyı ne sevgiye dönüştürmeme izin veriyor ne de unutup rahatlamama...
Unutsam da hatırlatır kendini, çünkü o Mert! Unutturacakta, unutulacak olanda o.
Tavşan desenli triko badimi düzeltip , geceden beri uyumamama rağmen çıkmadığım yatağımdan kalktım. Dizimdeki ince sızı tüm sinir hücrelerime aynı aynı baskı yapınca dudaklarımdan firar eden çığlığa engel olamadım.
' AHHH! '
Gözlerimden izinsizce süzülen gözyaşlarımı, elimin tersiyle hırsla silerken odamın kapısı hızla açıldı.
' Kızılım? Ne oldu? Canın mı acıyor? Ha? '
Sorularıyla yanıma kadar gelen Yağıza sakinleşmesi için bir şeyler söylemek istiyordum ama gözyaşlarım hızını arttırıp hıçkırıklarla dudaklarımı titretirken bu mümkün olmuyordu. Acizliğim tüm gücüyle ağırlığını omuzlarıma yüklemiş bir kez daha bir hiç olduğumu hatırlatıyordu. Konuşmaktan bile aciz olmak!
Konuşma engelli olanlarda mı aciz?
Hayır , onların her zaman bir fazlası vardır.
Sessizlik.
Çoğu insanın korkulu rüyası olan sessizlikle ödüllendirilmiş olan insanlar her daim bir adım önde olur. Sonuçta ulaşacağımız sessizliğe daha en başta yandaş oldukları için öndedirler. Şimdi ben konuşmak için durmayan gözyaşlarımdan izin almak zorundaydım. Bana izin versin ki bende karşımda benim için gözleri dolan , aramızda aptal bir kan bağı bile olmamasına rağmen Can'ım olan Yağızıma cevap verebileyim. İzine ihtiyacım var, bir kez daha. Önüme yığılan engellerden geçebilmek , hayatın benim için hazırladığı acizliği hakkıyla yaşayabilmek için almam gereken koca bir ahım var. İzin versin benden akıp giden göz yaşım, izin versin düğümlenen boğazım, izin versin titreyen dudaklarım. İsyanım kendi dünyamda yankılanırken bedenim bir çift güven dolu kolların arasında fark edilmenin o eşsiz hissiyle yavaş yavaş rahata kavuşuyordu.
Titremeye son vermeye çalışan keskin dişlerim alt dudağıma hükmünü kabul ettirirken dilim ses dalgalarını fırtına haline getirmiş bir çırpıda içimi yakıp kavuran kelimeyi oluşturmuştu.
' MERT! '
' Kızılım, yapma artık. Kurban olduğum unut artık. O it bunu neden yaptı bilmiyorum ama bir yerlerden seni izliyorsa kahrolduğunu biliyorum. Kendine gel, yalvarırım '
' Canım acıyor, Yağız ' ateşi her saç telimde hissettiğim saçlarımı soğuk elleriyle okşadı. Ben yanıyordum ama o buna rağmen yanımdaydı.
' Benimkini de acıtma '
' Özür dilerim '
Geri çekilip belimdeki güçlü ellerini ıslak yanaklarıma yerleştirip gözyaşlarımı temizlemeye başladı. Boşuna uğraşma, içime akıyor göz yaşlarım demek istesem de iki kelimeyi bir araya getirmek istemiyordum. Çünkü bazen olmayacağını bildiğimiz halde istemekten vazgeçmeyiz. Sildiği her göz yaşının yerine yenisi düşerken sonunu getirmek istercesine siliyordu, şefkatle.
' Bir kaç gün uzaklaşmak ister misin, kızılım? '
Dudaklarıma hafif bir tebessüm yerleşirken başımı olumsuz anlamda iki yana sallayıp ' uzaklaşmak için mekan değil sayfa değiştirmek yeterli Yağızım ' dediğimde alnıma bir öpücük kondurup ' İki satır okusam geçer diyorsun ama her seferinde kendi içini okursan nasıl geçecek İris? ' diye sordu. Her cümle her kelime hatta her harf bende bir izdi ve o izler kolayca silinmiyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZİRVE ( K. 1 )
Teen FictionBeyazı siyahtan üstün görürsen çukurdan çıkamazsın. Zirvenin gözü üzerinizde , yükü ise omuzlarınızda! TABULARINIZI YIKIN! AYNI KURGULARI YENİDEN OKUMAKTAN BIKMADINIZ MI? Ensemde hissettiğim ılık nefes, tenimi kırbaçlayan rüzgara ait olmadığını tü...
