Bütün işleri hallettikten sonra Agâhın yanına gitmek istemiştim ama sonradan ne kadar saçma bir hareket olacağını düşündüm. Adam bulaşıkları yıka dedi gitti böyle saçma bir şey olabilir miydi? Fırını kontrol ettikten sonra adımlarımı kapıya yönlendirdim şu an ihtiyacım olan tek şey manzara ve saçlarımı darmadağın edebilecek olan rüzgâr, hislerime tercüman olabilecek sessizlik. Düşüncelerim yine beynimde büyük bir yer kaplamaya çalışıyordu bunun olmasına daha fazla izin veremezdim. Düşünüyorum buraya neden geldim? Neden bu tez konusunu bu kadar deştim? Neden sadece sayfalara göz gezdirip, genel bir bilgi toplamadım? Neden bunları yaşamak zorundayım? Bu yaşıma kadar kaçtığım kendime sakladığım kendimce korumaya çalıştığım benliğimi , ani bir kararla neden .. ? Soruyu sormaya bile cesaretim yokken nasıl bir cevap verecektim.?
Adımlarımı ilk geldiğim odunlara yönlendirdim. Oraya oturup manzarayı izledim bir tarafın orman bir tarafın boş bir arazi olduğu gerçeği iç selliği temsil ediyor gibiydi. Ne demiş Ahmet KAYA ' yaprak döker bir yanımız bir yanımız bahar bahçe ' işte tam olarak böyleydik.
Bin bir çeşittik.
Kızardık bir şeylere ama nedenini bulamazdık.
Severdik bir şeyleri ama nedenini aramazdık.
Ağlardık durduk yere ama neden diye sormazdık.
Bir yandan da;
Kızardık bir şeylere ama ' bunda kızılacak ne var? ' derdik.
Severdik bir şeyleri ama ' bunun neresini sevdim? ' derdik.
Gülerdik bir şeylere ama ' bunda gülünecek ne vardı ? ' derdik.
Neye ne zaman ne tepki vereceğimiz asla kestirilemiyordu. Buda doğal olarak kişileri birbirinden ayırıyordu. Gülünmesi gereken yerde gülenler varken ağlaya da bilirdik ya da ağlanması gereken yerde ağlaya da bilir gülmemek için kendimizi zorda tutabilirdik. Bir başka zamanda kendimizin yapabileceği şeyleri başkası yaptığında imrenir kötü şeyler söyler ama kendimiz yaptığı zamanda 'çok güzel oldu, sen ne anlarsın' diye savunmaya geçerdik. İşte bu yüzden bin bir çeşittik.
Bencildik.
Ve bunu içimiz bile kabul etmiyordu. Kendimizi kandırıyorduk. Bir insan kendini bile kandırabilir miydi?
Bu mümkündü.
Çünkü ben de kendimi kandırıyordum.
Sadece baksın istiyordum sadece beni görsün. Her şeyim nasıl onda tutsak ve muhtaç ise oda bana her şeyiyle muhtaç ve tutsak olsun istiyordum. Benim yokluğum onun yokluğuyla buluşsun, ikimiz yokken bile birlikte olalım istiyordum ben İRİS CANYURT!
Dünyamı durduran adamın tekrar dünyamı döndürmesini bekliyordum. Asla sahip olamayacağım bir kalpte yaşamak istiyordum.
Ve bu bencillik değildi, ihtiyaçtı.
Ya da ben öyle olmasını umuyordum.
' Ne düşündüğünü bilmek istiyorum ' sesini duyduğum an irkilen bedenimin yanına oturuvermişti. Benim gibi, tam iki manzarayı ayıran yere bakıyordu. O da bir yer seçememişti ya da sadece bir rastlantıydı. Onunla ortak bir şeyler aramaya son vermeliydim. Sıkıntıyla nefesimi bırakıp cevap vermek yerine omuz silktim. Evet bana bakmayan birine omuz silktim. Çünkü bunu gördüğüne emindim. Ayaklarını öne doğru uzattığında dikkatimi oraya yönlendirdim. Onun uzun ve kaslı bacaklarının yanında benim çelimsiz ama uzun bacaklarım sırıtmıyordu. Ayağındaki siyah yanları yine siyah şeritli sporlarıyla bile kendini yansıtıyordu. Ama bence sadece siyahı seviyordu çünkü Agâh siyah değildi. Buna emindim. Sadece olması gerekiyordu çünkü oyun oynamayı seviyordu. Ve sonunda kazanmayı daha çok seviyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
ZİRVE ( K. 1 )
Ficção AdolescenteBeyazı siyahtan üstün görürsen çukurdan çıkamazsın. Zirvenin gözü üzerinizde , yükü ise omuzlarınızda! TABULARINIZI YIKIN! AYNI KURGULARI YENİDEN OKUMAKTAN BIKMADINIZ MI? Ensemde hissettiğim ılık nefes, tenimi kırbaçlayan rüzgara ait olmadığını tü...
