6. 'Gitme ne olur!'

322 37 14
                                        

Multi: Aras

Bölüm şarkısı; Kazım Koyuncu : İşte Gidiyorum

"Tis is e ingilizce bat ay anlamıyoring, way bilmiyoring, ar yu anlıyoring?"

Ali'nin ingilizcesini kahkaha atarak dinliyordum. Herkes tatillerde, plajlardayken bizim okulda olmamız yetmiyormuş gibi birde ingilizce yeterlilik sınavına giriyorduk. Neymiş efendim 'Biz okuldan ingilizcesi kötü öğrenci göndermeyiz, adımıza yakışmaz'mış. Hah. Haspam. Eğer sonuçlar kötü olursa derslere ek olarak bir kaç saat daha ingilizce dersi görecektik. Sanki normal zamanlarda yeterince bıktırmıyorlardı.

İngilizcem tabiki 'am, is, are'dan ibaret değildi. Kendimi kurtaracak kadar biliyordum ama konu sınav olunca bir yerden sonra o beni kurtaracak kadar olan ingilizcem bile beni kurtaramıyordu.

Şimdi de sırf kurtulabilmek için sınıfta oturmuş, Ali, Alya ve ben ingilizce çalışmaya çalışıyorduk. Ne yapalım işte. Her öğrenci milleti gibi evde 'aman ne olacak, alt tarafı ingilizce' havasındayken, okulda eteklerimiz tutuşmuştu.

Berk önceki dayısı ve anneannesinin baskısı üzerine küçüklükten beri kurslar gördüğünden onunki sular seller gibiydi. Uzay'ınkini söylemeye gerek yoktu sanırım. Ali'den öğrendiğime göre bir yıl kadar yurtdışında kalmışlardı.

"Nefes istersen ben sana anlatabilirim son konuyu?" Baran'ın gayet ciddi sesi ulaştı kulaklarıma. Ah evet artık o da bizim sınıftaydı.

Okula ilk geldiği zamanlar bizim sınıfta yer olmadığından onu başka bir şubeye almışlardı. Ama sonradan Güneş'in kuzeni bizim okula gelince ailesi o yalnız kalmasın diye Güneş'i kızın sınıfına aldırdılar. Çünkü bizim sınıfta boş yer yoktu. Haliyle Güneş gidince boş yer oluşmuştu. Baran'da bir boşluk doldurmacı olarak hemen araya sıvışmıştı.

"Ben sana son dövüş taktiklerimi anlatmadan uza koçum." Berk tabi ki bana fırsat vermeden hemen lafa benden önce atlamıştı.

"O boyla mı anlatacaksın son dövüş taktiklerini."

Gerçekten bu çocuk kaşınıyordu. Hem abartılacak kadar boy farkları yoktu. Ne yani birazcık uzunsa ne vardı bunda. Hemen araya girdim. "Baran anlatacak son kişi kalsan yanına gelmem. Kes sesini. Berk sende karışma hemen."

Allah'tan ikisi de lafımı dinleyip hemen susmuşlardı. Yoksa gerçekten bir kavga vakası daha kaldıramayacaktı bu ponçik bünyem.

Hocanın sınıfa girmesiyle hepimiz ayaklandık. Uzay tabi ki her zamanki uyuşuk hareketlerindeydi. Hoca bize oturun derken kendisi daha kalkamadığından hiç kalkmamış oluyordu. Bu haline gözlerimi devirdim. Sinsice sırıtıp göz kırptı.

Uzay'ı tabi ki hemen affetmemiştim. Zaten ortada affedilecek bir mevzu da yoktu ya neyse. Ama ben ve o meşhur dayanılmaz triplerim -sadece o kendini kötü hissetsin diye- karşısına çıkınca onun o çok mühim olan havadaki burnu azıcık 'sarsılarak' yerlere inmiş olabilirdi. Evet tabi ki yine kazanan bendim. Dayanamayıp okulda bana özür amaçlı bir sürü damak almış, o gün ki test ödevlerimi kendisi alıp, başkasına da yaptırmış olabilirdi. Tabi ki kendisi yapacak değildi. Zengin olmak bunu gerektirirdi.

Aslında bunların da hiçbirini yapmazdı ama diyorum işte işin içinde ben vardım sonuçta.

Hoca kağıtları dağıtırken bize piçce sırıtıyordu. Tabi bu kendisinin işine yarayacaktı. Ne kadar çok ders o kadar çok para.

Sınav kağıdına göz gezdirirken doğru dürüst hiçbir şey yapamayacağımı anlamam uzun sürmemişti. Uzay kıkırdayınca ona döndüm. 'Ne var?' Manasında başımı salladım. "Yüzünün hali çok komikti." Diye fısıldadı. Hala gülmemek için kendini sıkıyordu. Yüzümü buruşturdum. "Ne yapayım bir şey anlamadım."

Uzaydaki NefesimHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin