"Kim var orada?"
"Eyvah!" Bütün gücümle koşmaya başladım.
"Bu orada bizi tanıyan kız!" Onlar köşeyi döndüğünde arkamı dönüp karşı caddeye geçmiştim.
"Dursana!"
"Evet dur bir şey yapmayacağız!" Geldiğim sokaktan geri koşarken onlar da peşimden geldiler. Zaten çok hızlı koşabilen birisi değildim ve bacağımım daha yeni iyileşmesini hesaba katarsak bana yetişmeleri içten bile değildi.
Hızla sağa saptım başka bir caddeye çıkmıştım. Yan yana duran evlerin olduğu bir caddedeydim. Sağ tarafta bir ara sokak gördüm ve hızlıca oraya girdim. Sokağın sonunda bir ev vardı. Ama ev zeminin daha altında kalıyordu bu yüzden merdivenler koyulmuştu.
Hızla merdivenlerden indim.
"O tarafa gitmemiştir! Şuraya bakalım!" Ben evin yanına indiğimde arkasına geçtim.
Hızla merdivenden inme seslerini duyduğumda artık yakalandığımı anlamıştım.
"Nerdesin bakalım?" Tam evin arkasına doğru geleceklerdi ki birden evin kapısı açıldı.
"Sizi serseriler gene ne istiyorsunuz?!"
"B-Biz..."
"Yetti sizden çektiğim Al! *terlikle vurur* bunu da al! *daha sert vurur*" İkisi de hızla merdivenlerden çıktı. Söylene söylene sokaktan çıkıyorlardı. Yaşlı teyzeyi umursamadan merdivenlerden çıktım. Acele etmezsem onları kaybedecektim.
Sokağın sonuna geldiğimde ikisi de caddenin karşısına geçmişti. Hızla onları takip etmeye başladım. Sürekli konuşuyorlardı ama ben mesafeden dolayı duyamıyordum.
Yaklaşık yarım saattir yürüyorlardı. Ben de saklanarak onları takip ediyordum. En sonunda sahildeki turistik bir semte geldiler. Buranın bu kadar ünlü olmasının sebebi içinde kültürümüze ait her şeyi barındıran bir çarşı olmasıydı. Turistler çarşıya girip çıkarken çok farklı diller konuşuluyordu.
Çarşıya girdiler. Burası çok kalabalıktı ve onları kaybetmemek için büyük çaba sarf ediyordum. En sonunda bir dükkana girdiler. Hediyelik eşya ve bir kaç çeşit lokum satılan bir yerdi. Başka dükkanlarda oyalanıyormuş gibi yapıp o dükkanı seyrediyordum. 20 dakika öylece bekledikten sonra sonunda çıkmayacaklarını anladım. Burası saklandıkları yer olmalıydı.
Yavaşça dükkana yöneldim. Kapının önündeki lokum tezgahına bakarak oyalandım. O sırada dükkan sahibi benimle ilgilenmeye başladı ve içeri davet etti. Ben de o ısrar ettiği için girmiş gibi yaptım ve etrafta dolanmaya başladım. Dükkanın orta kısmında uzun raflı tahtalar vardı ve her rafta eşyalar vardı.
Dikkatlice çevremi seyrettim. Burası küçük bir dükkandı ama içeride kimse yoktu.
"Bir yerlere saklanmış olmalılar..." O sırada gözüm bir yere takıldı. Kör bir nokta vardı. Evet, dükkanın önü tamamen açık olmasına karşın dışarıdan görünmeyen kör bir nokta vardı. Orta kısımlardaki raflar görüş alanını kapatıyordu. Yavaşça oraya gittim.
Dükkanın sağ arka köşesiydi burası. Raflarda ilginç eşyalar vardı. Üç tarafımı çevirmiş raflara bakarken bir işaret arıyordum. Bu çarşıdaki dükkanlar tek sıralıdır. Yani buradan başka odası olamaz. Geriye tek bir seçenek kalıyor...
Hayır bu fantastik bir roman değil? Bir yerlerde gizli bir geçit mi arıyorum? Hadi ama saçmalama...
Ama...
Denemekten zarar gelmez değil mi?
Nesneleri incelerken aradığım şey oldukça belirsizdi.
"Eğer bir şey varsa onları simgeleyen bir şey olmalı... ne olabilir, ne olabilir..." Nesneleri inceliyordum. Eski bir vazo, koyu yeşil iri taşlı bir tespih, semtin isminin yazdığı buzdolabı magnetleri, bir osmanlı fesi, yine semtin isminin yazdığı krilentler, bir müzik kutusu, tahta kapaklı defter...
Dur bir dakika? Ne?
Bir müzik kutusu?
Bu bizim kültürümüze ait değil. Bu dükkanlar turisler için ve bizim kültürümüzden şeyleri satarlar ve nereden bakarsan bak bu müzik kutusu buraya ait değil.
Alttan dördüncü raftaki kutuya uzanmak için hafifçe çömeldim. Üzerinde bir gül işlemesi vardı. Bütün yapraklarıyla açılmış bir güldü.
"Bu olmalı..."
"Yakaladım." Duyduğum sesle irkildim. Tavandan bir şey atladı ve hemen arkama indi.
Ayağa kalktığım anda arkadan sarıldı ve kollarımı tuttu. Elini ağzıma koyduğunda kaçmak için bütün gcümle uğraşıyordum. Kollarından kurtulamayacağım kadar güçlüydü. Dizine sert bir tekme attım. Hafifçe inleyince ikimizi de duvara doğru itmeye çalıştım, dengesini kaybettirip düşürmeyi planlıyordum. Ayağının arkasına ayağımı koydum ve çektim. Dengesini kaybetti ve neredeyse yere düşecekti. Son anda tek eliyle raflara tutundu. Ben tam diğer elinden de kurtulacaktım ki doğrulup duvara doğru itti ve arkadan ellerimi yakaladı.
"Çabuk getir. Bu zor çıktı!"
"Tamam!" Birden ağzıma ve burnuma bir bez baştırdı. Nefesimi içime çektiğimde bir kimyasal koktuğunu anlayabildim. Aniden görüşün bulanıklaşmaya başladı.
"Sonunda yakalayabildik." Ellerimi gevşettiğinde sesler ve görüntüler solmuştu. Dizlerim daha fazla ağırlığımı taşıyamazken bilincimi kaybettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Laru Stories
FanfictionD Gray Man Fanfic. Birbirinden bağımsız LavixOC(Teru) hikayeleri
