Hava iyice kararmasına rağmen Teru hala otele dönmemişti. Lavi otelin lobisinde sürekli bir kapıya bir pencereye bakıyordu. Sonunda yorularak kendini koltuklardan birine attı. Lobideki görevliler onu endişeyle izliyordu, onlarda ne yapacaklarını bilememişlerdi. Lavi endişeyle aklına bir sürü kötü senaryo getirmeye başladı. Ya kaybolduysa? Ya Road geri dönüp onu yakaladıysa? Ya akumalar onu yakaladıysa? Ya Lavi'yi arkada bırakıp şehirden ayrıldıysa?Lavi düşünceler içinde saçlarını karıştırırken birden otelin kapısının açıldığını duydu. Hızla ayağa kalkıp gelene baktı. Evet sonunda Teru gelmişti. Lavi'ye ufak bir bakış attıktan sonra bakışlarını uzaklara kaçırdı. Lavi ellerini yüzüne koyup kendine gelmeye çalışıyordu.
"Çok şükür..." Teru ona geri döndüğü için neredeyse ağlayacaktı. Koşup aniden Teru'ya sarıldı.
"Hey du-"
"Sana bir şey oldu diye çok endişelendim. N'olur bir daha böyle bir şey yapma. Lütfen Teru lütfen..İstediğin kadar bağır, vur, kır ama beni bir daha terketme." Sesindeki acıklı ton Teru'yu afallatmıştı. Öyle ki bir an ne yapacağını şaşırmıştı. Gözlerini kapatıp başınıona sarılmakta olan Lavi'nin omzuna koydu.
"Ben iyiyim. Sorun yok." Lavi gözünü sildikten sonra geri çekildi, sonra elleriyle Teru'nun kollarını tuttu.
"Buz gibisin. Dışarısı soğuk olmalı. Gel seni odana götüreyim." Lavi Teru'nun elini sıkıca kavrayıp onu merdivenlere sürüklemeye başladı.
"H-Hey iyiyim dedim."
"Soğuğa karşı zayıfsın. Hep böyleydin." Odanın önüne geldiğinde anahtarla kapıyı açtı. Teru'yu elinden tutup içeri çekti. Hızla yatağa yönelip örtüyü açtı. Elinde sürüklediği Teru'yu yatağa oturttu.
"Hadi uyu."
"Kendi başımın çaresine bakabilirim." Teru ayaklarını yatağa uzattığında Lavi üstünü örttü. Gerçekten çok üşümüştü özellikle giydiği elbise yüzünden kolları ve bacakları adeta donmuştu. Hava bu kadar soğuk olmas abelki de bütün gece dışarda kalacaktı. Boynuna kadar gelen örtüye şükrederek başını yastığa koydu. Lavi de yatağın kenarına oturmuş onu izliyordu.
"Ne zaman gideceksin."
"Hiç bir zaman." Teru Lavi'ye dik dik baktığında Lavi güldü.
"Uyumanı bekleyeceğim."
"Buna gerek yok."
"Var. Hatta ben..." parmağıyla yatağın örtüsünde daireler çiziyordu ve bakışlarını Teru'nun yastığının boş tarafına dikmişti. "Ben burda kalmak isterim."
"Yok daha neler!" Teru aniden doğrulmaya çalışınca Lavi onu omuzlarından tutup geri yatırdı.
"Tamam tamam sakin ol. Gerçekten odama gideceğim. Söz veriyorum." Teru içi rahatlamış bir şekilde tekrar başını yastığa gömdü. Bir süre karşısına bakarak durdu. Hemen yanında Lavi oturup onu izlerken bir türlü uyuyamıyordu. Diğer tarafa dönüp yatağın en ucuna kadar ilerledi. Şimdi biraz daha rahat hissediyordu. Hiç değilse yüzü Lavi'nin bakış açısından çıkmıştı. Lavi birden yanına uzandı. Tek kolunu başına destek yaparak uzanmış Teru'nun hemen arkasında duruyordu.
"Hey!"
"Uyuduğunda gideceğim dedim ya!" Teru çok rahatsız edici bir durumun ortasındaydı. Yatakta Lavi'nin ağırlığını hissetmesi kalbinin daha hızlı atmasına sebep oluyordu. Kanı bu kadar hızlı akarken uyuyabileceğinden emin değildi. Birden Lavi'nin elini saçlarında hissetmesiyle irkildi. Lavi sevgi ve özlemle baktığı sevgilisinin saçlarını okşuyordu. Hafif, narince dokunuşlarla, sanki onu daha fazla incitmek istemediğini göstermek istermiş gibi. Parmakları Teru'nun saçlarının arasında gezinirken içine inanılmaz bir huzur dolmuştu. Aniden onu tekrar sarıp bırakmamak istedi. Dünyada mutlu olmayı en çok hakeden insanın yanındaydı, ona bakıyordu, saçlarına dokunuyordu, nefes aldığını duyuyordu ama nedense ona bir türlü ulaşamıyordu. Nedense Teru'nun kalp atışları yavaşlamıştı. İçine yavaş yavaş dolan bu huzur hissi çok uzun zamandır hasretini duyduğu bir şeydi. Birinin sevgiyle saçlarına dokunmasının üstünden ne kadar geçmişti? Saçları okşanmayalı, biri onu yatağa yatırmayalı ne kadar olmuştu? Çok uzun zamandır ilk defa rahatladığını hissetti. Sadece bedeninin her bir kası rahatlamamıştı aynı zamanda kalbi de rahatlamıştı. Öyle ki Kara Emir'e kabul edildiğinde bile böylesine rahatlayamamıştı. Bu huzur hissi ruhunu buram buram sararken kendini tatlı bir uykuya doğru bıraktı.
Teru'nun nefes alış verişi düzenli bir hal aldığında Lavi onun uyuduğunu anladı. Ona biraz daha yaklaştı. Başını hemen onunkisinin arkasına koydu ve kolunu Teru'nun beline sardı. Bir yandan saçlarının kokusunu alırken bir yandan da onu kollarının altına tutumanın verdiği tatmin hissi bedenine yayıldı. Şu an gerçekten mutluydu. Zihnini ve bedenini aynı anda saran bu huzurlu mutluluk uzun zamandır aç olduğu bir şeydi. Bütün gece bu şekilde kalmak istemesine rağmen kalkmak zorunda olduğu gerçeği sinirlerini bozuyordu. Teru'nun saçlarına uzun bir öpücük kondurup doğruldu. İçindeki kalma isteğine rağmen kalkmıştı çünkü artık verdiği sözleri bozmak istemiyordu. Artık Teru'nun güvenini boşa çıkarmak istemiyordu.
Teru'nun uykuyla ağırlaşmış gözlerine baktı. Normalde pek farkedilmeyen uzun kirpikleri, gözlerini kapattığında iyice belirginleşmişti. Saçları hafifçe yastığa dağılmış, elleri de hemen yüzünün hizasında birleştirilmişti.
Lavi'nin bir kolu hala Teru'nun sırtının olduğu tarafa dayanmıştı. Kendini tutamayarak diğer kolunu da Teru'nun diğer tarafına yerleştirdi. Şimdi onu kollarının arasına almıştı. Adeta büyülenerek hafifçe yaklaştı, gözleri Teru'nun dudaklarına kaydı. Hafifiçe aralanmış dolgun, pembe dudakları çocukluk anılarında pek yer etmiyordu ama sık sık kendini hayal ederken bulduğu, onda merak ve istek uyandıran bir şeydi. Kendini hayal etmekten ve istemekten alıkoyamıyordu. Daha fazla yaklaşıp aradaki mesafeyi kapatmak istiyordu. Kendini böyle engellemek zorunda olmaktan içindeki o boğucu sesin bunlar her zaman hayal olarak kalacak demesinden nefret ediyordu.
Biraz daha yaklaştı. Gözleri teninin her bir noktasında geziyordu. Bembeyaz tenini süsleyen çilleri hala duruyordu ama eskisinden çok daha solgundular. Yanağındaki ufak doğum lekesi ve yanında bulunan beni gördüğünde gülümsemesine engel olamadı. Onunla ilgili unutamadığı şeylerden biriydi. Diğer çocuklar bazen ona bu konuda takılsa da Lavi her zaman o lekenin yanağında çok tatlı durduğunu düşünmüştü. Teru'nun gülümsemesini daha da güzelleştiren o lekeyi hep öpmek istemişti. Gözleri Teru'nun boynuna kaydı. Yüzünden çok daha açık bir beyazlıkta tertemiz bir tene sahipti. Omzundan boynuna doğru uzanan hafif çıkık köprücük kemikleri güzelliğine güzellik katıyordu. Lavi'nin bakışları tekrar Teru'nun dudaklarına kaydığında içindeki istek inanılmaz artmıştı. Artık hayal kurmak istemiyordu özellikle sevdiği kadın karşısında masum ve davetkar bir şekilde uzanırken öylece çekip gitmek istemiyordu. Adeta nefes alamıyordu. Tek düşündüğü Teru'ya biraz daha yaklaşmaktı.
Kendini toplayarak başını eğdi. Bunu yapamazdı. Teru'nun ona kızgın olduğunu bilmesine rağmen bencilce bir şekilde onun duygularını görmezden gelerek böyle bir şeyi yapmasına imkan yoktu. Derin bir nefes alıp tamamen doğruldu. Az önce düşündüğü bütün şeyler aklından tekrar geçince ellerini yüzüne kapattı. Yüzü ateş gibi yanıyordu. Kendine hakim olup geriye çekilebildiği için minnettardı. Ellerini yüzünden çekip tekrar Teru'ya baktı. Yüzünde son kez bakışlarını gezdirirken derin bir iç çekti. Ayağa kalktı ve odadan çıkmaya hazırlandı.
"Tatlı rüyalar gökyüzüm."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Laru Stories
ФанфикшнD Gray Man Fanfic. Birbirinden bağımsız LavixOC(Teru) hikayeleri
