Darned's Tail (3)

19 5 69
                                        

 Sıcak. Evet bütün vücudumu saran bir sıcaklığı hissediyordum. Tek  tek, her hücremde, her parçamda. Sanki yavaş yavaş yanıyordum. 

  Yüzümün önünde o canavarın yüzü belirdi. Korkunç bir şekilde kükredikten sonra keskin dişlerini kafama geçirdi. Oluk oluk kan akarken  kolumu kopardı, sonra da bir bacağımı. Keskin acı vücuduma yayılırken çığlıklar atıp ağlıyordum.

"Bırak beni! Hayır!" Nefes nefese gözlerimi açtım. Tahta tavana bakıyordum. Hayretle çevreme baktım, olanları idrak edememiştim.

  Kapıdan koşarak bir kadın girdi. Beni gördükten sonra güldü ve tekrar koridora döndü. 

"Avcı-sama uyandı!" Odaya bir sürü kadın doluştu ve bazı adamlar. Bazıları beyaz kıyafetliydi. Hemşire ve doktor olduklarını yeni anladım.

"Avcı-sama iyi misiniz?!" 

"N-Ne oluyor burda? Canavara ne oldu?" Herkes bakışlarını kaçırdı.

"Canavar kaçtı." Şaşkınlıkla gözlerimi açtım. Yavaş yavaş hatırlamaya başlıyordum.

"Ve kızı da aldı..." Öfkeyle bakışlarımı yere indirdim. O sırada bir kadınla adam odaya girdi.

"Sonunda uyanmışsınız çok endişelendik!"

"Kaçırılan bizim kızımızdı...lütfe-"

"Hala konuşuyor musunuz!? Herkesi ne olursa olsun evden çıkmaması için uyarmıştım! Üstelik yaptığınıza ne demeli?! Neden bana canavarın bu kadar büyük olduğunu söylemediniz?!"

"Lütfen Avcı-sama çok özür dileriz!" Dizlerini yere koydular ve başlarını bana doğru eğdiler.

"Senin yardımına ihtiyacımız var!" Herkes yere çöküp lütfen diyordu. Sinir geçmişti sakince kalkmalarını söyledim.

"Bana neden yalan söylediniz?"

"Canavarın ne kadar büyûk olduğunu duyarsanız vaz geçersiniz diye korktuk." 

"Asla kaçmazdım... Herneyse olan oldu artık. Ben ne kadardır uyuyorum."

"Bir hafta."

"Ne?! Sadece 3 hafta kalmış lanet olsun!" Yorganı kaldırdım. Ayağa kalkacakken ayağımın alçıda olduğunu fark ettim.

"Bacağınız ve 3 kaburga kemiğiniz kırıldı. Ayrıca vücudunuzun bazı yerlerinde çürük ve zedelenmeler var." Dişlerimi sıktım. Başka çarem kalmamıştı.

"Eşyalarımı getirir misiniz?"

"Tabi ki." Kısa bir süre sonra şehrin valisi ve doktorlar hariç herkes odadan gitmişti ve eşyalarımın olduğu çantayla kılıcım önümde duruyordu. 

   Hızlar içini karıştırdım. İçerisinde şifalı bitkiler olan küçük şişeler çıkarmaya başladım. Bazıları oldukça iğrençti ama bunlar büyü yapmaya yarayan etkili parçalardı.

"Avcı-sama bunlarla ne yapacaksınız?"

"Bir iksir."

"İksir mi?"

"Evet. Ben aynı zamanda büyü yapabiliyorum."

"Vay canına Avcı-sama harika!" Herkes beni öven cümleler sarf ediyordu. 

"Bir ocağa ihtiyacım var."

"Tabi! Hem labaratuvarda hem de yemekhanede bulabilirsiniz."

  Bir saat sonra yemekhanede ocağa eski bakır tenceremi koydum ve su ısıtmaya başladım. 

  Su kaynadıktan sonra yavaş yavaş malzemeleri katmaya başladım.

"Meyan kökü."

"Karahinibağa tohumu."

"Devedikeni."

"Kaktüs suyu."

"Yuan tohumu.

"Nilüfer kökü."

"Kurutulmuş tavşan iliği."

"Iııy. Bunu taşıdığınıza inanamıyorum."

"Bunları ben toplamadım. Aslında tavşanları çok severim. Gerçi bunlar ölü tavşanlardan alınıyor." Malzemelerin geri kalanını izleyenlerin iyiliği için söylemedim.

"Son olarak..." Belimdeki kemerde asılı bıçağı çıkarıp avucumun içine küçük bir kesik attım.

"...büyücü kanı." Damlalar tenceredeki suya düşünce birden koyu yeşil bir duman çıktı.

"B-Bu gerekli mi?"

"İksir olması için büyücü kanı gerekir. Yoksa şifalı bir içecek olmaktan öteye gidemez."

  Kaynayan tencerenin altını kapattım ve son bir kere karıştırdım. Bir bardağa koydum. Zaten hemen hemen bu kadar iksir vardı. Soğumasını bekledikten sonra içtim.

"Tadı nasıldı?" Ağzımı silerken güldüm.

"İğrençti."

***

Odanın kapısı tıklandı.

"Girin." Bir doktor içeri girdi. Yanında da bir hemşire vardı.

"Günlük kontrolünüz için geldim."

"Artık gerek olmadığını kaç kere söyleyeceğim."

"Doğru söylüyorsunuz ama sizin sağlığınızdan ben sorumluyum. 2 buçuk haftada o kadar kırığın nasıl iyileştiğine hayret ediyorum."

"Büyünün gücü diyelim." 3 gün içinde tekrar dolunay çıkacaktı. O canavarla tekrar yüzleşecektim ve bu sefer hiç bir şekilde vaz geçmeyecektim. Bu keskin bir meydan okukaydı. Sıradaki dövüşte mutlaka ikimizden biri ölecekti.

  Ertesi gün tüm halkı meydana toplamalarını söyledim. Bu sefer kesinlikle yanlış istemiyordum. 

"Size söz verdiğim gibi ikinci defa canavarı durdurmayı deneyeceğim. Bu seferki dövüşte ölmem gerekse bile sonuna kadar direneceğim. Bu yüzden sizden sadece tek bir şey istiyorum. Biz dövüşürken evlerinizden çıkmayın! Evinizin çatısı da uçsa, kızınız da kaçırılsa evlerinizden çıkmayacaksınız!" Konuşmamı yaptıktan sonra odama döndüm. Yarın için bütün ekipmanlarımı kontrol ettim. Artık heyecanlandığım kadar kızgındım da.

***

  Dolunay muhteşem güzelliğiyle gökyüzünde parlarken bir ay önce dövûştüğümüz meydanda bekliyordum. Bu sefer saklanmıyordum. Doğrudan dövûşecektim ve o canavar benim ölümü ezmediği sûrece bu köyden bir kız daha alamayacaktı.

  Uzaktan gelen uluma sesiyle kaşlarımı çattım. Sonra gözlerimi kapattım. Koşarak gelen dev adımları adeta tenimde hissediyordum. Hızıyla oluşan rüzgar yüzüme çarpıyordu.

  Bu sefer daha yakından bir uluma sesi geldi. Gözlerimi açtım. Kılıcımı çekip pozisyonumu aldım.

  Canavar silütei karşı sokakta yavaşladı ve meydana adım attı. Bütün heybetiyle karşımda duruyordu.

"Bu sefer o kadar kolay olmayacak."

Laru StoriesHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin