26 - Yalan II

23.5K 1.6K 532
                                        

Yiğit tam 4.30'da Kahve Dünyası'nın önündeydi. Boynundaki siyah boyunluğu burnuna kadar çekmişti ve iri gözleri onu dışarıdan bakınca fazla sevimli yapıyordu. Hele ki kıvırcık saçları ve allanan yanakları...

Bu konuda herkesle aynı fikirde olan biri vardı. Kahve Dünyası'nın girişini biraz daha ilerden gözetliyordu. Nerde kalmıştı Berkay ve Deniz? Sinirle iç geçirip kapının önüne yürüdü. Uzaktan Yiğit'i kestiği yetmişti.

Yiğit Yusuf'u gördüğünde hızla bakışlarını yere indirdi. Onu görmek ya da onunla konuşmak istemiyordu. Bu sadece acıtıcıydı. Gururu ayakları altında ezilirken resmen çatırdamıştı ve sonucunda bir şey kazanmamakla birlikte çok yakın bir arkadaşını kaybetmişti. Şimdi onu gördükçe çıldıracak gibi oluyordu.

Hele ki Gül'le Yusuf'un birlikte olduğu düşüncesi Yiğit'in kulaklarından buhar çıkıyormuş gibi hissetmesine sebep oluyordu. İkisini yan yana hayâl edince yine o tanıdık kuruluk boğazına yerleşti ve gözleri yuvalarında bir tur attı. Eli cebine gitti, telefonunu çıkarıp Deniz'i aradı. Bekledi... Bekledi... O telefon açılmadı.

Sonra sinirle dişlerini sıkarak Berkay'ı aradı. Berkay'ın telefonu ise meşgul çalıyordu. Dişlerini öyle bir gıcırdattı ki, Yusuf başını kaldırıp ona baktı. Bunu hissetse de dönüp bakmadı. "Açmıyorlar, değil mi?" diye mırıldandı Yusuf. Yiğit cevap vermek yerine ona bakmadan başıyla onaylamakla yetindi. "Biliyordum. Biz buluşalım diye yaptılar."

Yiğit kalbi hızla teklerken birkaç gün sonra, sonunda yine konuştukları için garip hissediyordu. Henüz kendi bile kabullenememişken Yusuf'a açılmıştı. Ya da Yusuf açılmasını sağlamıştı... Herneyse. Bu Yiğit'e ağır gelmişti. "Eve dönüyorum." dedi Yiğit düz bir sesle ve hızla arkasını dönüp yürümeye başladı.

Üç adım, buruşan dudaklar. Yedi adım, gözden düşen ilk damla. On bir adım ve kolundan tutup kendine çeviren bir siluet. Tanıdık koku burnuna çarparken kendini çeviren kol boynunu sarıp Yiğit'in yüzünü karşısındaki bedene bağladı. Yiğit iyice kendini kaybedip sümüklerini yeme kıvamına gelirken Yusuf iç geçirdi.

"Özür dilerim." Yiğit iki kolunu Yusuf'a dolarken hırsla dişlerini çocuğun montuna geçirdi. Bunu neden yaptığını bile bilmiyordu. Yusuf da hissetmemişti zaten.

Sonunda ne yapıyorum diye düşünüp çekti kendini Yusuf'un kolları arasından. "Gül az mı geldi?" dedi çatık kaşlarla kollarını göğsünde birleştirerek. Gözlerinde yaşlar hâlâ durduğu hâlde en sinirli ifadesiyle kendine bakan Yiğit'e dikti Yusuf gözlerini. Bir çocuğun ruh hâli nasıl bu kadar hızlı değişirdi ki?

"Gül mü? O da kim?" diye mırıldandı Yusuf dudaklarında ufak bir tebessümle. Yiğit gözlerini iriltti.

"Yanına gitmedin mi?" Yusuf başını hafifçe iki yana salladı.

"Gül umrumda değil. Aklımın kıyısından bile geçmiyor. Birkaç gündür kalbime oturan, zihnimi meşgul eden biri var." Kalbi tekledi Yiğit'in. İstemsizce geriye bir adım attı.

"N-ne?"

"Yiğit bunca zaman senin nasıl hissettiğinin bilincinde olarak seninle arkadaş kaldım. Hâlâ bunu yapabilirim. Senden uzak kalmak hoşuma gitmiyor. Seni yanımda istiyorum." Yiğit'in boğazına bir yumru oturdu. Tekrar geriye bir adım attı. Bu sefer Yusuf'un gözünden kaçmadı. Ama yapabileceği bir şey yoktu. Yusuf istemediği gibi davranamazdı. Yiğit'i bunca zaman birlikte her şeyi konuşabildiği arkadaşı olarak görmüş, öyle sevmişti. Bazen dalgasına olmak üzere kız kavgaları bile yapmışlardı. Şimdi dönüp ona romantik davranamazdı. Tamam, o da Yiğit'e Berkay'a baktığı gözle bakmıyordu. Yiğit farklıydı onun için. Ama bunu yapabilecekmiş gibi hissetmiyordu. Yiğit dindar bir ailenin oğluydu. Ailesi yanında değildi ve ona sahip çıktıkları söylenemezdi ama aralarında bir şey olsa ve bu yayılıp ailesinin kulağına gitse, Yiğit biterdi. Yiğit biterse Yusuf bir daha asla toparlanamazdı.

"Arkadaş? Eskisi gibi mi?" diye mırıldandı Yiğit. Yusuf başıyla onayladığında Yiğit bir an yutkunamayacak sandı. Boğazının tam ortasında, soluk borusunu deşerken cüssesiyle içeriyi tıkayıp ağırlaştıran bir şey vardı. Yiğit gerçekten yutkunamıyordu. O kadar kötü hissetti ki bedeni üşüdüğünü unuttu ve titremeyi bıraktı.

"Eskisi gibi." dedi Yusuf Yiğit'in verdiği iç savaşı farkına varırken. Kural 1. Ne olursa olsun Yiğit hislerimi bilmeyecek yoksa sarışını kucağımdan kimse alamaz, ben dahil. Bu üzüntüden boğulsa bile böyle kalacak. Hem ne kadar üzülebilirdi ki? Altı üstü Yusuf gibi bir ezik ona istediğinden biraz daha farklı bir tavırla yaklaşacaktı. En azından Yusuf böyle düşünüyordu. Yiğit'e kalsa Yiğit dünyanın en güzel cennetinden mahrum bırakılmıştı.

"İstemiyorum." Yusuf o an beyninden vurulmuşa döndü. Sarışın çatık kaşlarla gözlerini ona dikmiş, kaşlarını çatabildiği kadar çatmıştı. "Senin arkadaşlığını istemiyorum. Bu çok rahatsız edici. Ben seni seviyorum, senin arkadaşlığını, iyi niyetini kullanan kişi konumuna düşmek istemiyorum. Dahası, senin arkadaşlığın ilgi alanımda değil." Yusuf şaşkınlıkla araladı dudaklarını. Bunu beklemiyordu. Yiğit baş kaldırıyordu.

"Ama sevgili-"

"Biliyorum, istemiyorsun. Zaten sen beni sevmiyorken ben seninle sevgili olmam. O kadar da ezik değilim. Sen de dünyadaki son insan değilsin. Ne yaparsan yap artık, benim için öldün."

"Ne dedim ki ben şimdi?" dedi Yusuf kocaman gözlerle. Yiğit ise ne yaptığını iyi biliyordu.

"Sen bir şey yapmadın. Ama ben seninle arkadaş olamam. Bu benim prensiplerime ters." Yusuf şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı. "Ben de bu yüzden seni kafamda öldürüyorum. Artık Yusuf diye biri yok." Arkasını döndüğü an gülümsedi.

Hayır, onu zorla sevgilisi yapmaya falan çalışmıyordu. Sadece o an aklına bir şey gelmişti.

"Ben onlar gibi olamam. Düşüncesi bile beni nasıl ürkütüyor, bir ben biliyorum. Ben o kadar cesur değilim. Yaşadığımız çevreyi farkına var. İnsanlar bu çekimi hissettiği an..."

Evet... Tam olarak bu çekim. Eğer Yusuf kendinden hoşlanmıyor olsaydı bir çekim olmazdı ve böyle bir konuşma yapma gereği duymazdı. Yusuf hisleri olduğuna itiraz etmek zorunda değildi. Bir şey söylemek zorunda bile değildi ama kendi isteğiyle konuyu açıp hislerinin olduğunu imaladı, sevgili olma ihtimallerini tartıp çevrenin tepkisinden korktu. Yusuf onu hayal ediyordu. Ben onlar gibi olamam. Düşüncesi bile beni nasıl ürkütüyor... Düşünmüştü. Ben o kadar cesur değilim. İnsanlar arzuladıkları şey için yeterince cesur olmadıklarında sitem etmezler mi? Bu da bir sitemdi sonuçta? Yaşadığımız çevreyi farkına var. Yusuf bunu da daha önce düşünmüştü. Yusuf insanların onlara nasıl bakacağını sorgulamıştı.

Bunlar Yiğit'in daha önce küsken tarttığı ihtimallerdi. Kesinliği yoktu. O bunları düşünüp mümkün olmadığında ısrar etmişti. Umutlanmak istememişti.

Kalbime oturan biri var. Kalbine oturmak? İnsanlar genelde içime oturdu demez miydi? Kalbine oturmak işin daha farklı bir boyutu sayılamaz mıydı? Hem Yusuf ve Berkay daha önce çok tartışmıştı ve Yusuf hiçbir seferinde Berkay'ı sallamamıştı. Ama birkaç gündür Yusuf'un suratı beş karıştı.

Dahası da var. Yiğit'in söylediği şeyde doğruluk payı da vardı. Arkadaş olmak istemiyordu. Yusuf'un arkadaşlığı onun için eziyet gibiydi. Yusuf bir kıza asıldığı an elinden almak için kızlara asılmaya çalışıyordu. Kendisinin Yusuf'tan yakışıklı olduğu tartışılamazdı bile ve bunu genelde bu yönde kullanıyordu.

"Hey, Yiğit!" Yiğit sessizce yürümeye devam etti. "Aptallık ediyorsun!"

"Seni tanımıyorum!" diye seslendi ardına doğru Yiğit. Gülümsemesiyle birlikte gözünden yeni bir yaş yuvarlandı. O konuşmayı yapmak yeterince zor olmuştu. Şimdi Yusuf ikna olana dek ondan uzak kalmak zorundaydı. Umuyordu, işe yarayacaktı. Yoksa boşu boşuna Yusuf'tan kopmuş olacaktı. Umuyordu, Yusuf gerçekten onu seviyor olmalıydı.

Esmer (Gay)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin