23. Bölüm

3.1K 200 12
                                        

''(Namazda imam yanıldığında) tesbîh (='subhânallah' demek) erkekler içindir. El çırpmak** ise kadınlar içindir.''

Hz. Muhammed (s.a.v)*

______________ _ _ _


Ilık hava herkesi dışarı çıkarmıştı. Onlardan biri olan Rumeysa, evlerinin önünde kahverengi feracesini giymiş halde oturuyordu. Geniş başörtüsü omuzlarını örtüyordu. Her ne kadar yuvalarına giren-çıkan belirli ve haberli olsa da, gündüz vakti olduğundan dış giysisiz içi rahat etmemişti.

Çimenlerin üstündeki büyük kilimin ortasında, serili kare masa örtüsünü dizlerine çekmiş haldeydi. Önündeki üç kocaman mavi leğenden mis gibi gül kokuları geliyordu. Biraz önce kayınvalidesiyle kendi bahçelerinden toplamışlardı. Rumeysa'nın ablası dahil, aile içi talep aşırı çoktu. Bu yüzden bu sene gül fidanlarını eskisinden fazla dikmişlerdi.

Cuma vaktini, her zamanki gibi komşularıyla birlikte Kur'an-ı Kerim okuyarak geçirmişti. Gerekli uzunlukta sohbet etmeyi de ihmal etmemişti. Bugünün konusu; evde yapılan israftı. Misafirlerin dağılmasının ardından ana-kız, namazlarını ikâme etmiş ve sonra da el birliğiyle reçel işine girişmişti.

Rumeysa, derin nefes aldı. İçine çektiği gül kokusuyla kalbinin temizlenmesini istedi. Her şey kalpte bitiyordu. Kararmışlardan olmamak adına dua etti. İçindeki huzurdan dolayı da şükretmeyi unutmadı. Artık çalışmaya başlama zamanıydı.

Gül reçeli ve gül suyu için kokulu pembe yapraklar temizlenecek, her türlü hayvandan ve pislikten arındırılacaktı. Besmele çekti, solundaki leğenden aldıklarını inceleyerek sağındaki boş leğene koydu. İşi bittiğinde kayınvalidesiyle yıkayacaktı. Geri kalan büyük işleri ise yaşlı kadın kendisi halledecekti. Reçelin kıvamını en güzel ihtiyar Fadime biliyordu. Şimdilik içeride tesbihata dalmış halde gelininin haber vermesini bekliyordu.

Bahçe duvarın önündeki uzun ağaçların yaprakları, ılık esen rüzgârda sallanıyordu. Dış kapının açılma sesi duyuldu. Huzur veren yeşilliklerle çevrili bahçedeki kadının başı yukarı kalktı. Beklenilen  gelmiş, güzelin gönlündeki mutluluk dudaklarına yansımıştı.

Kocaman gülümsemeden edemeyen Rumeysa, kocasının kapıyı kapatmasının ardından usul usul gelişini izledi. Aksayarak yürüyordu ama ikisi için de en önemsiz konu buydu. Sonunda yanına varan sevdası selam verdi. Mehmed, layıkıyla selamını alan eşine eğildi. Kimsenin olmamasını fırsat bilip önce sağ yanağını, ardından alnını öptü. İş üzerinde olan karısının karşısına besmele çekerek oturdu. Belki birazdan kilime uzanırdı. Cuma günleri dükkâna gitmezdi. Bu yüzden yastığı kenarda hazır şekilde onu bekliyordu.

''Cuma şerifleriniz hayrolsun, Karanfil'im.''

Rumeysa, sevdiğinin resmi seslenişine neşeyle güldü. Başını leğene indirirken dudağını ısırdı. Bekletmedi, onu izleyen kahverengileri cevapladı.

''Allah razı olsun, sizin de hayrolsun, Karanfil'im.''

Güzel manzaranın keyfini çıkartan Mehmed, daha fazla ses etmedi. Yüzündeki mutlulukla seyre daldı. Huzur buydu: Cemaatle ikâme ederek Yaradan'ın kapısına vardığı namaz, iş yapmayarak camide Kur'an-ı Kerim'le geçirdiği mübârek Cuma vakti ve güzeller güzeli, güler yüzlü Rumeysa...

Beklenildiğini  bilmek...

Geldiğinde  mutlu olan ev ahalisi...

Rabb'ine şükretti. İnce parmakların arasındaki kahverengi böceği fark etmesiyle irkildi. Karısı, olağan bir şeymiş gibi hayvanı çimlere salmasının ardından yaprakları temizlemeye geri dönmüştü. Ağzı şaşkınlıkla açılan Mehmed, bir o kadar şaşkın sesle sordu.

RumeysaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin