6. Bölüm (Mehmed)

6.5K 353 30
                                        

''Zina eden kimse, zina ederken, Mümin olarak zina etmez. Hırsızlık yapan kimse, hırsızlık yaparken, Mümin olarak hırsızlık yapmaz. İçki içen kimse de, içki içerken, Mümin olarak içmez.''

Hz. Muhammed (s.a.v)*

______________ _ _ _


''Niçin küçülüyor eşya uzakta?

Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?

Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?

Sonum varmış, onu öğrensem asıl?''

Bugün akşam dörtte sahibine verilecek pantolonun son ütüsünü yaparken, Necip Fazıl'ın kendi sesinden okuduğu 'Çile' adlı şiiri dinliyorum. Üstad, yazdığı dizelerle, hidayete ermeden önceki çektiği fikir çilesini öyle çarpıcı anlatmış ki, her dinlediğimde, her okuyuşumda aynı acıyı hissediyorum.

Çift çizgi yapmamaya özen gösterirken, içimdeki heyecan beni rahat bırakmıyor. Bugün günlerden pazartesi. Arif amca kızını kursa bırakmaya gitti. Hafta sonu ailesiyle evlilik mevzusunu konuşacağını, kurstan dönüşte de iş yerime gelerek son durumu bana bildireceğini söylemişti.

Umut etmemeliyim ama engel olamıyorum. Günahsız, Allah'ın sevdiği şekilde, helal çerçevesinde sevdiğim kızla evlenebilecek olabilme olasılığı bile kalbimi mutlulukla dolduruyor. Topallığımı, eğitimsizliğimi ve zengin olmadığımı dahi unutuyorum. Bu kadar çok umutlanma, onun gibi birini sana vererek ziyan etmezler,  diye kendimi uyarsam da, yüreğim söz dinlemiyor işte.

Cuma günü olanları hatırlıyorum istemsizce. Utançla yutkunuyorum. Helalim değil o benim. Yüzünü aklıma getirmemeliyim, düşünmemeliyim. Nefsim için değil, Allah için sevmeliyim onu.

Şiir bitmeden sesi kısılıyor. Ütüyü yerine koyuyorum, adımla çağıran gencin durduğu merdivenlere başımı çeviriyorum. Demir korkuluklara elini koymuş şekilde gülümsüyor. Ne olduğunu anlıyorum, kalbim hızlanıyor. Yine de soruyorum.

''Ne oldu Hasan?''

''Arif amca geldi, yukarıda. İki tane çay söyledim Sinan'a.''

Başımı sallıyorum. Aklıma müşterimin pantolonu geliyor, böyle sorumsuzca bırakamam. Üç senedir yanımda çalışan gence geri kalan işi emanet ederek basamaklara ilerliyorum. ''Hadi hayrolsun abi,''  diyerek omzumu patpatlıyor, samimi niyetle yukarı yolluyor beni.

Hayrolsun Hasan, hayrolsun... Bu kadar bekledim, Rabbim sonumuzu hayretsin...

Yıllar önce, rahmetli dedeme tüpçü arkadaşının reklam hediyesi olarak verdiği eski beyaz saat, sabah dokuzu çeyrek geçiyor gösteriyor. Arkası dönük adamın sırtına bakıyorum. Normalde dik durur ama sanki biraz çökmüş gibi. Belki de olumsuz yanıt verdiler diye düşünüyorum. Varsayımımla boşuna kendime eziyet ettiğimi biliyorum ama yine de, Rumeysa'yla evlenmek öyle imkânsız ve öyle yakın geliyor ki...

Beraber kurduğumuz bir yuva... İşten geldiğimde gülümseyen yüzüyle karşılandığım huzurlu bir ev... Aynı sofrayı paylaştığımız anlar... Harama bulaşmadan doyasıya seyrettiğim güzel yüzü... Beraber yaptığımız ibadetler...

Düşüncelerimi dağıtmak ve orta yaşlı adama yukarı çıktığımı belli etmek için hafifçe öksürüyorum.

''Hoş geldin Arif amca, niye ayakta kaldın? Otursaydın,'' dediğimde bana dönüyor.

Kirli sakalları son gördüğümden biraz uzun. Sünnet olan uzun sakala sahip olmasa da, kökten tıraş etme haramını da yapmıyor. Yüzündeki ifadesizliğini gülümsemeye çeviriyor.

RumeysaBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin