Nazenin bu denli hırçın ve agresif tavırlar takınarak hata yapıyordu. Beyni, ona aynen böyle söylüyordu. Ancak zavallı kalbi onunla aynı fikirde olmamalıydı ki göğüs kafesini parçalarcasına atıyor ve onu zora sokuyordu.
Normal ve soğukkanlı davranıp, görüşmedikleri yıllarda adama nasıl oluğunu sormalıydı mesela. Fakat bir ilah gibi karşına dikilen Kaya'ya bu denli yakın olunca bildiklerini de unutmuş ve öfkesinin onun yerine karar almasına izin vermişti.
"Masaya geçelim mi?" diyen Kaya aslında teklifte bulunmuyor, yapılması gerekeni söylüyordu.
Sert adımlarla odanın köşesindeki küçük toplantılar için kullandığı siyah masaya oturdu ve Nazenin'in de ona katılmasını bekledi.
Nazenin de aldığı derin nefesin ardından ancak hareket edip ayağa kalktı. O anda 'Sakın adama bakma' kuralını unutup birkaç saniye boyunca Kaya'yı süzdüğünü fark edince içindeki haine lanet okudu.
Üstün ırk olarak doğan adam geçen zamanla beraber daha da ulaşılmaz bir canlıya dönüşmüştü ki, bu aşamada ona sadece insan demek istemiyordu. Bu hem Kaya'ya hem de insan ırkına haksızlık olurdu. Hayır. Sakın seni etkilemesine izin verme.
Maalesef ki aynı değişiklik, adamın kibri ve özgüveni için de geçerliydi. Hatırladığı kadarıyla eskiden de yeterince vardılar, oysa şimdi en üst seviyeye ulaşmışlardı ve adam her hareketiyle ne olduğunu bilerek yaşıyordu. Kendine hatırlattığı bu ayrıntı sayesinde Kaya'nın etkisinden kurtulup adım atmaya başladığında Nazenin yeni bir hata yaptı ve adamın gözlerinin içine bakma gafletine düştü.
Yüzüne tokat gibi çarpan bu görüntüyle olduğu yerde sarsıldı. Derin bir girdap gibi onu çeken bir çift mavi göze yenilmeyecekti. Ancak kabul etmeliydi ki, birazcık cesareti olsaydı, sonunu bile bile kendini o girdabın içine bırakırdı.
Yürümeye devam eden Nazenin, kendine bir iyilik yapıp kapıya doğru ilerlemeli ve sonsuza dek Kaya'yı hayatından çıkarmalıydı. Evet, mantıklı olan buydu. Ancak şartlar ona fazla seçenek sunmuyordu.
Adımlarına devam ederken çıkış kapısına yöneldiği kısacık bir an bunu gerçekten istedi. Fakat aynı saniye içinde toparlandı ve Kaya'nın yanındaki boş sandalyeye ilerleyip oturdu.
Şu an bunu kendine yapmaya neden devam ediyordu, bilmiyordu. Galiba kendini insanlığa sunulmuş bir lütuf gibi gören Kaya'ya haddini bildirmek için can atan tarafı baskın çıkmıştı.
Yüzündeki tüm ifadeleri silen Kaya masanın kendi tarafında duran kâğıdı işaret parmağıyla sürükleyip genç kadının önüne koydu.
Temkinli davranan Nazenin ise önce genç adamın yüzüne sonra da önüne bırakılan kâğıda baktı. Nihayetinde hiçbir şey söylemeden tek hareketle topladığı saçlarını kalemle tepesine sabitledikten sonra işe koyuldu.
Ellerinin titriyor olmasına ve kalbinin normalden iki kat daha fazla atıyor olmasına aldırmadan kâğıdı okumaya başladığında iç sesiyle "Lütfen Allah'ım," dedi, ancak cümlenin devamını getirmedi. Çünkü isteğinin ne olduğu belliydi. Son nefesine de mal olsa bu adama haddini bildirmeden yerinden kalkmayacaktı.
Nerede olduğunu ve yanında meraklı gözlerle onu seyreden adamın varlığını unutarak çalışmaya başlayan Nazenin, bilanço tablosunun detaylarını incelerken öte yandan önündeki boş kâğıda yazdığı her rakamla kendine olan güvenini tazeledi. Sanki orada olduğunu biliyormuşçasına daha ilk bakışta sorunu bulmuştu. Tabii Kaya'nın bunu anlamasına izin vermeyecekti.
